Kitabı okurken aklıma gelen bir şeyleri yazdım: Gelişmek o kadar da iyi bir şey değil. Hatta neredeyse hiç iyi bir şey değil. Çünkü gelişmek basit bir perspektiften bakınca belli şeyleri daha kolay yapmayı sağlıyor gibi görünse de yeni ihtiyaçları beraberinde…devamıKitabı okurken aklıma gelen bir şeyleri yazdım:
Gelişmek o kadar da iyi bir şey değil. Hatta neredeyse hiç iyi bir şey değil. Çünkü gelişmek basit bir perspektiften bakınca belli şeyleri daha kolay yapmayı sağlıyor gibi görünse de yeni ihtiyaçları beraberinde getirir ve ortalamada yaşamı zorlaştırır. Mesela insanlar tarım devrimini yaptığında bu insanlığın soyu için iyi olmuş gibi görünse de insanları çok daha fazla çalışan, daha mutsuz bir tür yaptı. Ya da internet devrimi tüm işleri çok kolaylaştırdı ama belki daha gereksiz sayılabilecek çok fazla işi hayatımıza soktu. Mektup yazmak sosyal medyayı takip etmekten, herkese mesaj yetiştirmeye çalışmaktan çok daha az yorucuydu.(Sosyal medya bir gereklilik değil gibi görünse de aslında yeni toplum yapısı bunu da gerekli kılar hale geldi).
Evrim türlerin lehine çalışıyor. İnsan türü evrimin kendisini bile şaşırtacak kadar başarılı bir süreç geçirmiş olabilir. Ancak birey ve tür ayrımını iyi yapmak gerekiyor. Velhasıl bireyin aleyhinde bir süreç ilerliyor. İnsanlık türü büyüdükçe kişi başına düşen doğa alanı azalıyor. Büyük bir toplumun içinde kişi önemini yitiriyor. Toplumun kümülatif gelişmi için kendi zamanının neredeyse tamamını harcıyor. Sonucunda mutsuz bir birey oluşuyor. Her ne kadar insanlıkla birlikte gelişen teknolojiler bireye daha fazla imkan veriyormuş gibi görünse de ortalama bir insan bunları genelde kendi idealleri için kullanıyor olmaktan çok uzak. Birey toplumun içinde yitiyor.
Avcı toplayıcı insanları düşündüğümüz zaman genelde yaşam standardı çok düşük, sürekli tedirgin, yeri yurdu olmayan konforsuz insanlar aklımıza gelir. Ki bunlar çoğunlukla doğrudur. Ama onlar bizden çok daha mutlulardı muhtemelen. Bir defa insanın evrimleştiği şekilde, içgüdülerine uygun yaşam şartlarında yaşıyorlar. Toplum tabularıyla ciddi dayatmalar en azından bizimki kadar yok. Yaklaşık 100 kişilik topluluklar halindeler. Herkes birbirini tanıyor. Birey çok daha önemli. Başka toplulukları pek görmüyorlar. Kişi başına düşen doğal kaynak miktarı çok fazla. Günde sadece birkaç saat avlanma, yemek pişirme, ateş yakma gibi işlerle uğraşıyorlar. Geri kalan zamanları da dedikodu, gırgır şamata, dinlenme ile geçiriyorlar. Hareketli bir yaşamları var. Çevrelerine tamamen hakim her birey. Bireyler bizimki gibi tek yönlü, bir mesleğe odaklı değil. Herkes her şeyin farkında ve her işi yapabiliyor. Zeka seviyeleri bizimkiyle aynı diye tahmin ediliyor. Bizden farkları insanlığın kümülatif birikimine sahip olmamaları. Her ne kadar aksi rasyonel düşünceye daha çok hitap etse de bana avcı toplayıcı insanlar bizden daha özgürlermiş gibi geliyor.
———————
“Bu yüzden mutluluk belki de, bir insanin anlamla ilgili sanrılarını, hakim kolektif sanrılarla uyumlu hale getirmesidir. Kişisel hikayelerimiz, etrafımızdakilerin hikayeleriyle uyumlu olduğu sürece hayatın anlamlı oldugunu ileri sürebilir ve bu bilinçle mutlu olabiliriz.
Bu aslında oldukça üzücü bir sonuç; mutluluk gerçekten kendi kendini kandırmaya mı bağlıdır?”