Tadı damağımda kaldı vallahi ya. Tam ihtiyacım olan zamanda okumuşum, hayattan soyutlama konusunda birebir. Keşke biraz daha uzun olsaydı dedirtti. Baudelaire okumadık da demeyiz artık. Elime deneme almayalı uzun zaman olmuştu, ilaç gibi geldi. Maksimum 1 saat gibi bir sürede…devamıTadı damağımda kaldı vallahi ya.
Tam ihtiyacım olan zamanda okumuşum, hayattan soyutlama konusunda birebir. Keşke biraz daha uzun olsaydı dedirtti. Baudelaire okumadık da demeyiz artık.
Elime deneme almayalı uzun zaman olmuştu, ilaç gibi geldi. Maksimum 1 saat gibi bir sürede bitirilebilir.
➡️ Şimdi de göğün derinliği şaşkına döndürüyor beni, duruluğu çileden çıkarıyor. Denizin duyarsızlığı, gözlerimin önündeki görünümün değişmezliği ayaklandırıyor beni...
➡️ Bir düellodur güzeli incelemek, sanatçıyı yere sermeden önce dehşetten haykırtan bir düello.
➡️ Ama bir saniyede erginin sonsuzluğuna kavuşmuşlar için cehennemin sonsuzluğunun sözü mü olur?
➡️ Birkaç güzel dize yaratayım da insanların en aşağılığı olmadığımı, hor gördüklerimden aşağı olmadığımı kanıtlayabileyim kendime.
➡️ İç çekişleriniz hiç değilse pişmanlığı belirtseydi, birazcık onurlandırırdı sizi; ama ancak rahata doymuşluğu, dinleniş bezginliğini koyuyor ortaya. Hem sonra yararsız lakırdılar sıralamaktan da hiç bıkmıyorsunuz.
➡️ Halk böyle günlerde acıyı, işi, her şeyi unutur gibi gelir bana; tıpkı çocuklara benzer böyle günlerde. Küçükler için bir tatil günüdür bu, okul korkusunun yirmi dört saatliğine ertelenmesidir. Büyükler içinse, yaşamın kötü güçleriyle yapılan savaşta bir ateşkes, evrensel yorgunluk ve evrensel çarpışmada bir soluklanmadır.
➡️ Bir zamanlar kahkahadan kırıp geçirdiği bir kuşaktan artakalmış yaşlı yazın adamının görüntüsünü gördüm ben; yoksunluk yüzünden, halkın nankörlüğü yüzünden böylesine düşmüş, barakası unutkan kalabalıklarca hor görülmeye başlanmış yaşlı ozanın; dostsuz, ailesiz, çocuksuz yaşlı ozanın görüntüsünü gördüm.
➡️ Düşüncelerim havanın hafifliğine eşit bir hafiflilikle uçuşuyordu; kin gibi, kutsallıktan yoksun aşk gibi bayağı tutkular, ayağımın altından, uçurumların dibinden sıra sıra geçen bulutlar kadar uzak görünüyordu şimdi bana; ruhum da beni saran gök kubbe kadar geniş ve arı gibiydi; yersel nesnelerin anısı zayıflayıp azalarak geliyordu, uzaktan, çok uzaktan, bir başka dağın yamacından geçen fark edilmez sığırların çıngırak sesleri gibi.
➡️ Ne dersiniz, hanımefendi, gerçekten değerli, sizin kadar abartılı bir aşk şiiri değil mi bu? Doğrusunu isterseniz, bu özentili övgüyü örerken o kadar haz aldım ki karşılığında hiçbir şey istemeyeceğim sizden.
➡️ Bırak da uzun, uzun, uzun süre içime çekeyim saçlarının kokusunu, bir kaynağın sularına yüzünü daldıran bir susuz adam gibi yüzümü daldırayım içlerine, hoş kokulu bir mendil gibi elimle sallayayım da anılar silkelensin havada.
➡️ Soğuk yokluklarda yakamıza yapışan şu ateşli hastalığı, şu bilinmeyen ülke özlemini, şu merak bunalımını bilir misin? Sana benzeyen bir yer var, her şeyin güzel, zengin, dingin, ve dürüst olduğu, düş gücünün bir Batı Çin'i kurup süslediği, yaşamı ciğerlere çekmenin tat verdiği, mutluluğun sessizlikle birleştiği bir yer. Gidip orada yaşamalı, gidip orada ölmeli işte!
➡️ Bu gömüler, bu eşyalar, bu lüks, bu kokular, bu mucizemsi çiçekler, sensin. Bu büyük ırmaklar, bu durgun kanallar da sensin. Götürdükleri o tümden zenginlik yüklü, o üzerlerinden tekdüze gemici şarkıları yükselen kocaman gemiler düşüncelerimdir, uyuyan ya da göğsünde yuvarlanan düşüncelerim. Sonsuzluk denilen denize doğru götürüyorsun onları usul usul, bir yandan da güzel ruhunun duruluğunda göğün derinliklerini yansıtıyorsun. Gemiler dalgalardan yorgun düşmüş, ağızlarına dek Doğu ürünleriyle dolup ana limana dönerken de benim düşüncelerimdir, zenginleşip Sonsuzluk'tan gene sana dönen düşüncelerim.
➡️ Doğaüstü adalette bile biraz acele ve rastlantı olduktan sonra, insan adaletinin de bazı bazı böyle olmasına şaşmayalım. Bizler de haksız birer yargıç oluruz yoksa.
➡️ Düşüncem büyük bir serseri anlaşılan. Öyle ya, bu kadar yakınımda bulunanı aramak için o kadar uzaklara gidiyor. Haz ve mutluluk, karşımıza çıkan ilk handadır, haz alanında çok verimli olan rastlantı hanında. İyi bir ateş, parlak çiniler, iyi kötü bir çorba, sert bir şarap, biraz sert ama serin çarşaflı, çok geniş bir yatak; bundan iyisi olur mu? Bugün düşümde üç evim oldu, üçünde de aynı hazzı buldum. Ruhum böyle rahatça dolaştıktan sonra, yer değiştirsin diye neden zorlayayım bedenimi? Tasarı tek başına yeterli bir ergi olsa, tasarıları gerçekleştirmeye ne gerek var?
➡️ Kötülük bağışlanamaz, ama kötü olduğunu bilmek iyi şeydir; ahmakça kötülük etmekse, kusurların en düzelmezidir.
➡️ "Bu masalın doğruluğundan emin misin?" diyeceksiniz belki. Yaşamama, var olduğumu ve ne olduğumu duymama yardım ettikten sonra, dışımdaki gerçeğin ne olup ne olmadığı vız gelir bana.
➡️ Güneş altında görülen şey bir cam altında olup bitenler kadar ilginç değildir hiçbir zaman. Bu karanlık ya da ışıklı delikte yaşam yaşar, yaşam düşe dalar, yaşam acı çeker.
➡️ Bu yaşam her hastası yatak değiştirme saplantısına kapılmış bir hastanedir. Kimi soba karşısında çekmek ister açısını, kimi pencere yanında iyileşeceğine inanır.
➡️ Ruhum yanıt vermiyor. Hiç ses çıkmıyor ruhumdan. Tek sözcük yok, ruhum ölmüş olmasın? En sonunda patlıyor ruhum, sonra da bilgece haykırıyor: "Bu dünyanın dışında olsun da neresi olursa olsun!"
➡️ Sokrates'in Şeytanı ile benimki arasında şöyle bir fark var yalnız: Sokrates'inki yalnız kendisini korumak, gözünü açmak, durdurmak için çıkardı karşısına, benimkiyse öğüt verir, esin verir, inandırır. Zavallı Sokrates'in yasaklayıcı bir Şeytanı vardı; benimki hep hak verir bana, benimki bir eylem Şeytanıdır, ya da bir savaş Şeytanı.
➡️ Ancak eşit olduğunu kanıtlayan kişi eşittir bir başkasına, özgürlüğü ancak onu kazanan hak eder.