Kısa Bir Hikaye :)) Yukarı doğru baktı. Tüyleri bir anlığına da olsa diken diken olmuştu. Karla karışık yağmur yağmaktaydı. Penceresinin geniş çerçevesinden izliyordu dışarıyı. Eline bir sigara aldı ve "Benzini siz döktünüz bu hayata, yakan da ben olayım." dercesine yaktı…devamıKısa Bir Hikaye :))
Yukarı doğru baktı. Tüyleri bir anlığına da olsa diken diken olmuştu. Karla karışık yağmur yağmaktaydı. Penceresinin geniş çerçevesinden izliyordu dışarıyı. Eline bir sigara aldı ve "Benzini siz döktünüz bu hayata, yakan da ben olayım." dercesine yaktı çakmağı. Dip bir başkaydı. Küçücük bir hayatı vardı. Nesnel olarak sayıya dökünce uzundu belki ama ona sorsan yeni doğmuş ve ölmek üzere olan bir bebekti. Sahi bebek, evet bebek. Bir bebeği olsun çok isterdi. Kucağına alıp sarılabileceği bir bebek. Ona anne diyecek bir bebek. Kimseler yoktu sokakta. Dışarı çıkmak istedi. Sigarası henüz tam yanmamıştı bu yüzden bitirmeden camın önünden gitmek istemedi. "Şu sokağın dili olsa keşke de beni bana anlatsa, çoğu insandan daha iyi tanır beni şu asfalt." diye geçirdi içinden dumanını dışarı üflerken. 3 gündür sigara içmiyordu. Almaya ne vakti ne de parası olmamıştı çünkü. Yıllardır içtiği en lezzetli sigaraydı belki de. Çünkü uzun olarak nitelendirilebilecek kadar bir süre zarfı boyunca ayrı kalmıştı sigaradan. Tıpkı çocukluğundan beri sadece bir kez aşık olup ardından da onu unutup yıllar sonra bir kez daha aşık olması gibi. İçtiği sigara ile yaşadığı aşk arasında böyle bir benzerlik vardı işte. Sadece bu mu, sayalım teker teker belki sabaha biter. İkisi de ona zarar veriyordu, ikisini de bırakmaktan acizdi, ikisi de bir gün son bulacaktı, ikisi de onu toplumdan ve insanlardan, her şeyden soğutuyordu, ikisi de onu düşüncelere daldırıyordu... Daha çok saymak mümkün ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. Şimdilerde yalnızdı. Kimse yok, gerçi ona sorsan gerek de yok. "Artık tükenmiş olan birisi için" diye geçirdi içinden, "ölüm çok da korkunç olmasa gerek" diye de ekledi. 8. kattan aşağı baktı. "Atlarsam, 10 saniye sonra aşağıda olurum. Peki o 10 saniyede bütün hayatım gözümün önünden geçer mi gerçekten? 10 saniyede koca ömür..." diye düşünürken atlamasına engel olan ölüm korkusundan çok, hatırlamak istemediği anıları görme, o anları tekrar yaşama ve hissetme korkusuydu. Gözlerini kapattı ve "Ölünce de gözler kapanıyor ama tekrar açılmıyor. Hem ölmüşüm yaşamışım ne fark eder ki? Şimdi bir anda ölsem kim anlar, kim fark eder ki yokluğumu? E o zaman ben nefes alan bir ölüyüm. Şu havaya üflediğim sigara dumanından farksızım. Varım ama fark edilmiyorum. Sahi en son kim tuttu ellerimi benim, kim sarıldı kollarıma ve bana seni seviyorum dedi, kim saçlarımı okşayıp çok güzelsin dedi bana he, kim kim kim?" diye iç geçirdi. Sonra gözlerini açtı. "İnsanlar çalışıyor durmadan. Peki ne için? Daha iyi bir hayat için. -alaycı bir gülümseme ile devam etti- Daha iyi bir gelecek için. Sanki çok uzun yaşayacaklar da. Topu topu 70-80 sene. Sonra mezara, tıpkı diğerleri gibi. Çalışıyorlar çünkü güzel bir ölüm istiyorlar. Bence bu da çok anlamsız. Çünkü güzel bir ölümün ne olduğunu bile bilmiyorlar bence. Eğer bütün hayatım güzel bir ölüme hazırlıksa bana uyar, tam şuan, şimdi ölebilirim. O zaman çok güzel ölmüş olurdum. Ah ah, kahrolası intihar. Olmuyor be. Ben daha ne kadar yaşarım bilmem ki. Ne kadar daha sürer bu işkence. Tanrım, ölüler neredeler? Şu dünyada ismin ne önemi var? Ölünce mezar taşına yazacaklar, yaşarken öyle çağıracaklar. Ya sonra? Hiç yaşamamış olacaksın. Hani isimler ölümsüzdü. Yalan, yalan, yalan... Tıpkı diğer pek çok şey gibi bu da yalan. Yok ölümsüzlük falan. Önem, anlam hepsi uzayın boşluğunda kayboluyor. Ses bile yayılmıyor bu lanet uzayda. Büyük patlamada neredeydi acaba beni oluşturan atomlar? Keşke anlatsalar bana o anı... Onlar çok suçlular. Bana sormadılar var olmak ister misin diye?" söyleniyordu gecenin karanlığında ay ışığına bakarken. İçi acıyordu adeta. Sanki o doğmadan yıllar önce onu oluşturan atomlar birbiriyle kavgalı olmuşlar da şimdilerde de o kavga yüzünden bir arada durmak istemiyor gibiydiler. Kırgın ve kızgındı. O kırılmış bir kadındı. Sadece kalbi değil, zihni de kırıktı. "Ulan benim kadınlığım" dedi. "Ben, seni ezenlere saygı duydum. Ben bu toplumdan tiksinirken, toplum bana hakaret ederken senle gurur duyamadım. Affet benim canım kadınlığım. Ve sen, yalnızlığım. Kimse yokken sen vardın yanımda. Sen de affet beni." derken sustu bir anda. İçtiği sigara öksürüğe sebep olmuştu. Biraz da söylemeye çalıştığı şeyin ağırlığı altında ezilmişti. Birazdan kulaklarının duyacağı şeyi söylemek için hazırlanıyordu. Biraz öksürükten sonra "Senden af dilemeye yüzüm yok belki ama yüzsüzün teki olduğumu herkes bilir. O yüzden af dileyeceğim." derken gökyüzüne karşı, birkaç damla gözyaşına ev sahipliği yapan yanaklarına rüzgar çarpmaktaydı. "Sen öldün, ben hayattayım. Ama inanır mısın, gerçek şu ki sen ne kadar ölüysen ben de o kadar cansızım. Sen, benim tanıdığım en iyi adamdın. Herkes unutabilir seni ama ben asla. Şu hayatta belki de tanıdığım tek iyi insan sendin ve sen de, sen de - boğazına düğümlenen kelimeler onu hıçkırıklara boğarken bir anlığına durup- öldün." diyebildi. Artık söylemişti. Gökyüzü şahitti ona. İnsanlar yerine yıldızlara anlatmıştı. Kimse duymamış, kimse görmemişti onun bu halini. Elindeki sigaranın son külleri de 8. kattan aşağı düşerken yanağından da son gözyaşları süzülüyordu. Aynaya bakınca gördüğü tek şey suçluluktu. Kendi gözlerine baktığında fark ettiği tek şey mahcubiyetti. Kabullenmişlik... Buna mahkum olmuştu. Tekrar ayağa kalkabileceğine olan inancı hâlâ içinde bir yerlerde uyuyordu. Kim bilir, belki yıllar sonra o uyuyan dev uyanır ve her ağlayan bir gün güler lafı bir kez daha haklı çıkarak bu kadında vuku bulurdu belki. Doğru, her ağlayan bir gün gülecekti. O günü bekler bir halde içeri geçti. Yıldızlara ve geceye veda ederek yatağına uzanmak üzere içeri geçerken pencerenin camını örttü. Perdeyi kapatmadan önce eskiden yaptığı gibi yapmaya çalıştı: Yatağa gitmeden önce bir sarılma, yanaktan bir iyi geceler öpücüğü ve hoş bir gülümseme. Kollarını kürek kemiklerine doğru götürerek kendine sarıldı, elini dudağına götürdü ve öptü. Sonra o parmaklarını yanağında gezdirdi. Aynaya baktı, lakin gülümsemek imkansızdı. Sadece sessiz çığlığında boğulmamak için birkaç gözyaşı döktü. Bu ritüeli onla beraber her gece yaptığını aklına getirince onsuz hayatın ne kadar zor olduğunu bir daha anladı. "Nur içinde yat... Mekanın cennet olsun sevgilim. Seni unutmayacağım" dedi sesli bir şekilde. O gece ses tellerini ilk defa kulaklarının net bir şekilde duyabileceği şekilde titreştirmişti. Yatağa uzandı ve gözlerini kapattı. Sabaha çıkmama ümidi ile uykuya dalarken ömründen bir gün daha eksildiği için mutlu bir şekilde uyudu...