Yani bunu yazmama gerek var mi bilemedim ama challenge ile baya gaza gelen benin şu hafta da okuduğu 3. Kitabı... Kitaba dair. . 10/10 💫 . . Övünmemiz, ilham ya da ders almamız gereken geçmişimizle yarışmaya kalkıp, gecemeyince de hırçınlaştık.…devamıYani bunu yazmama gerek var mi bilemedim ama challenge ile baya gaza gelen benin şu hafta da okuduğu 3. Kitabı...
Kitaba dair.
. 10/10 💫
.
.
Övünmemiz, ilham ya da ders almamız gereken geçmişimizle yarışmaya kalkıp, gecemeyince de hırçınlaştık. Geçmişimizi geçmemiz sartmiş, yoksa tutunamazmışız gibi düşünerek kendi kendimize saldırır gibi gecmisimize saldırdık. Kendi kendimizi karalar gibi geçmişimizi karaldik.
Bu savaş "Çanakkale'yi geçmeye geldik" diyenlerle, "Çanakkale'yi geçirmeyeceğiz" diyenlerin savaşıydı. Kimse kendi etnik kökeninin derdinde değildi.
(Düşman Çanakkale'den geçemedi ama çanak antenden geçip evlerimize kadar girdi bile.. Mahmut Ustaosmanoğlu k.s.)
"Bugün için Çanakkale yalnızca tarihimizin bir parçası değil, bu coğrafyada Binlerce yıl birlikte yaşamanın maharetini sergilemiş insanımızın ortak yaşama azmidir."
Insanımız Bu kararlılığını en son Sakarya'da kanı ile imzalanmıştır. Tüm bir başarı ve Zafer'in Özünde "iman kardeşliği" ile osmanlılık bilinci yatmaktadır.
"Osmanlı evlerinin her bir köşesi insana tahsis edilmiş, insanın yaşam alanı eşya ile sınırlandırılmamıştı. (şimdiki evlerde insanın değil, eşyanın saltanatı var.)
Mimari anlayışı ise tamamıyla Osmanlı insanının Hayat görüşünün bir yansımasıydı.
Osmanlı evinin odaları yüksek tavanlaydı. Tavanın yüksek oluşu insan ruhunu hem yüceltir, hem de Ruha ferahlık ve sükunet verirdi. (Alacak tavanlı Dairelerde ruhumuz bunalıyor, depresyona giriyoruz.)"
Aslında kitabı okurken kendimizi okuduğumuzu Ama artık kendimizin kendimiz gibi davranmadığımızı filan hissettim...
Osmanlı insanı + Yani bi zamanlar bizler;
Dürüsttük ..
itibarlıydık ..
Temizdik..
Çeviriciydik ...
harama el sürmezdik...
dosdoğruyduk ...
Naziktik ...
Cihan'a örnektik...
Hayata saygılıydık...
Hayır severdik..
Hayvanlara karşı hoşgörülüydük...
örnekleri ile kitap bize bunu anlatmaya başlıyor ve içimizde bazı duyguların Kıpraştığını hissettiğimiz gibi kendimizi, eski benliğimizi unuttuğumuz ve küçümsediğimiz tarihimizi aslında içimizde hala bir yerlerde var olan özümüzü özlüyoruz.. evet. -Böyle sizli bizli konuştuğuma bakmayın, kendi duygularımdan bahsediyorum da işte-
Vakıf müesseseleri ise insana Ve tabii ki hayata duyulan sevgi ve saygının kurumlaşmış halidir. Böyle müesseseleri düşünebilmek için, insanın Yaradılış hikmetini kavraması gerekirdi. Insanın Yaradılış hikmetini en iyi anlatan kitap Kur'an olduğuna göre, insana hizmeti Pek tabii Müslümanlar kurumlaştıracaklardı. Böylece Müslüman yüreklere Vakıf Fikri doğdu ve kısa sürede kültüre dönüştü."
Kitap sayesinde Pek tabii şunu da görebiliyoruz ki Osmanlı'nın insana ve hayata ne kadar değer verildiği gerçeğini. Her konuda, din, dil, renk, ırk, ayırmaksızın insanın düşünüldüğü insanın özgürce yaşaması için imkanlar sunulduğu, gerek kadınlara daha özel biçimde imkanların gerçekleştirildiği bir zaman Osmanlı'nın hükmettiği yıllar.
( Dışkapı bir avluya açılırdı, avlularr çocuklarla kadınların özgürlük alanını oluştururdu. çocuklar oyun oynayıp hoplayıp zıplayarak enerji tüketirken, kadınlar güller, çiçekler, ve meyve ağaçları arasında dolma doldurur, sarma Sarar, >> sohbet eder Onlar da kendi açılarından hayatını stresinden alınırlardı.)
Sizi bilmem ama böyle bir devirde değilde öyle bir devirde yaşamak için bu ömrümü verir yeni bir ömür dilerdim... Aslında Yavuz Bahadıroğlu Biz osmanlıyız diye vurgulayarak yazmış bu kitabı, yani her ne kadar da geçmişi ve tarihi anlatıyor olsa bile aslında bizi-bizleri özümüzü, gerçeğimizi anlatmakta bizlere.
En azından gören gözlere .d
Osmanlı'yı, Osmanlı Devleti'ni küçümseyerek ve hor görerek bakanların aksine büyük bir hayranlıkla okudum ve öyle yazıyorum incelemeyi. Osmanlı'ya Osmanlı'nın insan sevgisine, insanı anlama biçimine... Osmanlı'nın ince düşünceliğine ölüyorum ya..
Okurken Yavuz bahadıroğlu'nun kanayan yaralarına merhem olamazdık ama bizim de kanayabilirdi Yaralarımız ve benim için de öyle oldu açıkçası... Yavuz Bahadıroğlu dertli bir dava adamıydı hakikaten bakın ne diyor bir cümlede "lüks, İhtişam, gösteriş gibi dünyaya yönelik kavramlar, inancımızın bir parçası olmadığı gibi, kültürümüzün, medeniyetimizin ya da tarihimizin de bir parçası değildir. Biz eskiden böyle yaşamazdık, lüksümüz, tantanımız yoktu. Burada bence çok açık görüyoruz ki biz inancımızı, kültürümüzü kaybettik tarihimizi unuttuk ve eskide kaldı bütün o güzelliklerimiz...
Osmanlı toplumu, sözün Tam manasıyla bir sevgi, şefkat ve yardım toplumuydu. Devlet, hayat ve hayrat Devleti, insan "hayrat ve Hasenat insanıydı." Komşu açken tok uyumayı, peygamber dergahından kovulma anlamına alır ve çevresine elinden gelen her türlü yardımı yapardı.
Bakın kanayan yaramız derken ne demek istedim.
" özelliklerimiz, güzelliklerimiz gitgide kayboldu. Bugün de zaman zaman muhtaçlara yardım ediyoruz, ama sanki yardımlarımız, eskisine Nispetle, biraz gösteri, biraz da gösteriş kokuyor
Çünkü artık hayatımızda inançlarımızı değil, gösteriş tutkumuz da ticari, sosyal, siyasal kaynaklarımızı biçimlendiriyor.
Bu durumda Tabii ki Altta kalanın canı çıkıyor. Sonuç, "sende var, bende yok" hasedi ve ardından kavga.
Yani hayatımız, yaşama biçimimiz artık, tam bir kaos tam bir kargaşa..
Neredeyse kitaptan cümleler yazmaktan Kendi düşüncelerimi yazamıyor gibi oldum ama olsun. Sevgi ve bilgi katılmış sohbete muhabbet derler. Osmanlı ceddimizin, Sevgi, bilgi, Şefkat, dostluk, paylaşım gibi bugün çoğu unuttuğumuz kavramlardan oluşan bir "muhabbet" geleneği vardı. Eski kahvehaneler bile bu Geleneğe hizmet ederdi ve şu değiş meşhurdur
"Gönül ne kahve ister ne kahvehane 💦
Gönül sohbet ister Kahve bahane 💞 "
Kısaca kitabı tanımlayacak olursak, Osman'lıyı anmakta. Bize bizi anlatmakta ve bizlere bizleri hatırlatmakta. Herkese tavsiye ederim 🌿