Savaş,sevgi ve aydınlanma temalı bir kitap. Baş karakter Ferdinand ülkesindeki savaş nedeniyle ülkesini terketmiş ve Isviçreye yerleşmiş savaş karşıtı bir insan. Ferdinand buradakı huzura aşıkdı. Kim bilir kaç kez içindeki karmaşadan uzaklaşıp bu manzaraya doğru gelmiş, dışardakı huzur dolu manzaraya…devamıSavaş,sevgi ve aydınlanma temalı bir kitap. Baş karakter Ferdinand ülkesindeki savaş nedeniyle ülkesini terketmiş ve Isviçreye yerleşmiş savaş karşıtı bir insan. Ferdinand buradakı huzura aşıkdı. Kim bilir kaç kez içindeki karmaşadan uzaklaşıp bu manzaraya doğru gelmiş, dışardakı huzur dolu manzaraya bakıp rahatlamışdı.
Ferdinand oldukça narin, ressam biriydi. Ülkesindeki savaş onu yıpratmış, korkutmuşdu. Kendisi bir karıncayı bile incitemezdi. O yüzden çok sevdiģi vatanını terketmiş ve burada-Isviçrede yaralarının kabuk bağladığını hissediyordu. Aslında bu şehre yabancıydı bu manzarası olmasa. O sebepdendir ki ne zaman bu manzarasınının üzerini sisler örtse yine içindeki korku, heyecan ve en önemlisi yabancılık geri dönüyor ve ardına bakmadan kaçmak istiyordu. Içindeki insan vatanını çok seviyor, oradakı savaş haline oldukça üzülüyor ve insanlara yardım etmek istiyordu. Fakat ülkesinde marhamet deyil silahlar konuşduğu için elinden hiç bir şey gelmiyor, oraya gidip kendi ülkesini kurtaracak diye diğer insanları katletmek, elini kana bulamak istemiyordu. Bunu yapamazdı. Savaşı anlamıyordu.
Bir tarafdanda her an asker çağrısı gelecek diye bekliyor ve eğer bu çağrı gelirse karşı koyamacağından korkuyordu. Zayıf bir insandı Ferdinand. Bu askerlikden kimsenin kurtulamayacağinı ve bir tarafdan da belki askerliğe giderse yıllardır süren içindeki korkunun biteceğine inandığı için ayakları onu oraya sürüklüyordu. Fakat birde karısı Paula vardı, onu çok seven karısı savaş karşıtı ve Ferdinanda nazaran özgürlüğünü canı pahasına bile devlete kaptırmamaya yeminli bir kadındı. Ferdinanda da izin vermeyecekdi.
Ferdinandın yine korku dolu bekleyiş içinde olduğu günlerin birinde postacı geldi ve o kağıdı-evet çağrı kağıdını ona uzatdı ve Ferdinandın kabus dolu günleri başladı. Içindeki korku ve mecburiyet onu ülkesine doğru iterken, sevgisi onu buraya bağlıyor ve Ferdinandı çıkılmaz bir boşluğa itiyordu. Ferdinand her şeyden önce mecbur hissediyordu, sanki o devlete aitmiş ve kaçış yolu, hayır deme şansı yok gibi hissediyordu. Aslında her insan doğduğu zaman bir devlete ait olur. Doğar doğmaz ona sorulmadan bir ülkenin vatandaşı olur ve kaydı alınır. Amma sonradan özgürlüğümüzü kazanmak bize bağlı, her ne kadar imkansız olsa da bize bağlı.
Isviçreye gelmeden 8 ay önce onu yine mecburen askeri muayeneye almışlar, onlara insan gibi değil de gerçekden birer robot, birer köle gibi davranıyorlardı. Gerçekden de onlar dövüşmeğe takati catacak olan, güçlü kuvvetli olması bile önemli değildi, sadece ağır hastalar dışında kurbanlar arıyorlardı. Ferdinand bunlara bizzat tanık olmuş ve bu kurbanlık zamanını iyi hatırlıyordu. Savaş yüzünden insanlar aç, yorgun ve en önemlisi sevdiklerinden ayrı düşmüşdü. Devletler ise her zaman olduğu gibi sadece yeni bir toprak parçasına sahip olmak uğruna insanları katlediyor ve insanların gerçekden ihtiyacı olduğu şeyleri umursamıyordu. Kimin umurundaydı ki? Her yerde olduğu gibi Ferdinand ülkesindede insanlar devletin açgözlülüyünün esiri olmuşlardı.
Biraz daha yazarsam bütün hikayeyi anlatacağım.
Ferdinand'ın tercihinin ne olduğunu merak edip okuyacaklara keyifli okumalar diliyorum.📚