Romantik bir aşk hikayesi olarak başlasada hikayemiz bir erkekle kadının tutku ve aşkını ifade etsede başlarda aslında hayata tutunmaya çalışan avare bir kişinin kendi özü ile olan acı tanışması ile son buluyor. #y:463 hocanın #k:24092 kitabında bahsettiği belli başlı kavramlara…devamıRomantik bir aşk hikayesi olarak başlasada hikayemiz bir erkekle kadının tutku ve aşkını ifade etsede başlarda aslında hayata tutunmaya çalışan avare bir kişinin kendi özü ile olan acı tanışması ile son buluyor. #y:463 hocanın #k:24092 kitabında bahsettiği belli başlı kavramlara değinir "Kendine tanıklık","Hayatı özgürce kucaklamak","Yaşamın sorumluluğunun bilincine varmış olmak ","Anlam çerçevesi" gibi kavramlarla amaç bireyin kendi özüne ulaşması ve kendi karakterini keşfederek bir birey olarak hayatına yön vermesi yönündeydi.
Romana baktığımızda ise bu kavramlardan çok uzakta hayatını "vur patlasın çal oynasin" şeklinde yaşayan Ömeri in aşık olduğu kıza herşeyini verecek şekilde âşık olmasına rağmen ona gerçekten ve ona nasıl layık olunması gerektiğini bilmesine rağmen " kendi özunde" bu degisimi başaramamış iradesine yenik düşmüştür.
Macideyi belki yeterince sevmiş bu sevginin ona layık olan karekteri göstermesine yani kendi tabiriyle "Bu etrafındakilerin tamamen farklı olana " bir mana atfeden kıza" layık olamayıp "içindeki seytana" esasen iradesizligine yenik düşmüştür.
Bu ana kadarki sorumlu olan bu nevi söz ve fiillerin mesulu olarak kendi içindeki şeytanı suclamistir.Bu şeytan ona sorumsuzluk,iradesizlik,tembellik telkin eden bir melundur,onu bir yenebilse Macideye layık bir adam bir karakter olabilecektir yalnız başaramaz çünkü o bu eylemlerin sorumlusunu bu zaman kadar irade dışı gördüğü için aslında kendi iradesizliginin pençesinden kurtulamamistir.Macidenin başlangıçta tanıdığı Ömer in zamanla evliliğin sorumluluğunu tasiyamayan ve kendi iradesinin esiri olan sevgili Ömer ine olan yabancılığı ve onun kendi ruhunda yaşadığı çözümleme sonucu artık işi isten geçmiş manen Macide ile olan ayrılığı gerceklesmistir.
Romanda toplumdaki bu iki karakterin tahlili dışında ,aydın geçinen bir zümreye de çatılmış ve bu edebi,felsefi grubun bir takım fikri akım la beraber ne kadar aristokrat gözükselerde gosteriscilikten ve kendi içlerindeki tutarsizliklardan sıyrılamayıp aylak bir grup olduklarına dönemin fikri yaşamına da çatılmış.Yazar kendi hayatında yaşadığı sıkıntıları ise bence Bedri karakteri ile anlatmış.
Birçoğumuz hayatındaki bir takım aksaklıkları,sorunları sadece dışarıdan kaynaklı sorun olarak görme eğilimindeyiz çoğu kez ayağımıza takılan taşın sorumlusu olarak birilerini ararız belki çözümü dışarıda bekleriz ama çözüm çoğunlukla" içimizdeki biz "dedir,çözüm değiştirmemiz gereken ve eylemlerde çoğunlukla kafamızda bir yerlerde...