🖋️ Okurken Leyla Erbil’e önce kızmak istedim . Ahmed Arif’in ona olan sevgisine karşı davranışları için . Aslında sadece Ahmed Arif’in ona yazdığı mektupları okuyoruz kitapta . Fakat mantıken verdiği cevaplardan anlaşılıyor karşı tarafın ne yazdığı . Neyse işte ,…devamı🖋️ Okurken Leyla Erbil’e önce kızmak istedim . Ahmed Arif’in ona olan sevgisine karşı davranışları için . Aslında sadece Ahmed Arif’in ona yazdığı mektupları okuyoruz kitapta . Fakat mantıken verdiği cevaplardan anlaşılıyor karşı tarafın ne yazdığı . Neyse işte , en nihayetinde Leyla Erbil’e kızamadım çünkü haklıydı . O evli bir kadındı . Ahmed Arif’in ona yazdığı o muhteşem sevgi sözcükleri karşısında verebileceği tepkiler sınırlıydı . Eşi yanlış anlayabilir , insanlar dedikodu çıkartabilir . Bu gibi durumlar söz konusu olabilirdi . Ki okuyanlar anlayacaktır . Eşi bu mektuplardan gayet haklı sebeplerle rahatsız olabilirdi . Başka bir insan olsa bütün ilişkisini kesebilirdi bile . Durum böyle olduğundan her şey daha hüzünlü bir hal aldı . Okurken kalbim kırıla kırıla okuduğum noktalar oldu . Ama tabi bu yaşanmışlıklar için pek fazla şey söylemek haddime değil . Sadece , bizim bu mektupları okumamızı sağlayan Leyla Erbil’e teşekkür etmek isterdim .Bu kitapta asıl önemli olan noktanın “Ahmed Arif Gibi Sevebilmek ” olduğunu düşünüyorum.
🖋️Şimdi bu söylediklerimden Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e aşık olduğu anlamı çıkartılabilir . Ama Ahmed Arif’in sevgi mantığı , bir aşk veya bir arkadaşlık sevgisi adı altında küçültülmemeli . Kendisi zaten çok sevdiğim bir şairdi . Fakat bu zamana kadar , bu dünya üzerinde böyle temiz , böyle güzel seven bir insan olabileceğinden haberdar değildim . Her zaman , insanları bencil olmadan , büyük bir incelik ve empati duygusuyla sevebildiğimi savunurdum . Fakat böylesine bir sevgiyi ilk defa görüyorum . Aranızda , ne büyük aşklar yaşanmış bu dünyada diyecekler olabilir . Fakat işte bu aşk bile değil . Leyla Erbil evleniyor , fakat Ahmed Arif kıskanmıyor ya da üzülmüyor bile . Normalde başka bir insan olsa o noktadan sonra bırakırdı . Fakat Ahmed Arif ,Leyla Erbil'in varlığını , sözünü , sesini seviyormuş . Şiir gibi sevmek kavramı bu ilişki için söylenebilecek en ideal söz sanırım . Normalde insanlar dış görünüşe göre severler insanları . Bu her koşulda yanlış bir şeydir zaten . Fakat Ahmed Arif dış görünüşünü de sevse bile , aslolan şey ruhunu sevmesidir . Her şeyine değer vermesidir . Hatta bu sebeplerden dolayı Leyla Erbil’de bu sevginin abartı olduğunu düşünüyor zaman zaman .Duygusal bir eksiklikten kaynaklandığını düşündüğüm zamanlar oldu . Leyla Erbil’in de bu tarzda bir tabiri var . Çünkü normalde , her insanın önceliğinin kendisi olması gereklidir . Öbür türlü insanlar saf sevgimizden yararlanır , bizi yaralarlar . Ama Ahmed Arif sadece ve sadece Leyla Erbil için büyük bir ayrıcalık tanımış hayatında . Sözlerinden de anlaşıldığı gibi Leyla Erbil’i her zaman kendinden üstün tutmuş . Müthiş bir sadakat ve sevgiyle bağlı ona . Ve bu sevgi için evlenmelerini gerektiren bir şey olmamış . Ahmed Arif onu , her koşulda dost olarak , aile olarak , eş olarak sevmiş . Bu müthiş sevgiye okuyarak tanıklık edebildiğim için şanslı hissediyorum kendimi . Ahmed Arif’in harikulade şiirlerinden ayrı olarak böyle bir kişiliğe sahip olduğunu görebilmek büyük bir şans bence .
🖋️Ve Ahmed Arif gibi hapis cezası yiyen , onca dayak işkence , onca acılar çeken şairler , yazarlar için söylenecek çok söz var aslında . Ama adalet diye bir şey olmadığına göre , sözlerde anlamsız kalıyor artık ...
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
“Bana kim ne derse desin hatta bir kıza bu kadar ehemmiyet ve kıymet verdim diye bana kızanlar bile olsa , aldırmayacağım ama sen ister dostum ol ister sevgilim , yeter ki hayatımda ol.”
“Bana karşı alâkan yalnız dostça bile olsa, bu , bir merhametten doğmasın... En nihayet iki arkadaş olalım amma bana acımana razı olamam .”
“Şüphesiz haysiyetle ilgisiz bir dünya bu . Ama galiba mezarımıza sadece haysiyeti götüreceğiz.”
“Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım . Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek , sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur .”
“Umut , yaşama sebebi , zulme dayatma yetisi oldun bana . SENSİZ EDEMEM .Bunu bir eksiklik sayanlar olabilir . Takmam kimseyi . Sensiz edemiyorsam bu bana ancak yücelik, haysiyet verir . Dünyaya geldiğime pişman değilem! Seni tanıdım çünkü. ”
“Ha geçen mektubunda bir “burjuva kokmayım burnuna” diyorsun . Yanlış o . Ne kokarsan kok . İster sarmısak ister chat noir! Ben sana ölümsüz , ölümlü , değişir , değişmez niteliklerinle mecburum . Ötesi yok bunun . Kambur , cüzzam da olsan (tövbe tövbe!) benim için aynı gül tazeliğindesin .”
“Oysa ki budalalar , bu toprağı kimseler benim gibi sevemez!”
“Hani milattan önce , sonra diye bir deyim var ya ! Kızmasan , küfretmesen , “Leylâ’dan önce” , “Leylâ’dan sonra” diye başlatıcam takvimimi.”
“Bensiz üzülmene dayanamayacak kadar da egoistim.”
“Her hâl ve şartta kitabımı sana ithaf ediyorum . Sürprizle karşına çıkmak daha güzel olurdu ama bizler artık hayatın bu çeşit tatlılıklarından faydalanamayacak kadar baltalandık.”
“C. Chaplin’in dediği gibi dünyayı anneler , şairler ve öğretmenler yönetseydi , kimseler sızlanmazdı! Ama o da bencileyin hayalci. Nerede o cici anneler , namuslu , bilimci öğretmenler , yiğit şairler ? Belki 2000 yılından sonra... Ah be !”
“Hatırladıkça yüreğim cehennem kesilir.”
“Tabii kıskandığım onların ne eserleri ne de kendileri! Klasik deyimle ruhlarını kıskanıyorum . Yaşamaya haysiyetli bir anlam kazandıran çabalarını...”
“Kaderimiz bir tuhafsa , ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek , günahı boynumuza değil.”
“Galiba özdeyişçiliğim tuttu gene . Çoğu zaman saçmalarım oysa . Saçmalamak bir zorunluk . Sevmem o kusursuz , o evliya görünüşlü kişileri . İçlerinde cehennemî uçurumlar olduğuna kalıbımı basarım .Sahtedirler mutlak .”
“Seni mektupla da olsa öpmek büyük şey . Daha bir süreli ve can tadında hem . Bütün o büyük yazarlar , biyolojistler aldanmış . Ayrılık ve zaman bende sana ait hiçbir ânı öldüremiyor , silemiyor . Ya da ben acayip bir yaratılıştayım . ”
“Ben üşümüyorum bu kış . Kazağın sırtımı , canımı , sevdân evrenimi sarmışken böyle nasıl üşürüm?”
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
İçmek ,
Gözlerinde içmek , ayışığını .
Varmak ,
Gözlerinde varmak , can tılsımına .
Gözlerin hani ?
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
AHMED ARİF ✍🏻
🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙