📜 “Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz, yalnızca bir düşün içinde bir düş.” Edgar Allan Poe 🌕“Kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. Sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. Ama bilmek ve şahit olmak…devamı📜 “Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz, yalnızca bir düşün içinde bir düş.”
Edgar Allan Poe
🌕“Kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. Sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. Ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O’nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.”
“Daima yanında taşı ve atıldığın bu macerada yolunu kaybedecek olursan bu düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.”
🌍
Kitapta öyle güzel sözler var ki alıntılanabilecek, ben sadece ana fikri olduğunu düşündüğüm ve ilk favorim olan kısmı alıntıladım.
Düşlerden kurma bir dünyanın içinde; yeniçerilerin kılıç sesleri eşliğinde, Konstantiniye’de savrulan bir karaktere dönüşüyorsunuz okurken.
Kültürü, tarihi kurguyla harmanlayarak bana memleketimi, topraklarımı hissettirecek bir roman okumak istemiştim her zaman.
İşte buldum...
Bir an bile es vermeden okudum. Öyle bir akışı var ki, hikayenin esrarlı pusu sizi kağıtların arasında da sarıyor. O yüzden ne olacağını merak etmeden okuyamıyorsunuz.
Heyecan bir an olsun dinmiyor.
Karakterlerin isimlerine kadar anlamlı. Hikayeler içinde anlattığı hikayelerde bile anlam mevcut. Ancak bu kadar derinlikte bile aksamayan bir dünya hali, oradan oraya koşturan maceralar yaşayan bir karakter var.
Atmosferi, eski kelimelerle zenginleştirilmiş üslubu ve her köşeden saldıran ‘anlam, anlam ve anlam’ insanı içine çekiyor ve anlatılan şeyin boşuna olmadığını, insanın kendi üzerine alması gerektiğini; muhatap alması gerektiğini haykırıyor.
Bilginin neden insanda, havada asılı kalan bir şey olduğunu düşünüyordum. Bir zâtın nefsle ilgili okuduğu bir kitabı, sadece ne kadar doğru olduğu gerçeğiyle değil de, kendisine yazılmış gibi okuyarak, öğrendiklerini nihayet hayata geçirebildiğini öğrendim.
O yüzden biriken bilgilerim sadece ne kadar doğru oldukları gerçeğiyle; üzerimde bir yük gibi kalıyorlar ve işe yaramıyorlardı.
Bunu öğrendikten sonra da ilk bu kitabı okudum.
Ve bana tam olarak duymam gereken şeyi söyledi “Dünya ve onun binbir halinden korkma!”
Sonra bununla da bitmedi, zaten çok iyi bildiğim diğer şeyi gözüme sokarcasına haykırdı bana, “Düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.”
Ve insanlar sefaya, dünyanın zevk kalkanına sığınarak saklandıkları fenalıklara elbet maruz kalacaklar fakat başlarına gelecek şeyin ne olduğunu bilmeyecekler. Her duygunun bir yolun içinde öğretmek için beklediğini bilmeyecekler ve boşu boşuna acı duyacaklar.
Dünya dediğimiz kitabı okumak zor ve macera, yazarın dediği gibi ibadet hükmünde.
O'nun eserlerini tanımak ve şahit olmak için yegâne yol.
Fakat zîruhta vuku bulan müşahede bizde yok.
En azından ilk defa, tam olarak bana söylenen ve zamanı zamanıma uydurulan şeyi kendi üzerime alıp işitmeyi başardım.
Gerisi yolun sahibine emanet.
Selâmetle...
🐋🎡🐬🪼🪺
🧭