Kafamın karışık olduğu bir diğer eser. Başak Kablan'ı Youtube'tan tanıyordum. Sürekli takip ettiğim birisi değil, arada bir iki videosuna denk gelmişliğim var. Bazılarında ne kadar mantıklı konuşuyor derken bazılarında böyle deli saçması mı olur demiştim. Arka kapak yazısı ilgimi çekti.…devamıKafamın karışık olduğu bir diğer eser.
Başak Kablan'ı Youtube'tan tanıyordum. Sürekli takip ettiğim birisi değil, arada bir iki videosuna denk gelmişliğim var. Bazılarında ne kadar mantıklı konuşuyor derken bazılarında böyle deli saçması mı olur demiştim.
Arka kapak yazısı ilgimi çekti. Zekice yazılmıştı. Beni oku diye bağırıyordu ve karşı koyamadım.
Kendini ifade etmeye çalışan bir kız çocuğunun kalbi gizlenmiş satırların arasında. Fark edilme çabası hissettim bir tık.
Güzel, isabetli tespitler vardı topluma dair.
Babanın ölümü ajitasyon için kullanılmış gibi geldi biraz da. Aksi iddia edilse de...
Çok fazla olmasa da göze batan birçok yazım yanlışı vardı. Bölümler arasına resimler koymak yerine yazım kurallarına daha çok dikkat edilebilirmiş. Bazı resimlerin derinliği ve konu başlıklarıyla ilgisi de gözümden kaçmadı.
Maalesef okunmasa da olur diyeceğim.
🌸 Diyecekler ki; "Babası ölmüş hala yaşıyor, gülüyor, konuşuyor, sevişiyor. Benim babam ölse, ömrübillah kendime gelemezdim." Sanki babanı sen öldürmüşsün de...
🌸 Çocuk herkesin ölümünü normal karşılar. Normal karşılamayan kültürler ve yetişkinlerdir.
🌸 Gerçekten aşkın acı çekmek olduğunu bize televizyon öğretti. "Sıradaki şarkı sevip de kavuşamayanlar için gelsin." bu replikler üzerinden geçen bir çocukluğun, gelecekte yaşayacağı aşklar da çok sağlıklı olmayacaktı.
🌸 Evlendikleri zaman babam bir konuşma yapmış anneme. Sanırım bu konuşmayı annemden 15 kez dinledim. Ezbere bilirim o yüzden: "Bak, İstanbul'a geldik. Buralar biraz farklı. Ama sadece senin için ben olmalıyım. Kötü, üzücü ne yaşarsan boşver, ben varım. Benim üç tane kız kardeşim var. Hiçbirini kafana takmayacaksın. Gün olur seninle konuşmazlar, üzülmeyeceksin. Bizim aile içinde çok sorunlarımız olur, hiçbirine karışmayacaksın. Senin için sadece ben olmalıyım. Benden başka kimsenin sözüne bakmayacaksın."
🌸 Evrende gerçekten bir şeyler olur. Sen verdiğin sözü unutursun ama evren senin için notunu almıştır.
🌸 Bir hikayenin içinde hayatta kalma mücadelesi veriyorsan özürlerin bir anlamı olmuyor galiba.
🌸 Unutmaya niyetli olmasak gömmezdik ölülerimizi.
🌸 Bazen biri ölüyor ve her şey değişiyor, bazen binlerce insan ölüyor ve hiçbir şey değişmiyordu.
🌸 Her kadın hamile kaldığında yeni bir çocuk öldürürdü karnında.
Her doğum yeni bir ölüydü hayata
Aileler o kadar ders almışlardı ki hayattan, yaşadıkları kadarıyla
Hayatı, vermeden aldılar çocuklarından.
Hepimiz ölü bedenlerdik, büyüdükçe küçüldü yaşama ihtimalimiz.
Ve hep ölü bedenler doğurdu kadınlar.
Ve hiçbir katil bu kadar gurur duymadı cesedinden.
🌸 "Tükürsem yüce sanat diye tükürüğümü çerçeveleyecekler." -Picasso
🌸 Sonra bir yerde duydum; salak olana laf doğrudan söylenirmiş.
🌸 Bu özgüven dedikleri baş belası var ya; sanki o olmasa yaşayamıyormuşuz gibi... Onsuz hayat geçmezmiş gibi... Hepimiz en azından bir kere sahneye çıkmalıymışız, bir kere dünyayı gezmeliymişiz, bir iş batırmalıymışız da öyle özgüven sahibi olabilirmişiz. Bunların hepsi birer çığlık, yardım çığlığı biliyorsunuz değil mi? Düştüğüm bu delikten biri beni kurtarsın çığlığı.
🌸 Eğer ailen senin özel olduğunun farkında değilse üzülme, çünkü senin de markaların, reklamların, sosyal medyan var. Onlar sana mutlaka özel olduğunu söyleyecektir. Ünlü bir kot markası mutlaka sana çok özel olduğunu anlatan reklamlar çekecektir. Biri de çıkıp sormuyor ya ben neden özelim diye. Beni özel yapan ne? Beni şu ağaçtan farklı yapan ne? Doğmuş olmak mı, insan olmak mı, yürümüş olmak mı, konuşmuş olmak mı, reklamları çok sevmem mi, ne beni özel yapan?
🌸 İşte bu yüzden özgüven sorunuyla büyüdük. Çok özel olduğumuzu, prenses olduğumuzu, çok güzel, çok yakışıklı olduğumuza inandırıldık ama bunun gerçek hayatta bir karşılığı olmadı. Spor yapsın dediler, yaptık. Haftada 3 saat koşmayla sporcu olunmuyordu. O adanmışlık yoktu bizde. Bizde kendine adanmışlık vardı. Kendine tapma. Ben sporla ilgilenmezdim, spor benimle ilgilenmeliydi.
🌸 Evden ayrıldım, okula başladım. Günde 6 saatini kapalı bir kutunun içinde geçireceksin ve oradaki kimseyi tanımayacaksın dediler. Tamam dedim sorun yok zaten bir kraliçeyseniz bunlar problem dahi olamazdı. Okula girdiğimde etrafımın yüzlerce kraliçe, prens, prenses, dük, kral ile çevrili olduğunu gördüm, zor olacaktı. Çok zor. Herkesin Anadolu'nun farklı yerlerinden göçtüğü İstanbul'da, farklı ailelerden gelmiş yüzlerce çocuk hükümdarlığını kurmaya çalışıyordu.
🌸 Düğüne üç gün kala evlenmekten vazgeçtiğini, üçü hem vurgulayarak, hem de karşısında gerizekalı varmış gibi eliyle destekleyerek anlatıyorlardı. Düğüne üç gün kala terk edilen, aldatılan kızlardan yorulmuştum artık. Şaşırıyordum, şaşırmak zorundaydım çünkü üç gerçekten şaşılacak bir rakamdı, her zaman öyle olmuştu. Üç bile bir an şaşırıyor kendine ama üçün keyfi yerindeydi. Söz öbeklerinin, deyimlerin başkahramanıydı o. Herkes onu konuşuyordu, üç olmadan cümle kuramıyordu insanlar, ikinin hiçbir zaman sahip olamayacağı karizmaya sahipti. Çift sayılar tatlıydı ama bir tek sayı kadar havalı olamıyorlardı. Üç günlük dünya, götü üç buçuk atıyor vs. gibi laflar üç olmadan kurulamıyordu.
🌸 Bir katil tam bıçağını çekmişken, maktul daha maktul olmadan bir tık önce daha katil olmayana ayna tutsa bir işe yarar mıydı?
🌸 Baktıkça anlamsızlaşan bir yüz aslında dayanılmaz olan varlığına duyarsızlaşman olabilir miydi?
🌸 Yaşadığım bu evin de Mustafa Sandal şarkılarından farkı yoktu. Güzel ama ruhu yoktu.
🌸 Aman diyorum, en fazla ne olur? Rezil olurum! Ya bir şeyler olursa? Vezir de olabilirim.
🌸 Galiba doğduğum andan itibaren intihar etmeyi düşünüyordum. İntihar etme fikri sonradan öğrenilen bir şey olamazdı. Biz bu ihtimali bilerek gönderiliyoruz buralara. Acil durumlarda camı kırınız der gibi, çok sıkışırsan ya kafayı kır ya da kendini imha et diyorlardı bize.