Suriye'deki iç savaşa dair muhaliflerin yaptığı For Sama adlı bu belgeseli geçen sene seyretmiştim. İnsanlar Doğu Halep'te kuşatma, katliam ve sürgün tehdidi altındalar. Her gün üzerlerinde bombalar patlıyor. Kuşatma altında çocuk yapıyorlar ve çocukları dünyaya geldiği için mutluluk ifade ediyorlar.…devamıSuriye'deki iç savaşa dair muhaliflerin yaptığı For Sama adlı bu belgeseli geçen sene seyretmiştim. İnsanlar Doğu Halep'te kuşatma, katliam ve sürgün tehdidi altındalar. Her gün üzerlerinde bombalar patlıyor. Kuşatma altında çocuk yapıyorlar ve çocukları dünyaya geldiği için mutluluk ifade ediyorlar. Diğer yandan çocuğun canını nasıl koruyacağız ve onu nasıl besleyeceğiz diye ah vah çekiyorlar. Yetmiyor ikinci çocuğu da yapıyorlar. Bu nasıl bir cehalettir ki savaşta bile üreme içgüdüsü denen bencilliklerini sergilemek uğruna yeni dünyaya gelmiş bir bebeğe acı dolu bir hayata gözlerini açtırıyorlar ve fakru zaruret içerisinde yaşatıyorlar... Yani savaşta ölüm korkusundan dolayı insanların üreme içgüdüsü devreye giriyor ve çocuk yapıyorlar. Ölüm tehdidi karşısındaki varoluşsal sanrılarını kendi genlerinden olan bir bedeni dünyaya getirmekle tatmine ulaştırıyorlar. Üstelik belgeselde bunu yapan aile eğitimsiz de değil. Anne gazeteci, baba ise doktor. Sormak isterim; sizce savaşta bile çocuk yapmak, içinde bulunulan şartlara bağlı bir içgüdüsel sonuç mu yoksa toplumdan süregelen geleneksel bir sonuç mudur? Ortadoğu coğrafyasında ne yazık ki birey olmanın bir değeri yoktur, kitle olmanın değeri vardır. Sen birey olarak acı çekmişsin, katledilmişsin, aç kalmışsın… Bunların hiçbir önemi yoktur. Sen kitlesel harekete ne kadar ivme kazandırıyorsun sadece bunun bir önemi vardır. Kitlenin yararına olduğuna inanılan siyaset aslında bireyi baskılar. Bu yüzden de yanlış tercihler daima elzem haline gelmiştir. Sizce bireyin öneminin olmadığı bir coğrafyada nasıl bir demokrasi ahlakına ve talebine sahip olunur?
Belgesel Suriye’deki yaşanan olaylara dair çok taraflı değil, tek taraflı bir perspektif sunmaktadır. Şayet belgeseli izlemeden önce Suriye’de yaşanan iç savaşa dair çok taraflı ve objektif yargı bekliyorsanız boşuna beklemeyin. Zaten karşı tarafın tehdidi ve katliamı altında yaşayan birinin objektif bir yargı sergilemesini beklemek abes olur. Belgesel, savaştaki isyancı tarafın yaşadığı kuşatma, katliam ve sürgün üçgenini anlatmaktadır.
Diğer yandan, belgeseli çeken kişi, izleyenlerin “Ya radikaller?” sorusuna ise çok kısa bir cevap ile değinip "Onların yaptıkları rejimin yaptıklarının yanında az kalır." diyerek geçiştiriyor.
Suriye’deki orantısız şiddet ile bastırılan talepler vekalet savaşlarına dönüştü. Dış güçler buna tamamen el attı. Suriye Devrimi kavramı tamamen radikal bir döngünün içine düştü.
Rejim isyancıları şiddetle bastırmasaydı isyan radikallerin eline geçer miydi ya da muhalifler radikallere izin vermeseydi o zaman savaş bu boyuta gelir miydi? Bu tartışılır.
Ortadoğu’daki toplumsal dönüşümler gösterdi ki bu coğrafyada ne yazık ki hala uzlaşı kültürü oturmamış. Herkes birbirinden aşırı derecede nefret ediyor.