Spoiler içeriyor
Birgün bir uyku hastalığı ortaya çıkıyor ve sadece kadınları etkiliyor. Dünyadaki bütün kadınlar yaşları fark etmeksizin sıra sıra uykuya dalıyorlar. Ve bedenlerini bir kelebek kozası gibi yapışkan bir madde sarıyor. Bu şeyi soyduğunuzda ise kozadan çıkan kadınlar çevrelerine saldırıyor,canice şeyler…devamıBirgün bir uyku hastalığı ortaya çıkıyor ve sadece kadınları etkiliyor. Dünyadaki bütün kadınlar yaşları fark etmeksizin sıra sıra uykuya dalıyorlar. Ve bedenlerini bir kelebek kozası gibi yapışkan bir madde sarıyor. Bu şeyi soyduğunuzda ise kozadan çıkan kadınlar çevrelerine saldırıyor,canice şeyler yapıyor ve sonra tekrar uykuya dalıp vücutları bu beyaz sümükümsü şeyle kaplanıyor. Tek bir kadın hariç. Evie isimli bir kadın. Sadece o uyuyup uyanabiliyor.
Bazı erkeklere göre kadınlar ettiklerini bulmuşlardı. Oy hakkı elde etmeleri büyük bir hataydı,pantolon giymemelilerdi. Kadınlar sadece evde oturup yemek yapmalı,çocuk bakmalı ve dikiş dikmeliydiler. Uçarılıklarının sonuçlarını o “kaltak torbasına” -kimi erkek kadınların girdikleri kozayı böyle tanımlıyordu- girerek ödemişlerdi. Bazı erkekler ise uykunun kollarına kaptırdıkları karıları,kızları ve annelerinin ardından kendileri de uyumayı seçti. “Uyuyan Kocalar” oldular.
Hikaye Georgia eyaletindeki bir kasaba olan Dooling’de geçiyor. Bir kadın hapishanesinde olanları,mahkumların,gardiyanların ve hapishanenin psikiyatrı olan Clint’in yaşadıklarını okuyoruz. Öte yandan Clint’in şerif olan eşi Lila da bir anda ortaya çıkan Evie ile tanışıyor ve Lila’nın gözünden okuyucular olarak onunla birlikte çok ilginç şeylere şahitlik ediyoruz. Hikaye Dooling sakinlerinin bu olayla nasıl başa çıktıklarını,geçmişlerini ve duygularını bir sürü karakterle birkaç yerden birden anlatıyor.
Kadınlar ne kadar zaman uyanık kalabilirler? Ve uyuyunca onlara ne oluyor? Adı Eve yani Havva’ya benzeyen,bir anda ortaya çıkan Evie kimin nesidir?
Kadınlar bu uykudan uyanabilecek mi?
Sanki bir kitap okumuyordum da dizi izliyordum. Çok güzeldi,çok akıcıydı. Okuduğum her satırı aklımda çok güzel canlandırdım. Beni içine fena aldı. Ve aklımda bir soru bıraktı. Bunu anlatırken burada kitaptan bir ayrıntıya gireceğim*** Uyarımı verdim;
Şiddet erkeğin doğasında mı var yoksa sonradan mı öğreniyorlar? Dooling’in uyuyan kadınları insanlık için bir temsilci grubuydu ve kozalarına girdikten sonra gözlerini başka bir dünyada açtılar. Aynı kendi kasabalarına benzeyen ama erkeklerden tamamen arınmış bir dünyaydı.
Toplulukta hamile olan birkaç kadın vardı ve çocuklarını hatta erkek çocuklarını,zamanın farklı aktığı bu dünyada doğurdular. Sizce orada kalmayı tercih etselerdi burada doğan erkek çocukları farklı mı olurdu? Yoksa şiddet doğalarında olduğu için eninde sonunda yine tacizi,istismarı ve diğer kötü şeyleri mi seçerlerdi?
Bu arada Dooling kadınlarıyla gurur duydum. Adına “Bizim Yerimiz” adını verdikleri dünyada aslında çok güzel şeyler başarmışlardı. Kendini eğitmiş ve ayakları üstünde duran kadınlar yeniden bir medeniyet kurmuşlardı. Eminim okuyan bazı kişiler kadınların geri dönmesini yanlış bulmuştur. Her neyse,okurken çok keyif aldım.