Spoiler içeriyor
"Bazı şeyler ya olması gereken zamanda olur ya da hiç olmaz." Bu kitap hakkında konuşmak istediğim çok fazla şey var. O yüzden birbirinden kopuk cümlelerle yazılmış karışık bir yorum olacak. Öncelikle biraz yazar hakkında konuşmak istiyorum. Emrah Serbes'i Behzat Ç…devamı"Bazı şeyler ya olması gereken zamanda olur ya da hiç olmaz."
Bu kitap hakkında konuşmak istediğim çok fazla şey var. O yüzden birbirinden kopuk cümlelerle yazılmış karışık bir yorum olacak.
Öncelikle biraz yazar hakkında konuşmak istiyorum. Emrah Serbes'i Behzat Ç romanının yazarı olarak biliyordum. Kütüphaneye de Çekiç ve Gül romanını almaya gitmiştim. Ama sadece bu kitabı kalmıştı ben de bari bunu alayım dedim. Kitabı okumaya öyle başladım. Dediğim gibi yazarı hiç tanımıyordum nerdeyse. Eve gelince biraz kimdir neyin nesidir diye baktım. Aslında okuduğum kitapların yazarlarını hep 2. planda tutmayı tercih ederim çünkü dört dörtlük insan yoktur. Çok iyi eserleri olan ama yaptığı birkaç hata yüzünden sevilmeyen pek çok yazar var. O yüzden yazarların kişisel hayatlarıyla ilgilenmiyorum. Hakan Günday, Murat Menteş,Aziz Nesin, Sunay Akin gibi birkaç istisna var ama. (Lütfen bu yazarlar hakkında kötü şeyler yazmayın) Her neyse ne diyordum. Hah zaten ben YouTube'a Emrah Serbes yazınca hemen ilk sırada trafik kazası olayı çıktı. "Emrah Serbes sonunda 'T' yok." Belki biliyorsunuzdur bu sözü. Yazarın hayatını araştırmak huyum değildir çünkü yazar yüzünden kitabından da soğumak istemem. Ama maalesef bu sefer bunu başaramadım. Ha olayda kim haklıdır, olayın aslı nedir bilmiyorum. Çok araştırmadım ama alkollü bir şekilde araba kullanıp bi aileyi katletmek çok etik değil sanki🤷🏻♀️
Her zaman yaptığım gibi yapıp kitabın yazarını ayrı bi planda tutup kitabı okumaya devam ettim. Ve ilk 100 sayfası benim için çok güzel geçti. Çağlar ve Çiğdem adında iki kardeş. Kardeşini çok seven ve onun için her şeyi yapabilecek bir abi. Okulda çok başarılı, çok iyi dans eden, bütün arkadaşları tarafından sevilen ve Evliya Çelebi İlköğretim okuluna giden Çiğdem.
Çiğdem'in muhteşem dans yeteneğini herkese göstermek için bi yarışmaya katılıyorlar. Belediye başkanı dayıları da sağolsun elemeye çıkabiliyorlar ama ilk turu gecemiyorlar.
Kardeşinin tek gözyaşına kıyamayan Çağlar kardeşini ünlü etmek için elinden geleni yapıyor. İşte kitapta olaylar bunun etrafında başlıyor. Hatta kitabın konusu resmen bu. Toz pembe bi hikaye gibi geldi değil mi? Ben de öyle sanmıştım. Hatta kitabın Gezi Olayları'yla ilgili olduğunu bile bilmiyordum.(Bu olaya sonra geleceğiz.) Sadece kendi halinde yaşayan Çağlar'ın hikayesini anlatıyor sanmıştım. Arkadaşlar bir şey diyeyim mi NAH öyleymiş. Kitabin ilerisinde neler nelerrr oluyor. Bölüm bölüm hepsinden bahsedeceğim.
SPOİLER
İlk bölüm: MEĞER ÇAĞLAR Bİ DELİYMİŞ HER ŞEYİ KAFASINDA KURUYORMUS
Evet tam olarak böyle. Kitapta Çağlar'ın dayısıyla geçen bi konuşması vardı. Dayısı bütün gerçekleri Çağlar'ın yüzüne vuruyordu ve biz okurlar da olayın gerçek yüzünü o zaman öğreniyorduk. Meğer Çiğdem hiç bir arkadaşı tarafından sevilmiyormus, dans yeteneği falan da yokmuş, hatta yaşıtlarina göre çok kilolu olduğu için bir nevi zorbalık görüyormus. Çağlar'ın bize anlattığı gibi kibar birisi de değilmiş. Bir arkadaşını merdivenlerden itmis, öğretmenine küfürler ediyormus. Ben bunları öğrendiğim zaman şok olmuştum ama bu yönünden dolayı kitabı bir tık daha sevdim. Çağlar gerçekleri görmezden geliyor sadece kendi görmek istediği şeyleri görüyor. Kitabın sonlarına doğru arkadaşının çok güzel bir sözü vardı "Her şeyi başka bir şey zannedip duruyorsun. Gırgır geçeyim derken uydurduğun şeyleri gerçek zannetmeye başladın. Hayal âleminde yaşıyorsun. Vaktini bunlara harcayacağına gerçekleri görmeye harcasaydın böyle mi olurdun!"
Çağlar karakteri yeri geldiğinde sevdiğim yeri geldiğinde nefret ettiğim birisi oldu. Çok bilmiş tavırları, annesine olan gereksiz öfkesi, ergen ergen cümleleri bunalttı beni.
Bir de kardeşi Çiğdem hakkında konuşmak istiyorum. Kitap boyunca bu çocuktan nefret ettim. Ben hayatımda böyle şımarık bir çocuk görmedim ya. Kitabin içine girip boğasım geldi. Bazı yerlerde "keşke kilolu olmasaydım, bu yüzden intihar etmek istiyorum" dediği zaman üzüldüm ama bu ona olan nefretimi azaltmadı. Kitap zorbalık konusu üzerinde çok durmamış. Yoksa bu konu hakkında konuşmayı da düşünüyordum ama başka şeylerden bahsedeyim.
İkinci bölüm:EKŞİ'YE GİRİP AYDINLANMAK
Şimdi benim ara ara yaptığım bir hata var. O da okuduğum kitap hakkında Ekşi'de yorum okumak. Ne zaman bu hataya düşsem bir daha olmayacak diyorum ama oluyor maalesef. Ekşi kitlesi yine her şeyi eleştirip bir eksik bulmayı başarıyorlar. Hele Hakan Günday hakkında okuduklarim beni delirtmişti. Her neyse hem burda bi tık haklılar. Neyse benim kitapla ilişkim güllük gülistanlık giderken Ekşi'ye bir gireyim dedim. Ve yorumları okumaz olaydım. Kitaptan hemen soğudum. Sonra o önyargıyla kitaba devam etmek çok zor oldu. 2 günde bitecek kitap 1 buçuk haftada bitti. Ama haklı oldukları ve benim inatla inkar ettiğim bir kısım var. Bölüm üçte o
Üçüncü Bölüm:17 YAŞINDAKİ İKİ OĞLAN 9 YAŞINDAKİ Bİ KIZA AŞIK OLUYOR.
Veeee bu oğlanlardan biri kızın abisi. Diğeri de onun en yakın arkadaşı. Ya bu nasıl ensestlik bu nasıl bi pedofillik ya. Aklım almıyor benimmmm. Sizin alıyor mu arkadaşlar. Bu iki arkadaştan biri diyorki "Ben senin kardeşine aşığım onunla 10 yil sonra evlencem. Hem sen de ona aşıksın" Bu konuşmadan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Kitap bu olayı normalleştirmiş mi ben mi yanlış anladım. Hani size Çağlar'ın kardeşini şöyle böyle sevdiğini anlattım ya. Çağlar sürekli kardeşine sevgilim, bebeğim, yavrum, canım diye hitap ediyordu. Yani ben de daha kitabın sonunu okumadığım için yoktur öyle bir şey ya Ekşi'dekiler kafayı yemiş diyordum. Normal bi abi sevgisidir diye düşünüyordum. Ama değilmiş. Bu sondaki olay kitaptan beni tamamen soğuttu. Yeter artık dedim yeter.
Dördüncü Bölüm: KİTABIN ASIL KONUSU OLAN AMA 2. PLANDA KALAN GEZİ PARKI OLAYI
Şimdi ben bu olay hakkında uzun uzun konuşmak istiyorum. Ama bakıyorum zaten kitap hakkinda yeterince konuşmuşum. O yüzden ben yavaştan bir gireyim konuya gittiği yere kadar diyelim. Aslında benim bu olay hakkındaki bilgim çok sınırlıydı. Yani elbette Gezi Olayları'ni biliyordum ama hiç araştırmamiştım. Çünkü siyasetten nefret ederim, siyasetten anlamam, haber kanallarından da nefret ederim, iktidardan da nefret ederim, muhalefetten de nefret ederim. Şimdi bu bir çoğunuza günümüz sorunlarına karşı duyarsız kalmak gibi gelebilir. Bu devirde siyasetten anlamak zorunlu hale geldi. 10 yaşındaki bir çocuk bile siyaset hakkında çok şey biliyordur. Bir röportaj onla yap neler neler der. Keşke böyle olmasaydı. Keske gençler siyasetle ilgilenmek zorunda kalmasaydı. Bu seçimde oy kullanacağım o yüzden seçimden önce benim de bi siyasetle ilgilenmem gerek.
Ne diyordummm. Gezi Parkı.
Gezi Parkı bundan 9 yil önce yaşanan o zamanki gençlerin Taksim meydanında verdiği büyük bir direniştir. Kitapta bu kısımla alakalı yerleri okurken o parkta olabilmeyi çok istedim. Ne bileyim ordaki kişilerle konuşmak, insanlara yardım etmek, beraber o parkı savunmak...
Kitapta beğendiğim nadir yerlerden birisi de Gezi Parkı'nın anlatıldığı yerdi. Keşke olaylar başka bir şekilde başlayıp buraya gelseydi dedim. Çağlar'ın kardeşi kitapta hiç olmasaydı. Bu saçma sapan abi-kardeş ilişkisi olmadan Gezi Parkı'nı anlatsaydı yazar bize dedim. O zaman severdim kitabı.
Ha bir de Gezi Parkı diyince aklıma Duman'ın Eyvallah şarkısı geliyor. Çok güzel şarkıdir. Şuan bu yorumu okuyorsaniz hemen gidip dinleyin.
En son bi toparlamak istedim. Kitabı sevemedim. Bitsin diye zorla okudum. Zaten kaç gündür elimde kitap. Kütüphaneye biran önce götürmem gerek. Tavsiye etmiyorum okumanızı. Ama yine de siz bilirsiniz.