Reşat Nuri Güntekin çocukken bana okumayı sevdiren yazarlardandır ve bunun nedenini bu romanı bitirmek uğruna uykusuz kaldığım bu gece bir kez daha hatırlıyorum: Onun romanlarında hüzünler ve mutluluklar her daim iç içedir. Tıpkı hayat gibi. Yazdıklarına hayatın kendisinden bir kıvılcım…devamıReşat Nuri Güntekin çocukken bana okumayı sevdiren yazarlardandır ve bunun nedenini bu romanı bitirmek uğruna uykusuz kaldığım bu gece bir kez daha hatırlıyorum: Onun romanlarında hüzünler ve mutluluklar her daim iç içedir. Tıpkı hayat gibi. Yazdıklarına hayatın kendisinden bir kıvılcım belki de bir öz bulaşmış ve en derinlerine kadar nüfuz etmiş gibidir. O, bu özü kaleminin gücüyle besler ve ortaya nadide bir çiçek güzelliğinde bir roman çıkar.
Karakterlerin portreleri ve yaşadıkları olaylara dair detayları okurken yazılanların kurgu olduğu gerçeği hep aklınızın bir köşesinde durur ama kenarından köşesinden bu kurguya kapılmaktan kendinizi alamazsınız çünkü onun romanları okurun hem duygu hem de fikir dünyasına eş zamanlı olarak hitap edebilecek niteliktedir.
Toplumu gözlemleyip irdelerken sadece akla hitap eder gibi görünür ama satırlarındaki derin anlam ve zaman zaman esen romantizm rüzgârı da etkisini asla tamamen yitirmez ve roman boyunca devam eder. Bu durumu ters yüz edecek olursak da; roman boyunca esen bu yoğun duygu fırtınası, okurun zihninde filizlenebilecek pek çok fikir tohumunu da beraberinde getirir.
Kan Davası'ını okurken yazarın aslında "suça sürüklenen çocuk" sorununa da değindiğini fark ettiğim an bu eser benim gözümde bambaşka bir değer kazandı. Anlatılanlar belki biraz eski biraz uzak hikâyelerdi ama günümüzle olan bağlantı benim için o noktada daha kuvvetli bir şekilde kurulmuş oldu. Sürprizi bozmak istemiyorum o yüzden konusundan bahsetmeyeceğim.
Zaman ayırıp yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ederim.
📌Alıntılar:
"Telgraf tellerine takılan uçurtmalar gibi bu hayâl de, hastalık buhranları arasında, rastgele zihnimin bir köşesine takıldı ve bir daha da kurtaramadı; çürüyüp parçalanıncaya kadar, rüzgârın içinde, çırpınıp durdu."
s.30
"Ben, henüz acemi mektep hocası, kendi kendime: 'İnsanlık sözden evvel bakışlarla, gülümseyişlerle, yüz çizgilerinde bir gizli aydınlık gibi dolaşmaya başlayan hareketlerle başlayıp uyanıyor." diye düşünüyorum. Merak, sevgi, merhamet ve bunlara benzer daha birçok insan duygularının bu ruhlarda gelişme derecelerini bu alametlerle iskandil etmeği tasarlıyorum. Fakat bir yandan da onları söyletmeye, konuşturmaya uğraşıyorum.
s.250
"O, başmuallimi ile gözlüklü ebe gibi değildi; küçük menfaatleri ve daha başka şeyleri koruma gayretleri onun damarlarında henüz kireçlenmeye ve donmaya başlamamıştı. Yani bir kelime ile gençti, ideal mikroplarına açık olan yaştaydı. Ben yürüyordum. O, uzun adımlarıma yetişmek için çocuk gibi yanımda koşuyordu."
s.269
"Adaletin eksik olması, rastgele olması onun hiç olmamasından daha korkunç ve tehlikelidir Ömer..."
s.320