Alıntılar; >Bir grup ressam insan denilen canavarlarca rahatsız edilmiş, korkutulmuş; nihayet hayaletlere inanmış, doğanın içinde güpegündüz hayaletler görmüşlerdi. >Yasadışılık. İşte bu hem çok eğlenceliydi hem de kendimi rahat hissettiryordu. Toplumdaki yasal şeyleri kanunsuzluktan çok daha korkunç bulurdum çünkü yasaların sahip…devamıAlıntılar;
>Bir grup ressam insan denilen canavarlarca rahatsız edilmiş, korkutulmuş; nihayet hayaletlere inanmış, doğanın içinde güpegündüz hayaletler görmüşlerdi.
>Yasadışılık. İşte bu hem çok eğlenceliydi hem de kendimi rahat hissettiryordu. Toplumdaki yasal şeyleri kanunsuzluktan çok daha korkunç bulurdum çünkü yasaların sahip olduğu güç sınırsızdı. Sistemin karmakarışık, penceresiz, ve buz gibi odasında oturmaktansa kanunsuzluk denizine dalıp biraz yüzdükten sonra boğulmayı tercih ederdim.
>Binlerce kelimelik hayat hikayesini dinlemiştim fakat bu kısacık fısıltı bende daha büyük bir sempati uyandırdı. Bu cümleyi kadınların ağzından daha önce hiç duymamış olmam çok garipti. Tenini sessizliğinin acımasız yalnızlığı sarmıştı. Ona sarılıp yattığımda yalnızlığı bana bulaşır, "denizin dibindeki kayalara yapışan ölü yapraklar" gibi vücudumu ele geçiren kasvetle bütünleştirdi. Bu sayede kendimi korku ve endişeden uzaklaştırabiliyordum
>Toplum seni ayıplayacak.
Toplum değil sen bundan utanıyorsun
Böyle şeyler yaparsan toplum sana kötü gözle bakar.
Toplum değil sen bakıyorsun.
Toplum seni dışlar
Beni dışlayacak olan sensin.
Mankafalar! Herkes kendi korkularının, ucubeliğinin, kurnazlığının, düzenbazlığının, sahtekarlığının farkına varsın! (...) O günden beri "Toplum aslında bir birey değil midir?" şeklinde bir düşünceye sahip oldum ve bu şekilde düşünmeye başladığımda, daha önce hiç olmadığı kadar kendi irademle hareket etmeye başladım.
>Toplum. Toplumu az da olsa anlamaya başladığımı hissediyordum. Toplum bireyler arasındaki mücadeleden ibaretti ve hiç kimsenin bu mücadeleyi oracıkta kazanmaktan başka şansı yoktu. İnsan başka bir insana itaat etmez. Köleler vardır ve bu oyunu kazanmak zorundalardır. Herhangi bir şeyi överken tek amaçları işlerine yarayacak başka şeyler elde etmek. Toplumun ya da bireyin üstesinden gelecek tek şey yine bir birey. İçinde boğulduğum okyanus ise toplum değil birey okyanusu.
>Eski zamanlarda bir İranlı demiş ki "Bütün içkileri iç, insanoğluna duyduğun nefreti söndür, söndür, söndür."
>Suç ve ceza. Dostoyevski. Bunları düşününce irkildim. Ya Bay Dosto suç ve cezayı eş anlamlı olarak görmeyip karşıt anlamlı kelimeler olarak yanyana konduysa? Suç ve ceza bibirleri hiç uymayan iki kavramdı. Tıpkı yağ ve su gibi hiç karışmıyorlardı.
>Saf bir kalple insanlara güven duymak mı doğurur suçları?
>Babam artık yoktu. Bir an olsun kalbimden silinmeyen o heybetli ve korkunç varlık yoktu. Acılarımı biriktirdiğim kabın boşaldığını hissettim. Kabın bu kadar ağır olması onun suçuydu. Coşkumu kaybettim. Acı çekme yeteneğimi bile kaybettim.
>Şimdi ne mutluyum ne mutsuz.
Her şey geçip gidiyor sadece.
Şimdiye kadar can pazarındaymış gibi yaşadığım "insanların" dünyasının hakikati bu.
Her şey gecip gidiyor sadece.