"Yukarı bakın. Bulutlara. Rüzgarsız gökyüzünde gri ve ciddiler mi? Yoksa hafif bir esintide tutamlar halinde kaygısızca dalgalanıyorlar mı? Alaca kırmızı günbatımına bulanmış ufuk, arzuyla dolup öfkelenmiş mi? (...) Bulutlara bakın, bir duygunun her şeyin rengini bir anlığına değiştirdiğini görebilirsiniz." Duygular…devamı"Yukarı bakın. Bulutlara. Rüzgarsız gökyüzünde gri ve ciddiler mi? Yoksa hafif bir esintide tutamlar halinde kaygısızca dalgalanıyorlar mı? Alaca kırmızı günbatımına bulanmış ufuk, arzuyla dolup öfkelenmiş mi? (...) Bulutlara bakın, bir duygunun her şeyin rengini bir anlığına değiştirdiğini görebilirsiniz."
Duygular Sözlüğü'nde kapakta da belirtildiği gibi, A'dan Z'ye, toplamda 154 duygunun tanımı, ne zaman tanımlandıkları, kelimelerin kökeninin nereden geldiği gibi konulara, kısaca değiniliyor. Tanımını bildiğimiz, zaman zaman hissettiğimiz ama isimlendirmediğimiz duyguların, bir başka kültür tarafından da yaşandığını ancak onların bu duyguyu isinlemlendirdiğini görmek gayet keyifli ve aynı zamanda da sinir bozucuydu. Çünkü bazı duyguları okurken "Bunu biz nasıl isimlendirmemişiz?!" diye içimden atalarımıza sitem ettim biraz. Aslında bu isimlendirmeler sayesinde, okurken zaman zaman farklı kültürlerin hayatı algılayış biçimleriyle ilgili de biraz fikir sahibi oluyorsunuz. Benim kitapta en çok sevdiğim kısım, kelimelerin kökenleriyle ilgili verilen bilgilerdi. Bazı duygular o kadar farklı yerlerden gelip o kadar farklı bir şekilde evrilmiş ki insanın aklına ve uydurma gücüne (yaratıcılık asla değil) bir kere daha şaşırdım okurken. (Mesela: "Panik sözcüğünün kökenleri Yunan mitolojisine dayanıyor; insanların yaşamadığı vahşi yerlerde gezginlerin hissettiği ani ve açıklanamaz dehşet, anlamına geliyor. Ancak sonradan anlıyorlar ki yabani, ağaç ya da kaya kılığına bürünüp gizlenen yarı insan yarı keçi tanrı Pan ile karşılaşmışlar. Pan gürültülü ayinlerin dere beyiydi ve takipçileri onu kendilerinden geçtikleri partilerle kutluyorlardı. Panik böylece açıklaması zor bir korkulu ve endişeli bekleyişle, tehlikeli olabilen kolektif bir akıldışılık tarafından ele geçirilme hissiyle bağdaştırıldı.") Dilin ve kültürün, yok olmamak adına, sürekli değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurduğunu biliyordum ama duygularda da işin bu şekilde işlediğini düşünmemiştim hiç. Yazar, bazı duygulara hiç beklemediğim açılardan yaklaşmış; olumsuz olarak etiketlediğimiz, olumlu bir sonuç getireceğine ihtimal vermediğim bazı duyguların, ayarında hissedildiğinde gayet olumlu sonuçlara ulaştırabileceğinden bahsetmiş -tabii araştırmalarla desteklemiş bunu da. Ayrıca kitapta bazı duygular; bazen film karakterleriyle, bazen de hikâye veya romanlarla örneklendirilmiş. Baktığım filmlerin ve kitapların neredeyse hepsi de birbirinden güzel duruyordu, onları da aldım listeye. Kitabın etinden, sütünden, her şeyinden faydalandım yani. Ben çok severek okudum, size de tavsiye ederim. Neredeyse kitabın hepsini alıntıladım sayılır zaten 1000kitap'ta, ne zaman telif yiyeceğim, diye korkuyla ve tedirginlikle bekliyorum şu an.
Ayrıca ecnebilerin "mansplaining" olarak ifade ettikleri, "erkeklerin, bir şeyi, kadınlara küçümseyici bir tavırla anlatması" kavramını, çevirmen çok güzel bir şekilde "açükleme" olarak çevirmiş. Ben daha önce başka bir yerde rastlamamıştım buna, eğer bu kelimeyi çevirmen bulduysa harika bir iş çıkarmış, bunu kelime dağarcığıma kazandırdığı için teşekkür ederim. :')