Spoiler içeriyor
Elimden geldiğince spoilersız bir yazı yazmaya çalıştım. Hatta ilk kitap için de spoiler olmasın diye uğraştım; Son İmparatorluk’un kızıl güneşi yine doğmakta. Küller yine Luthadel’i siyah ve griye boyamakta. Sisler yine geceleri her yanı sarmakta. Fakat bazı yerlerde sisler çok…devamıElimden geldiğince spoilersız bir yazı yazmaya çalıştım. Hatta ilk kitap için de spoiler olmasın diye uğraştım;
Son İmparatorluk’un kızıl güneşi yine doğmakta. Küller yine Luthadel’i siyah ve griye boyamakta. Sisler yine geceleri her yanı sarmakta. Fakat bazı yerlerde sisler çok daha erken çıkmakta ve günlerce de çekilmemektedir. Sislerin içinde dehşet yaşandığına dair olaylar duyulmaya başlar.
Luthadel şehrinin artık yeni bir hükümdarı vardır. Tecrübesiz ama idealist ve eşitlik isteyen genç bir asil. Vin ve Kelsier’ın daha iyi bir dünya isteyen çetesi yeni kralın yanında durarak şehrin yönetimine yardımcı olmaktadırlar. Fakat ufukta üç farklı ordu belirir. Üç yandan kuşatılırlar. Vin de kendi kişisel sorunlarıyla “kuşatılır”. Kendi ikili ilişkisi ve iç dünyası ilgili karmaşalar yaşar. Ve diğer yandan da tuhaf bir şekil almış bir sis sık sık onu takip eder. Sadece bunlar da yoktur;
Sarayda bir casus vardır. Düşman ordularından birinin Sissoylusu vardır. Tıpkı Vin gibi.
Kuşatmaya ve sisin dehşetine nasıl son vereceklerini düşünürken eski bir efsane,çok uzun süre önce yazılmış bir günlük ve bir metale kazınmış satırlar onlara ışık tutar. Vin kafasının içinde gümlemeler duymaya başlar. Ne olduğunu anlayamadığı tekrar eden bu sesler onu bir yere çağırmaktadır.
Kuşatmadan nasıl kurtulacaklar?
Sis canlı mı? Ve ona bir şey mi söylemeye çalışıyor? Gümlemeler nereden geliyor?
Çok ayrıntılı bir kitaptı. Okurken sanki bir dizi izliyormuş gibi hissettim. Çok beğendim yine.
Son sayfalara geldiğimde çok heyecanlandım. Öyle bir yerde bitti ki yine...
Arada başka birkaç kitap okuyup yine seriye devam edeceğim.
Şimdi ayrıntılara geliyorum. Kitabı okuyacaklar buraya BAKMASIN**
Vin’in ve hatta Sazed ile Tindwyl’in Miraç Kuyusu ile ilgili elde ettikleri bilgiler tamamen yanlış çıktı. Kitap, Vin’in bir şeylerin oynuna gelerek aslında asla yapmaması gereken bir şeyi yapmasıyla sonlandı. Saldığı tehlikeli güç ya da şey muhtemelen sonraki kitaplarda kıtlığa,belki de büyük bir dehşete sebep olacak. Artık olay Luthadel fethinden başka bir şeye dönüşecek gibi.
Elend da acaba bir allomanser de hiç fark etmedi mi ya da kitaptaki tabiriyle “kopmadı mı” diye düşünürken mağaradaki bir taş ile Sissoylu oldu sanırım...ölecek diye aklım çıktı.
Tindwyl karakterinin Lord Hükümdar’ın üreme programına göre damızlık olarak kullanılması beni mahvetti. Kadın o kadar çok çocuk doğurmuş ki...ve sonra da bu programdan çıktığından kısa süre sonra Luthadel uğruna ölüyor...burada Sazed için de üzüldüm. Kendini yarım bir adam olarak görüyordu ve Tindwyl’in sevgisine layık olmadığını düşünüyordu. Ama yine de aşık olmuşlardı. Fakat artık Tindwyl yok...
Zane karakteri okurlara çok çekici gelmiş olabilir. Bana da etkileyici geldi. Fakat ölmesini beklemiyordum. Vin ve diğerleri ile hatta kardeşi Elend el ele verip başka işler başarırlar diye düşünüyordum.
Vin’in kolossları yönetmesi en çok etkilendiğim yerlerden biri oldu. O satırları ağzım açık okudum.
Serinin bu kitabında çeteden bazı kişileri de kaybettik maalesef. Bunun olacağını biliyordum ama yine de üzüldüm.
TenSoon geri gelecek mi acaba? Marsh’a neler oluyor? Sorgucular ile ilgili daha çok bilgiye ihtiyacımız var.
Kitaptaki en sevdiğim karakter Sazed olabilir. Kendi ırkının özelliklerine hatta her şeyine ters düşecek şeyler yapan, aşırı bilge birisi. Şehrin bir kapısını resmen kendi başına savundu. Vin için de çok fazla şey yaptı.
Kitapta hiç aklıma gelmeyecek fantastik öğeler var. En basitinden; Sorgucuların gözlerindeki kazıkları ve sispelerinleri bile aşırı özgün. Bu açıdan yazarı ayakta alkışlamak lazım. Tekrar diyorum; Güzel kitaptı.