Spoiler içeriyor
Açıkçası nereden nasıl başlayacağımı tam olarak bilmiyorum. Kitaba dair aşırı coşkun duygular hissetmemle beraber gerçekten kısaca anlatması zor bir kitap. Öncelikle şöyle başlayayım o zaman, bu kitap Nirvana'nın solisti Kurt Cobain'in en sevdiği kitap. "In Utero" albümünde kitaptan oldukça ilham…devamıAçıkçası nereden nasıl başlayacağımı tam olarak bilmiyorum. Kitaba dair aşırı coşkun duygular hissetmemle beraber gerçekten kısaca anlatması zor bir kitap.
Öncelikle şöyle başlayayım o zaman, bu kitap Nirvana'nın solisti Kurt Cobain'in en sevdiği kitap. "In Utero" albümünde kitaptan oldukça ilham almış. Özellikle "Scentless Apprentice" parçası direkt adıyla ve sözleriyle "Kokusuz Çırak"ımıza, romanının asıl kahramanına hitap etmektedir. Kurt Cobain'in de kendinden fazlasıyla bir şeyler bulduğu bir kitap olduğu için belki de sadece onun için değildir tabi.
"Yaklaşık on kez okudum ve okumayı bırakamıyorym. Cebimde her zaman sabit duran bir şey gibi. Beni terk etmiyor."
Kurt Cobain'in bu sözlerini de ekleyip artık kitaptan bahsetmek istiyorum. Tür olarak bir yere koymaya çalışırsam gotik edebiyata girebilecek, korku ve absürdizm içeren lirik bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
18.yüzyıl Fransasında sokaklar gübre, avlular sidik, merdivenler küflenmiş tahta ve fare pisliği kokarken, tüm ülkenin en kokuşmuş yerinde Paris'te bir balıkçı tezgahının altında balık bağırsakları ve sineklerin arasında Jean Baptiste Grenouille dünyaya gelir. İlk ağlamasıyla annesini idama sürükleyerek hayata yalnız başlamıştır. Hiçbir zaman hiçbir yere ait olamayacağı hayatına yakışır bir başlangıç.
Grenouille bu süreçten sonra birçok süt anne değiştiriyor. Hiçbiri ona bakmak istemiyor tabi. Çünkü bir laneti var: Kokmuyor. Çocukların kokması gerektiği gibi, taze tereyağı gibi, kokmuyor. Hiçbir kokusu, kimliği yok. Süt annelerince içine şeytan girmiş bir bebek.
Fakat bu kokmayan çocuğun tek laneti bu değildir. Aynı zamanda aşırı gelişmiş bir duyuya sahip. Evet, kokmadığı gibi Paris'in, hatta dünyanın en iyi burnuna sahip bir koku dehası. Burnu aşırı gelişmiş karakterimiz haz uyandırıcı kokuları saklayabilmek uğruna cinayetten uzak da duramıyor. Kokuları arzulamaktan kendisini alıkoyamıyor. Ve kitap tam olarak bununla alakalı.
Daha yazarsam eğer kitabı okumanıza gerek kalmayacağından korkuyorum. Zaten fazlasıyla spoilerlı bir inceleme oldu. Kitap tanıtımımı yarıda kesip kendi görüşlerimden bahsetmek istiyorum.
BENİM DÜŞÜNCELERİM: Açıkçası bunu ben de kitabın sonuna geldiğinde anca fark ettim. Kitabın tam olarak sonu için yazıldığını düşünüyorum. Son sayfalarda anlıyorsunuz ki okuduğunuz o kadar sayfa tam olarak bir tragedya sahnesini hazırlamak içinmiş. Bütün betimlemeler, bütün olaylar sizi sonunda bir tiyatro sahnesine ulaştırıyor. Bu son sayfalar tam olarak benim için de oldukça haz kaynağıydı. Karakterin ruhuna tüm süreçten sonra ilk defa orada erişmiş gibi hissettim. Zihnindeki hiçliğin asıl hissini sonda deneyimledim.
Zaman zaman betimlemeleri yorsa da benim için oldukça coşkulu bir kitaptı. Eğer Dorian Gray'in Portresi'ni okumuş ve sevmişseniz, bu kitabı da şiddetle öneriyorum. Özbenliğe yönelik okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Umarım anlatımım akıcı ve faydalı olabilmiştir 🙏🏻