Kıt kanaat yaşamını devam ettiren Yavuz öğretmen (Ercan Kesal) ile çekilmez hayatı yüzünden yeni yaşam deneyimlerinin arayışında olan Neşe’nin (Ayça Damgacı), psiko-dramatik biraz da trajikomik hikayesi. Aslına bakarsanız “Yozgat Blues” tutunamayanların hikayesi. Yönetmen taşra insanının büyük şehir hayallerini değil bulundukları…devamıKıt kanaat yaşamını devam ettiren Yavuz öğretmen (Ercan Kesal) ile çekilmez hayatı yüzünden yeni yaşam deneyimlerinin arayışında olan Neşe’nin (Ayça Damgacı), psiko-dramatik biraz da trajikomik hikayesi.
Aslına bakarsanız “Yozgat Blues” tutunamayanların hikayesi. Yönetmen taşra insanının büyük şehir hayallerini değil bulundukları yerde kurduğu küçük hayallere odaklanıyor. Ve bunu da büyük şehirden bambaşka hayallerle Yozgat’a gelen şarkıcı Yavuz’un dünyasından anlatıyor.
Durağan sahneleri, bu sahnelerdeki kıpırtısız mimikleri ile Ercan Kesal “Yavuz” karakterinde çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Sürekli düzelttiği peruğunda karşılığını bulan, yaşamının en değerli kaynaklarını bir bir kaybeden bir karakter. Oynaması zor bir karakter “Yavuz”; naif, yenilmiş, hayattan saklanan, yanı başında ki kadını arzulayan ancak sadece süreci izleyen, ha bire geç kalmışlığını yaşayan ve güçlü görünmeye çalışan bir kişilik. İçine kapanık, yalnız, idealleri doğrultusunda mütevazi bir hayat yaşayan Yavuz’un hikayesi filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar başarılı bir şekilde anlatılıyor. Yavuz’u içimizden biri gibi görmemize sebep olan bu anlatımın yanı sıra filmin yaratmayı başardığı atmosfer de, ne olacak hissiyatını son ana kadar yaşamamızı sağlıyor.
Yan rollerde ki oyunculuklar da çok iyi. Nadir Sarıbacak’ın başarıyla oynadığı DJ Kamil karakterinde hayat bulan küçük şehir karikatürleri, ilginç kişilikler. Evlenip bir hayat kurmak için denemelerden bıkmayan Sabri (Tansu Biçer) hakeza değişik bir karakter...
Ve tabiki Neşe ... Neşe’nin biraz da zorlama bir şekilde Yavuz’un hayatına girmesi, filmin henüz açılış sahnesinde kalabalık bir alışveriş merkezinde yalnız bir şekilde şarkısını söyleyen adamın Yozgat’a taşınınca sadece şarkısını değil aynı zamanda odasını da paylaşması anlamına gelecektir. Bu paylaşım Yavuz’un hayatında düğünlerde şarkı söyleyecek duruma kadar gerilemesine sebep olurken Neşe’nin yükselişi Yavuz’un gitgide kadrajdan silinmesine yol açıyor. Öyle ki Yavuz’un kendisini ispat çabalarından bir tanesi olan “porselen tabak”lar Neşe için sadece klasik bir otel odası tabağı görünümündedir. Neşe için demlediği çay kendisi için bir ispat çabasıyken, Neşe için uzak diyarlara bakarken denediği alternatif bir tattan başka bir anlam taşımamaktadır.
Özetle, Gidememişlerin -İstanbul’a- gidememe hikayeleri… Aslına bakarsanız “Gidememişlerin tutunamayanlarla buluşması” bu filmi anlatan en doğru ifade olacak. Biraz sizden, biraz bizden ama çokça içimizden bir hikaye olan Yozgat Blues aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden naif bir film. İç acıtan ama gülümsetmeyi de eksik etmeyen bu “peruk” hikayesi için “festival filmi” veya üzerine yapıştırılan diğer tüm etiketleri bir kenara bırakıp seyretmenizi öneririm.