Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Kitaplar hakkında konuşmayı unuttum. Genel olarak bir şeyler anlatmayı da unuttum. Bu yıl okuduğum 3. kitap olduğu için yakında okumayı da unutabilirim. İlk iki kitaptan biri 50 sayfaydi zaten. Evet kısacası hayatsiz bi insan oldum. Bunun…devamıNereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Kitaplar hakkında konuşmayı unuttum. Genel olarak bir şeyler anlatmayı da unuttum. Bu yıl okuduğum 3. kitap olduğu için yakında okumayı da unutabilirim. İlk iki kitaptan biri 50 sayfaydi zaten. Evet kısacası hayatsiz bi insan oldum. Bunun bir çok nedeni var. Anlatsam kitabi yorumlamak için yer kalmayabilir. O yüzden kısaca ben iyi olmaya çalışıyorum, bir şeyleri yoluna koymak için çabalıyorum peki siz napıyorsunuz dostlar? Özledim hepinizi.
Alper Canigüz okumayı uzun zamandır istiyordum. Birkaç hafta önce Behzat Ç. izlerken Şule'nin okuduğu kitaplardan birinin Alper Canıgüz'e ait olduğunu gördüm. Oğullar ve Rencide Ruhları'di kitap. Bu arada Şule'nin okuduğu bütün kitaplar çok iyi. Zaten bir çoğunu okudum ben de. Neyse kütüphaneye Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı almaya gittim ama kütüphanede sadece bu kitabı vardı. Ben de hiç konusuna falan bakmadan aldım. Eve giderken de Kan ve Gül dinledim bu arada önemli bi ayrıntı bu.
Bu arada ilk defa müzik dinlerken kitap okudum. Normalde asla yapmayacağım bir şey bu. Çünkü normal okurken bile zar zor anlıyorum. Ama kitabın başlıklarına bakınca bi tanıdık geldi. Nirvana grubunun bazı parçalarını bölüm başlıkları yapmış yazar. Ben de o parçalardan oluşan bi playlist yaptım ve kitap boyunca o playlisti dinledim. Merak ederseniz profilimdeki linkten bakabilirsiniz. Reklamımı da yaptım ahshdhd
Kitabı aldıktan sonra arka kapağını bile okumadım. Hatta polisiye kitabı olduğunu bile bilmiyordum. Aziz'in Nergis'e olan aşkını ve yaşadığı buhranları anlatan bi kitap zannettim başta. Sonra olaylar aniden farklı bi boyut olunca "NOLUYOR LAN" dedim. Kendimi durgun bi kitap okumaya o kadar hazırlamıştim ki olaylar bu kadar heyacanlı bi şekilde ilerleyince çok şaşırdım ve sevindim. Kendi kendime ters köşe oldum yani ve bu çok hoşuma gitti. İstemeden en sevdiğim tür olan polisiye kitabı okumaya başlamışım. Kitap boyunca katil kim moduna hiç girmedim açıkçası. Yani olaylar zaten hızlı ve dinamik bi şekilde ilerlediği için düşünecek zamanım olmadi. Arada yazar katilin kim olabileceği hakkında tüyolar verince aklıma geldi, bir çok kişiyi düşünmeye başladım. Sonrasında da biraz mantık kurunca olayları anlıyorsunuz zaten. Yani sonu hakkında beni şaşırtan yerler oldu ama çoğunu tahmin etmiştim. Oriol Paulocum sağolsun beni her türlü senaryoya hazır olmam konusunda eğitti.
Kitapta en sevdiğim şey yaşamın içinden olmasıydı. Çoğu karakterle bağ kurabildim. Zaten hepsi üniversiteye giden gençler. Çok zor olmadı. Gelecek kaygıları, siyasi olaylara bakış açıları, saçma sapan inanışlar yüzünden kendi aralarında kutuplaşmaları... Bu son söylediğim şey kitapta o kadar güzel işlenmişti ki. Orta kantin ve sosyete kantinin farklı gençler tarafından kullanılması. Orta kantini kullananların da kendi aralarında bölünmesi. Liberali, kapitalisti, islamcısı... Böyle şeylerle zerre alakam olmadığı için çok fazla aklımda kalmamış ama her gencin illa bi fikre tapmasi ve onu ölümüne savunması günümüzün, geçmişimizin en büyük sorunlarından biri. Favori karakterim Abdül bu konu hakkında çok güzel şeyler söylemişti kitapta onu sizlerle paylaşmak istedim.
"Nasıl mı yapıyorum?" diye karşılık verdi Abdül gözleri çakmak çakmak. "Asıl siz nasıl yapabiliyorsunuz? Nasıl her şeye bu kadar kolay ikna oluyorsunuz? Anlamadığınız fikirlere tutunuyorsunuz, tanrılara yalvarıyorsunuz, birbirinize sonsuz aşk yeminleri ediyorsunuz... Sonra tüm inançlarınız yerle bir olduğunda, hiçbir şey değişmemiş gibi yolunuza devam ediyorsunuz. Bir de utanmadan buna gelişme deyip aslında hiçbir şeyden ders almıyorsunuz. Sözlerinizin, inançlarınızın kendi gözünüzde bile hiçbir hükmü, değeri yok aslında. Şu ya da bu yol fark etmiyor sizin için; yeter ki sefil varlığınızı manalı kılacak bir yalan olsun hayatınızda. Ve her zaman söyleyecek ne kadar çok sözünüz var! Bilhassa en ahmak olanlarınızın. İnsan denen şey, doğanın yarattığı en sapkın hayvan türü; milyarlarca kendini ifade etme manyağı hayvan!"
Kitapta bu kısma çok fazla değinilmese de benim çok ilgimi çekti ve hoşuma gitti. Gençleri tam anlamıyla anlatan bir kitap bence.
Abdül hakkında konuşmaya başlamışken size Abdül'ü anlatayım. Abdül benim en sevdiğim kurgusal karakterler arasından ilk beşe girer. Hiçbir şeyi takmaması, hayatını yaşaması ve her ne kadar insanlar onu kötü biri sansa da iyi biri olmasi. Bilmiyorum Abdül'ü çok sevdim ben ya. Spoilerlı kısımda daha çok bahsedeceğim Abdül'den.
Neyse işte böyle kitaplar spoiler verilmeden yorumlanmıyor. Özellikle ben yapamıyorum. Kitabı alın okuyun okutturun. Ama öyle herkese önermeyin zevk sahibi insanlara önerin. Ha biri size bu kitabı veya Alper Canıgüz'ün başka bir kitabını önerirse o kişiyi asla bırakmayın. Ben henüz öyle birini bulamadım . Umarım siz bulursunuz.
SPOİLER
Ah be Abdül'üm.Aziz kadar inanıyordum senin kurtulabileceğine. Ama o Nergis karısı seni öldürdü.
Abdül'ün ölümü çok saçmaydı bence. Nergis, Aziz'e onu sevdiği için öldürdüğünü söylemişti ama sevse aldatmazdı veya ayrılmazlardı. Bilemiyorum ya ben anlayamadım ya da o kısım biraz zorlama olmuş.
Kitabin fantastik olaylar barındırdığını da bilmiyordum. Geçmişe gitme olayı yaşanınca baya şaşırdım. Aziz komadan uyanınca da olaylar gerçek mi yoksa rüya mıydı diye bi ikileme düştüm sonra. Ama yazar kitabın sonunda olayları çok güzel birleştirmiş. Alper Canıgüz'ün de deyimiyle fantastik ögeler barındıran toplumcu gerçekçi bir roman olmuş.
ALINTILAR ✨
Çünkü bu aşkın bu sevdanın üstünden kış geçiyor bahar geçiyor yaz geçiyor ömür geçiyor lakin kalbimdeki yara geçmiyor, gecemiyordu
"Kan ve gül birbirinden çok farklı değildir." dedi. "Unutmayin, güle rengini veren kandır."
İnsan ne bayağı yaratıktı. Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.
"Sağlık dediğin Türkiye gibi bir şey, doğuya giden gemide batıya doğru koşmak."
Şezlonglara uzanmış el ele gökyüzünü izlemekteydik. Şehir ışıklarından uzakta pırıl pırıl kozmosu izlerken, alçakgönüllülükle tüm varoluşa meydan okumanın, ancak iki yürek birleştiğinde mümkün hale gelebilen bir bileşkesini oluşturmaktaydık. Kaderimiz milyarlarca yıl önce bir infilakla mühürlenmiş, bir kuyrukluyıldız gibi gururla akıp gitmekteydik evrende; içimizde gelmiş geçmiş, olmuş olabilecek bütün tarihi taşırken, istikametimiz sadece bir teferruattı. Ölmekse, ölmeye hazırdık; yaşamak, birbirimize bir göz kırpışı kadar kısa bir an gülümsemekti çünkü ve biz birbirimize sonsuzluğu çoktan armağan etmiştik.