Garip, absürt, delice, doğal ve içten... Pişmanlıklar ve hayattan kaçan bir adam ile ona dostluk eden bir ölü arasındaki dostluğu ve belki aşkı anlatıyor. Bir adada kaybolmuş kahramanımızın hayatta kalması, onu yaşama bağlayan hayalleri, kavuşmak istedikleri, yaşama duyduğu merak ve…devamıGarip, absürt, delice, doğal ve içten...
Pişmanlıklar ve hayattan kaçan bir adam ile ona dostluk eden bir ölü arasındaki dostluğu ve belki aşkı anlatıyor.
Bir adada kaybolmuş kahramanımızın hayatta kalması, onu yaşama bağlayan hayalleri, kavuşmak istedikleri, yaşama duyduğu merak ve arzu, bir ölüyü hayata döndürebilir mi?
Kahramanımızın bir adada, umudunu yitirip kendisini öldürmeye çalıştığı sahne ile film başlar. Ancak komiklikler ve gariplikler silsilesi sonucu bir ölü sayesinde adadan kurtulur.
Tam kurtulduktan sonra yoluna gidecektir ki kurtulmasına yardımcı olan ceseti arkasında bırakamaz.
Artık filmde başka bir aşama gelişmektedir. Adam cesetle sürekli konuşmaktadır. Zaten uzun süre yalnız kaldığından bunun olağan olduğunu biliriz.
Bu ceset, ilginç şekilde, adamın hayatını birçok noktada kurtarırken, adamın onunla konuştuklarının da cesede bir hayat verip vermeyeceği filmi başka bir boyuta taşır.
Film ilerledikçe, delilikle gerçekliğin absürt bir biçimde iç içe geçtiği bir anlatı cümbüşü başlar.. İnsan ne hissedeceğini ya da ne anladığını kestiremez.
Kahramanımız aslında yaşamaya hiç cesareti olmamış biridir. Görülmemiş ve duyulmamıştır. Filmi izlerken bu olayları ve absürtlükleri değil de yalnızlığında mahkum edilmiş, unutulmuş birinin hissettiklerini izlemekteyiz... Yani bu adam kendi yalnızlığında mahsur kalmıştır. Ve ölü adamı hayata döndürecek denli yaşamaya, görülmeye duyulmaya hasrettir. Bu metafor beni derinden etkiledi. Bir insanın iç dünyasının, böylesine güçlü bir şekilde somutlaştırılabilmesi ve onun hislerini iliklerinize kadar size geçirebilmesi...
Bir diğer hissettiğim ise, bu filmdeki ölü adamla, adada mahsur kalanın tek kişi olmaları. Ölü, yaşayanın içidir. Onun, açığa çıkaramadığı ve yaşatamadığı yönüdür. Özüdür. Gerçek kendiliğidir!
Ölüdür, çünkü "elalem ne der" kurşunuyla kurşunlara dizilmiştir. Soraya gibi taşlanmış ve o deliğinden çıkarsa başına gelecek binbir türlü belanın korkusundan en derin zindanlara hapsedilmiştir. Yerin yedi kat altındaki ucubelerin, anlaşılmamışların, Hades'in hükümranlığında unutulmuştur.
Ondan çok şey beklenmiş ve koşulsuz şartsız kabul edilmemiştir.
Babasının gösteremediği sevgi ve ilgide hiç varolamadan yitmiştir. Bir ekosu olmadığı için hayatta konumlanamamış, rüzgarın savurduğu çöllerde, dalgaların sürüklediği adalarda yani çoraklaşan yüreğinde mahsur kalmıştır.
İnsansı temasa daha doğduğu andan itibaren hasret kalmış, ve ne kadar arzularsa arzulasın o teması kurmaktansa, ıssız bir adada, içindeki ölüyle dost olmayı tercih etmiştir.
Hiç kalıpları oluşmadığından her yana yayılan sınırsız hayal gücü ve düşüncelerinin hayranlık uyandıran özgünlüğü ona kendisiyle var olabilmeyi öğretmiştir. Elbette insana özlem duymadığından değil, diğerlerinin nezdinde var olmanın, kabul edilmenin bir yolunu bulamadığından. Delirmiş, iğrenç, ezik, garip, zavallı algılanmanın dehşetinden uzak kalmak için hep yabancı, hep yersiz yurtsuz ve kimsesiz kalmıştır.
Özetle içindeki ölü ihtiyacı olan tek kişidir. Yani kendisi... Zaten ne zaman gerekse hayat kurtarmıştır. Ölü özü hayata döndükçe kahramanımız neşelenmiş, yaratıcılığı ve becerileri ortaya çıkmış, yaşamına bir huzur gelmiştir. Gerçek kendiliği ortaya çıktıkça ve onunla hemhal olup, onu görüp sevdikçe hayata dönmüştür. Filmin sonuna doğru ise özünden utanmayı bırakıp, onu olduğu gibi cesurca kabul ettiğinde MUCİZE ortaya çıkmıştır. Varlığına sahip çıkması onu sonunda özgür kılmış ve filmde metaforik olarak ele alınan 'ada' dan tam bu kabullenişten sonra kurtulmuştur.
Bir diğer güçlü anlatı ise yaşamın içinde unutulanların birbirine benzediğini göstermesidir. 'Diğerleri' onları anlamazlar. Garip, delice, ürkütücü gelir onlar, bir düzene bağlı olanlara.. Bu anlamda filmde; çocuklar, ölüler, yaşamda görülmeyen, anlaşılmayan, duyulmayanların benzerliğini gösterir bize.
Özetle bazı noktalarda izlemekte zorlansam da hislerimde çok kapıdan geçtim bu filmi izlerken.
İzledikten sonra ben ne izledim ya dedim.
İzlediğim en derin filmlerden biriydi.
Sanırım sanat böyle bir şey ve film, bu anlamda çok başarılı.
Bu nedenle, filmin iliklerime kadar hissettirdikleri ve deliliği karşısında saygıyla eğiliyorum.
Keyifli seyirler.