Bu kitabı daha önce bitirdim sayılır aslında ama inceleme yazacak zamanı anca bulabildim. Öncelikle bu Alfred Adler'in okuduğum ilk kitabı. Kendisini ve fikirlerini az çok tanıyordum fakat hiç kitaplarını okumamıştım. Önce kendisinden bahsedersem; Alfred Adler "bireysel psikoloji" kuramının kurucusu. Kuramını…devamıBu kitabı daha önce bitirdim sayılır aslında ama inceleme yazacak zamanı anca bulabildim. Öncelikle bu Alfred Adler'in okuduğum ilk kitabı. Kendisini ve fikirlerini az çok tanıyordum fakat hiç kitaplarını okumamıştım.
Önce kendisinden bahsedersem; Alfred Adler "bireysel psikoloji" kuramının kurucusu. Kuramını oluştururken kendi deneyimlerinden de faydalanmış. Ayrıca çocukların doğum sırasına göre psikolojik durumlarını kişi de Adler. Herkes duymuştur bunları sanırım. İlk çocuk çok fazla çalışmaya ve önde olmaya eğilimlidir vs...
Şimdi bu kitapta da Adler'in anlattığı üzere, temel görüşlerini değineceğim. Kitap bir psikoloji kitabı olduğu için size geçebileceğim herhangi bir özet, konu yok. Sadece Adler'i ve düşüncelerini daha yakından tanımanızı sağlayabilirim.
Öncelikle kişilerin bütünleşmiş ve tamamlanmış olarak anlaşılabileceklerini ileri sürmüş, çocukluk yaşamımızdaki deneyimlerimizin bilinç dışı etkileriyle yetişkinlik yaşamımızı şekillendirdiğini reddetmiş ve yetişkin yaşamımıza yön ve anlam belirleyebileceğimizi söyleyip davranışlarımızın amaçlı olduğunu belirtmiş. Açıkçası bu düşünleriyle beni çok rahatlatmış biri Freud'un biyolojik ve determinist görüşünden, içgüdüler üstünde duruşunun aksine daha çok sosyal, toplumsal etkilerin zihinsel ve psikolojik sağlığımız için etkilerinden söz ediyor. Davranışın oluşumunda bilincin rolünün azımsanamayacağını söylüyor.
Ayrıca aşağılık duygusu üzerine odaklanmış herkeste az ya da çok var olduğunu belirtmiş. Her çocuğun küçüklüğü ve çaresizliğinden dolayı aşağılık duygusu yaşayarak büyüdüğünü, yaşamımız boyunca bu aşağılık duygusuyla mücadele ettiğimizi ve yaşamımızda engeller konusunda üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygusundan kurtulmaya çalıştığımızı söylüyor. Yeterlilik için, üstünlük için çaba gösterirken mutsuzluk gibi istenmeyen duygularla başa çıkmamızdan bahsediyor. Bu yeterlilik için gösterilen çaba bireyin yaşam biçimini ve kişiliğini oluşturuyor. Uyum sağlamış kişilerin üstünlük çabası toplum çıkarınayken uyum sağlayamamış kişilerin üstünlük çabasının bireysel olduğunu kişisel zafer üzerine şekillendiğini söylemiş.
Kişilerde olumsuz etkiler bırakan durumun yaşanan olaylardan çok olayları yorumlama biçimimiz olduğunu söylüyor. Yani kişiliğimizi şekillendiren şey nesnel gerçeklikten çok bunların bizdeki algısı. Daha subjektif bir durum, bir yorum oluyor.
Görüşleri açısından beni rahatlatan bir psikiyatr olduğunu söylemeliyim. Bu sadece değişimi öngördüğü için, kişiliğimizi dokunamayacağımız bir şey olarak nitelendirmediği için. Yoksa deneyimlerimizin hepsi elbette olumlu değil. Benimkilerin çoğu değil hatta. Sadece bu olayların kaderimizde kıramayacağımız bir pranga olmadığını bilmeyi rahatlatıcı buluyorum. Tabi kendimizi tanımanın ve değiştirmenin zor olduğunu da söylemiyor değil ama :d Adler'in daha bütüncül ve insancıl bir yaklaşımı var.
Son olarak bu kitabı okuduktan sonra takip ettiğim psikoloji blogları, psikologların söyledikleri daha tanıdık geldi. Artık bu durumu Adler açıklamıştı vs diyorum sıklıkla. Oldukça yavaş okuduğum bir kitap oldu fakat böyle okumanızı da tavsiye edebilirim. Psikolojiye meraklıysanız içinde oldukça ilginizi çekecek bilgiler var.
Kitabın başında geçen Herodot'dan ufak bir alıntıyla incelememi bitireyim: "İnsanın ruhu onun yazgısıdır."