Nihayetinde tren perona yaklaşmış ve durmuştu. Bir inip binme curcunası, sigara içme curcunası, yerime oturdun kavgası boy gösteriyordu şu dakikalarda. Benim içimde ise acaba kim inecek bu durakta curcunası oluşmuştu. Merakla bekliyordum. İlk inen kahverengi gabardin pantolonuyla en başından merak…devamıNihayetinde tren perona yaklaşmış ve durmuştu. Bir inip binme curcunası, sigara içme curcunası, yerime oturdun kavgası boy gösteriyordu şu dakikalarda. Benim içimde ise acaba kim inecek bu durakta curcunası oluşmuştu. Merakla bekliyordum. İlk inen kahverengi gabardin pantolonuyla en başından merak uyandırmıştı üzerimde. İnerken giydiği bej rengi paltosu, sarı renkli beresi ve ekoseli şalıyla merakları daha fazla üzerine çekmişti. Hemen ardından inen adamın da pek altta kalır bir yanı yoktu. Kaşe kabanı, şimdiye kadar gördüğüm en güzel kabandı. Beş senelik yaşantımda iki üç kişiden fazlasında görmemiştim gerçi ama çok güzeldi. Ama taktığı İngiliz model kasketini başka hiç kimsede görmemiştim. Gözündeki gözlüğü saydam çerçeveydi ve camları yuvarlaktı. Kirli sakalı ve uzun bıyıklarıyla tüm elitliğinin yanına görkemini de eklemişti. El ele tutuşup yürüdüler. Harika bir çiftlerdi. Sonraki inen kişiler sekiz dokuz kişilik grup halindeydi ve hepsi en az elli yaşlarındaydı. Birisi vardı ki 80den yukarı olduğu çok bariz belli oluyordu. Kamburdu sırtı. Elinde bastion bir elinde muhtemelen içinde örgü bulunan poşet. Daha ağırını taşıyabilir miydi, sanmıyorum. Uzun bir pardesü üstüne geçirilmiş şalı vardı. Valizini yanındaki asıl beyefendi taşıyordu. Oğlu gibi duruyordu. Onlar da caddeye yürüyüp ilk gördüklerini taksiye el kaldırıp bindiler. Son gördüğüm ise iki çocuklu bir aileydi. Kadın düz ve klasikti ama bir o kadar havalıydı. Ayağında uzun çizme üzerinde çiçek desenli eteği vardı. Toplu sarı saçlarını şalla örtmüş çocuklarının ellerinden tutuyordu. Adam da en az kadın kadar havalıydı. Deri ceketinin fermuarı sonuna kadar çekili, üzerinde sanki onu sıkıyor gibiydi. Kot pantolonu normal kesim, ayağımda kısa bir bot vardı. Kirli sakalı ve bıyığı gülümsemelerinin saklanmasını engelliyordu. Çocuklarını izleyip tebessüm gökkuşağı çizmişti bulunduğu yerden çocuklarına kadar. Sırtında sırt çantası, bir omzunda başka bir çanta vardı. İki elinde ise iki valiz vardı sürüklediği. Çocuklarından biri diğerinden biraz daha büyüktü. Aralarında bir iki yaş vardı tahminimce. Biri erkek diğeri ise kızdı. Erkek olanı bir eli annesindeyken yerden kar alıp kız kardeşine atmaya çalışıyordu. Sonunda da başardı. Yüzüne doğru gerilip bir kartopu attı. Kız kardeş ağladı. Erkek kardeş güldü. Kızın kumral saçlarını rüzgar savuruyordu. Yüzüne vuran kar artık daha fazla acıtıyordu. Kendisi kışa selam durarak açan çiçekti. Tüm görkemiyle açıyordu ve ben buradayım diyordu. Ama mutluluğunu ve görkemine ufacık bir kartopu yerle bir etmişti. Çünkü henüz çocuktu ve görkemini kullanmasını bilmiyordu. İşte ben ilk defa o zaman ağladığını görmüştüm Kardelen'in. İlk kez gördüğümde ağlıyordu. Sonrasında ise çok nadirdi ağladığını gördüğüm zaman. Bir keresinde kedisi öldüğü için, bir keresinde de üniversite sınavında istediği puanı alamadığı için ağladığını şahit olmuştum. Benden başka kimse görmemişti ağladığını. Kış bile. Eğer kış görseydi bir kez daha ağladığını, muhtemelen Kardelen'e karşı tavır tanınacaktı.
(Betimleme Tufanı.)