Spoiler içeriyor
⭐️SONSUZLUĞUN FİLMİ 💫 “Yarın ne kadar sürecek?” Bu sorunun cevabını biliyor musun? Veya “nedir zaman?” Yunanlı yönetmen usta Angelopoulos, bu filminde sana bunları soruyor ve bunları düşünmeni istiyor. Peki var mı bu soruların kesin bir cevabı? Angelopoulos bir cevap bulmuş…devamı⭐️SONSUZLUĞUN FİLMİ 💫
“Yarın ne kadar sürecek?” Bu sorunun cevabını biliyor musun? Veya “nedir zaman?”
Yunanlı yönetmen usta Angelopoulos, bu filminde sana bunları soruyor ve bunları düşünmeni istiyor. Peki var mı bu soruların kesin bir cevabı? Angelopoulos bir cevap bulmuş mu yoksa o da film boyunca bizim gibi bu soruların cevabını mı aramıştır? Belki de aslında bir cevabı vardır bu sorulara…
Film, Angelopoulos’un hakikat arayışıdır. Bu hakikatı, filmin ana karakteri Alexander üzerinden arar. Çok kısa bir ömrü kaldığını öğrenen ve sahil kenarındaki evini terk eden ödüllü yazar Alexander’ın eşini, annesini ve eski anılarını hatırladığı evdeki son günlerini izleriz sık sık. Eşyalarını karıştırırken karısının ona zamanında yazdığı bir mektubu bulup okumaya başlar ve geçmiş ile şimdiki zaman arasında mistik bir yolculuğa başlar.
O gün Alexander Arnavutluk ülkesinden kaçak gelmiş on yaşında bir sokak çocuğuyla karşılaşır ve onunla geçirir sayılı günlerini. Ertesi gün bir kliniğe yatacaktır ölümünü beklemek için.
Film bize sık sık şu soruyu sorar: Yarın ne kadar sürer? Yarın kavramından hem bir sonraki günü hem de sonsuzluğu anlıyoruz. Peki sonsuzluk ne kadar sürüyor? Ne kadardır bir insanın ömrü? Yarın kadar mı? Hepimiz ölene kadar ölümsüzüz. Bir sonsuza kadar yaşama anlamı doğar burdan hayatımıza ve ne var ki ölüm en sonunda bizi bulur sonsuzluğun sonu bizimle son bulur. Burdan da hayatı boyunca özgür yaşayan bireylerin bile fark etmeden nasıl da zamana tutsak olduğunu anlatıyor Angelopoulos. Yarını getiren ve onu yenebilen tek şey: “zaman.”
Filmi ikiye bölmek lazım. Alexander’ın geçmişiyle yüzleşmesi ve son gününde mülteci bir çocukla arkadaş olması ve ona yardım etmesi. İlk kısım yaşamla ölüm arasındaki sınırı algılamaya çalışmayı ve Alexander’ın ailesiyle arasındaki boşluğu anlatır. İkinci kısımsa: farklı etnik kökenler ve coğrafi sınırların insan ilişkilerine engelleyemeyeceğini gösterir.
Film o kadar hayatın içinden, o kadar derin ki, Eleni Karaindrou’nun muazzam ezgileri arasında Selanik’te zamanı, hayatı, sonsuzluğu ve insanlarla ilişkilerini bir denizin kenarından yürürmüşçesine sorguluyorsun. Öyle işliyor ki insanın içine filmin anlattıkları, hele ki mülteci çocukların, arkadaşları için arkasından yaktıkları ağıtı görünce için parçalanıyor, bir şeylere artık başka bakmaya başlıyorsun. Kelimelerin ne kadar önemli olduğunu Alexander’ın anlattığı kelime satın alan şairin öyküsünden anlıyorsun.
Böyle güzel bir eseri bize armağan ettiği için Angelopoulos’a teşekkürlerimi sunar, size de iyi seyirler dilerim. Sonsuzluk, bir gün kadardır…