Spoiler içeriyor
İngilizcem bir Sherlock bir de Lorelai taramalıya bağladığında yetmiyor.. Dinlerken nefesim kesiliyormuş gibi hissediyorum. Son zamanlarda sıradanlığı olan yapımları daha çok sevdiğimi anladım. Aynılığı arzuluyorum. Sıradan insanlar, sıradan olaylar ve sıradan hayaller. Stars Hollow gibi bir kasabada geçmese istediklerime inanmam…devamıİngilizcem bir Sherlock bir de Lorelai taramalıya bağladığında yetmiyor.. Dinlerken nefesim kesiliyormuş gibi hissediyorum.
Son zamanlarda sıradanlığı olan yapımları daha çok sevdiğimi anladım. Aynılığı arzuluyorum. Sıradan insanlar, sıradan olaylar ve sıradan hayaller. Stars Hollow gibi bir kasabada geçmese istediklerime inanmam daha kolay olurdu elbette.. Tasarım olarak olmasa da sahip olduğu ortamla gönlümü fetheden bir kasaba oldu kendileri. İnsanların kolayca birlik olması, birbirlerine güvenmeleri, farklı karakterlerin uyum içinde yaşaması.. Ahaha, ütopik kasabamın insan ilişkileri de aşağı yukarı böyle olurdu.
Karakterler üzerinden yorum yapmak istiyorum ama nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum yine. En sevdiklerimle açılış yapayım o zaman. :)
Emily Gilmore, en sevdiğim Gilmore kızıydın. Lorelai ile ilişkisinde neden suçlandığını anlamıyorum. İletişim sıfırdı, Lorelai ne yaşasa ailesine bağladı ve ailesi bir olaya dahil olacağında her zaman karşı çıktı. Emily için asla objektif bakıldığına inanmıyorum çünkü öyle olsaydı Rory’nin alışkanlık haline getirdiği aldatma ve Lorelai’nin ilişki konularında korkuları sonucu yaptığı hatalar bu kadar kolay görmezden gelinmezdi. Maalesef gerçekçi bir insanım ve absürt hataların normalleştirilmesinden hoşlanmıyorum.
Paris.. Dizinin en güçlü karakteri diyebilirim. Ailesinin çok büyük sorunlar yaşamasına ve tüm hayatını Harvard için ayarlamasına rağmen yaşadığı düşüşlerle hep daha güçlü ayağa kalktı. Onu eleştirdiğim tek kısım profesör meselesiydi. Paris gibi bir arkadaşınız olursa asla yalnız kalmazsınız. :)
Michel ve Kirk ise kişiliklerinin tatlılığıyla gönlümü kazandı.
Rory. Aldatmaya çok meyilli olduğu için asla tam olarak sevemedim. Kitap okuması, kahve tüketmesi gibi genel nedenler dolayısıyla çoğu kişinin bağ kurduğunu düşünüyorum ve bunlar çok yetersiz benim düşünceme göre. Güçsüz bir yapısı var, bunu Yale’i bırakmasından kolayca anlayabiliriz. Repliği tam olarak hatırlamıyorum ama Logan ile bir tartışması vardı kira ödememe konusuyla bitmişti. Logan orada Rory hakkındaki gerçekleri özetlemişti. Jess olmak istediği kişiye dönüştürürken Logan olduğu kişiyi ortaya çıkarıyordu. Ayrıca Paris’e sürekli kırıcı davranması.. Onu gerçekten arkadaş olarak kabullendiğini düşünmüyorum. Paris kabul mektupları için bile Rory’i bekleme inceliği gösterirken Rory sadece başı sıkıştığında onu hatırlıyordu. Ne iyi bir sevgiliydin ne de iyi bir arkadaş, Rory.
Lorelai.. İlk sezonlarda hoşlanmasam da sonrada sevdiğim bir karakter oldu. Ahaha, hata yaptığında kızıp sonradan merhamet besledim. Luke ile olan ilişkisine bayılıyordum. A Year in the Life kısmına değinmek istemiyorum çünkü kendisinden soğudum, bu yüzden ilk yedi sezonla hatırlamak istiyorum.
Sevdiğim ve sevmediğim tüm karakterlere rağmen belli sezonları dönüp izleyeceğim bir yapım oldu.
Puanım: 7/10