Filmin en başlarında Maggie Smith’in can verdiği ama henüz adını bilmediğimiz karakterimizin ön camı kırık ve kanlı olan minibüsüyle bir şeyden kaçmaya çalıştığını görüyoruz. Sonra da bu kadının,orta yaşlı bir adamın evinin bahçesinde bir minibüsün içinde yaşadığını görürüz. Ardından geçmişe…devamıFilmin en başlarında Maggie Smith’in can verdiği ama henüz adını bilmediğimiz karakterimizin ön camı kırık ve kanlı olan minibüsüyle bir şeyden kaçmaya çalıştığını görüyoruz. Sonra da bu kadının,orta yaşlı bir adamın evinin bahçesinde bir minibüsün içinde yaşadığını görürüz. Ardından geçmişe giderek her şeyi baştan izlemeye başlıyoruz.
Alan Bennett kitap ve tiyatro oyunları yazan bir yazar. Yeni bir yere taşınıyor. Taşındığı bölgede eski bir minibüste yaşayan yaşlı ve evsiz bir kadın var. Herkes ona Bayan Shepherd diyor ve Bayan Shepherd her ay minibüsünü başka bir evin önüne park ediyor. İnadı,kaba dili,müziğe olan nefreti ve uzaktan duyulan ağır kokusu sebebiyle mahalleli onu pek sevmese de yardımlarını da esirgemez. Kimine eskiden rahibe olduğunu,kimine ise ambulans şoförlüğü yaptığını söylemiştir. Alan mahallede denk geldikçe Bayan Shepherd ile vakit geçirir. Ve yaşlı kadın park cezası yiyince ve sosyal hizmetlerden yardım kabul edebilmek için bir ikametgaha ihtiyacı olunca Alan,bu yaşlı kadının bahçesinde minibüsüyle yaşamasına izin verir. Alan oyunlarında hep annesinden ilham alarak yaşlı kadınları ya da direkt annesini anlatır. Gizemli Bayan Shepherd yazacağı oyunlar için bir ilham kaynağı gibi görünür ona. Başta izlediğimiz sahneler ve kadının kimliğini saklamakta ısrar edip polislerden çekinmesi sebebiyle Bayan Shepherd’a şüpheyle yaklaşırız.
Bayan Shepherd kimdir? Hatta bu gerçek adı mıdır? Hayat hikayesi nedir? Ve bir şeyden mi kaçıyor?
Filmin işleniş tarzı herkese hitap edecek türden değil. Tam İngiliz işi olmuş bence. Farklı bir mizahı var ki ben birkaç yeri anlayamadım. Çünkü bahsedilen yer ve kişileri bilmiyorum.
Alan karakteri yazar kimliğini ve kendisini ayırıyor. Bu sebeple onu iki ayrı kişi gibi izliyoruz. Bu da ilginçti bence. Ve gerçek Alan Bennett’i de görüyoruz bu arada.
Film yer yer güldürdü yer yer de ağlattı. Anlatılan hikayenin birçok yeri gerçeğe dayanıyor. Başrollerimiz Maggie Smith ve Alex Jennings bu filmin oynunu 1999’da da yine birlikte oynamışlar diye okudum. İkisinin de performansı çok iyiydi. Maggie Smith’in performansı çok daha aklımda kalacak gibi tabi. Ben beğendim filmi.
Şimdi ayrıntıya ve spoya gireceğim burada;
Bayan Shepherd’ın gerçek adı Margaret. Çok iyi hatta dahi denecek bir piyanist. Çok önemli yerlerde sahne almış. Çok ünlü olan bir öğrencisi de olmuş. Neden öğrenemedik ama erkek kardeşi tarafından akıl hastanesine kapatıldığı yıllar olmuş. Oradan çıkınca ambulans şoförlüğü yapmış. Rahibelik de yapmış. Yani yalan söylemiyormuş. Rahibelik yaptığı dönemde İsa’ya ve tanrıya olan sadakati piyano çalmayı ve müziği bırakmasıyla sınanmış. O da bırakmış. Manastırdan kovulunca da -yine sebebini tam öğrenemiyoruz- bir kazaya karışıyor. Motor süren bir genç minibüsüne çarpıyor. Korkudan kaçan kadın haklıyken haksız duruma düşüyor. Sonra da kendini dine adar,günah çıkarır.
Bu kadar yetenekli bir kadının hayatının böyle harcanması ne üzücü. Filmin en sonunda Alan onun hikayesini yazıyor sanırım. Bu arada film boyunca Alan’ın cinsel kimliğine üstü kapalı göndermeler de yapılıyor. 15 yıldan sonra kendini tamamen kabul edip bir partneri olduğunda yalnızlığı bitiyor. Ve yazar kimliğiyle kendi kendine olan konuşmaları da bitiyor. Üzücü olan bir diğer şey de 15 yılda Alan ve Bayan Shepherd daha da iyi bir bağ kurabilirdi diye düşünmem...neyse,güzel filmdi. Etkilendim.