Milliyetçilik Temalı İçerik Önerisi - 1 .... "Seni rüyamda gördüm. Silah yoktu, asker yoktu, kan yoktu.. Sadece dalgalar ve ikimiz vardık." Sizi farklı bir şeyler düşünmeye davet edeceğim şimdi. Şöyle düşünün ki, dünya birbirine girmiş. Kimin kime sıktığı bile belli…devamıMilliyetçilik Temalı İçerik Önerisi - 1
....
"Seni rüyamda gördüm. Silah yoktu, asker yoktu, kan yoktu.. Sadece dalgalar ve ikimiz vardık."
Sizi farklı bir şeyler düşünmeye davet edeceğim şimdi. Şöyle düşünün ki, dünya birbirine girmiş. Kimin kime sıktığı bile belli değil. Kim olduğunu biliyorsun ama kimle savaşacağını bilmediğin için, hangi tarafta olduğunu unutmaya başlayacaksın. Ama aynı zamanda da savaşmaktan başka çaren yok. Ya ölmek için çabalıyorsun ya da yaşamak için çabalıyorsun.
Çok güzel bir hayatın olduğunu, savaş kapıyı çalınca ve sevdiklerini bile onun kirli oyunlarına bıraktığında anlıyorsun. Ve aslında sana hiç haber vermeden geliyor bu acı uğultu. Bir anda duyuluyor ve sana hazır olup olmadığını sormadan, alıp götürüyor seni kanın çöllerine.
Büyük bir adam değilsin. Halktansın, o gerektiğinde bir dilim ekmeğe muhtaç olabilecek olan halktansın. Sen, oyun kuramazsın. Oyunu sen başlatamazsın. Büyük adam dediğimiz birileri bunu yapar ve sen sadece savaşmaya, öldürmeye ve ölmeye mahkum olursun. Aciz kalırsın onca yıkımın ortasında.
Sağın, solun, önün, arkan, her tarafın düşmanla dolmuş. Ama kimse neden sana düşman, onu da tam bilmiyorlar. Bugün savaştığın bir cephe de kaybedip esir alınabilirsin ve yarın düşman olanların tarafına geçip savaşabilirsin. Çünkü hayatta kalmaya çalışırken ve çaresizce kendi yolunu bulmaya çalışırken, seni bunları yapmaya zorluyorlar. Yoksa öleceksin. Ya da hala nereye ait olduğunu bilerek yaşamaya devam edeceksin.
İşte Sadık, bir kırım türkü. Ve kendi ülkesine, işgal edilen topraklara dair hala içinde bir yerlerde inancını koruyor. Kendi topraklarından kilometrelerce uzakta başkası için savaşsa da kendi topraklarına bir gün kavuşmanın diyetini ödüyor. Nereye ait olduğunu unutup da devam edilen bir yaşamdan ziyade, anlamlı ve onurlu bir ölümü tercih ediyor.
Savaşın o korkunç kasveti içinde anlıyorsun ki, sen büyük bir adam değilsin. Hiçbirimiz değiliz. Günlerce su vermediğinde bir damla suya muhtaç olacak kadar aciziz hepimiz. Büyük adam da olsan, küçük adam da olsan ; ölüyorsun. Ama içindeki amaç, vicdan, ait olduğun yeri bilmek seni bütün bu aciz kaldıklarına karşı özgürleştiriyor. İşte o zaman mesele bir kuru ekmeğe ya da korunaklı bir hayata yaşamaya mahkum olmaktan daha onurlu bir hale geliyor. Özgür bir insan oluyorsun.
İşte savaş ; insanı alıp oraya çarpıyor buraya çarpıyor, bir güzel tokatlıyor, haftalarca soğukta bekletiyor, onu vahşi bir hayvan gibi savaştırıyor, elinden her şeyini alıyor, onu ağlayan aciz bir varlığa dönüştürüyor, yakıp yıkan bir canavara dönüştürüyor, sevmesine izin vermiyor ve insanı öldürüyor. Ama bazen de savaş ; insanı özgürleştiriyor, onu dipdiri tutuyor, ağlamasına imkan vermiyor, onu kendi amacı uğruna çabalaması için okyanuslara itiyor.
Ve oradan ya ölü çıkıyorsun, ya kendini unutmuş halde, ya da özgürleşerek.
"Uğruna öldüğü şeyin büyüklüğüdür insanı ölümsüzleştiren ve biz aslında çoktan özgürleşmiştik."
🗿Film genel olarak güzeldi. Hiçbir şeyin temennisi olmadığını, bugün bile böyle bir savaşın o çığlıkları arasında kalabileceğimi hatırladım. Siz de gönül rahatlığı ile filmi izleyebilir ve soğuk acılara şahit olabilirsiniz.
Bir Avuç
Biz, bastırılmış çocuklardık
Başımızı okşayan ellere hasret
Gönlümüze akan şefkatlere muhtaç
Telef olan olan bir avuç sebze gibiydi ömrümüz
En son ne zaman ismimiz vardı
Nerede kaldı sadece bize ait olan künyelerimiz,
Unuttuk gitti.
Bir avuç çakıl taşı gibi savrulduk.
Ne gitmiş olanlar
Ne de gelecek olanlar
Ulaşamadılar ruhlarımızın yağmurlarına
Kor düşlerimizin çorak arazilerine,
Hevesi korkularında takılı kalmış ;
Bir avuç insandık kimsesiz odalarımızda
Yalnızlık ve bunalım kokan kirli yastıklarımızda
Başımızı ne tarafa çevirsek enkazdı hayatımız.
Sanrılara kurban gitmiş yıkık gençliğimiz,
Körpe olmuş dillerinden kurtulup ayaklandılar öfkemizde
Patlamaya hazır bir adam gibi şiştiler yüzlerimizde
Oysaki çok sakin sulardı gözlerimiz
Sıradanlığa bile yanaşamayan göz yaşlarımız vardı
Ama dalgalara hasret çöllerdi baba özlemlerimiz
Kaybettiğimiz geceler kararıyordu tenimizde
Kırmızı sular akıyordu baharlarımızdan
Sonra bir gün ;
Bir avuç toprak olup yazdık ismimizi taşlara
Kimsenin uğramadığı mezar taşlarına
Çiçeklerin uğramadığı taşlara,
Geriye kaldı bizden
İsmi silinmiş bir avuç kimsesiz taş.
Üstlerinde ise tarihi belli olmayan ölümlerimiz.
Elif
Bu şiir, depremden sonra yazdığım şiirlerden biriydi ama filmi izledikten sonra, buraya çok yakışacağını düşündüm. Ve sadece bir anlığına onları anarak, insanların okumasını istedim.
💐Son olarak, kırımlılar için yazılmış bir şarkıyı şuraya bırakıyorum. Bir ara dinlersiniz. Sağlıcakla
"Aklın nerede?
Where is your mind?
İnsanlık ağlıyor
Humanity cries
kendini tanrı sanıyorsun
You think you are gods
Ama herkes ölür
But everyone dies"
🎵 Jamala - 1944