Filmi ilk izlediğimde 15 yaşında falandım. Şimdi 28 olmama az kalmışken filmi yeniden izliyorum. Kitabını ise daha dün bitirmiş olmam karşılaştırma yapma konusunda bana çok fayda sağladı. Ben Barnes hayatıma Narnia serisiyle girmişti. Hemen ardından onu Dorian Gray gibi bir…devamıFilmi ilk izlediğimde 15 yaşında falandım. Şimdi 28 olmama az kalmışken filmi yeniden izliyorum. Kitabını ise daha dün bitirmiş olmam karşılaştırma yapma konusunda bana çok fayda sağladı. Ben Barnes hayatıma Narnia serisiyle girmişti. Hemen ardından onu Dorian Gray gibi bir rolle görmek çok ilginçti. Ben’in Dorian’ı orjinalindeki gibi altın sarısı saçlı ve mavi gözlü olmasa da Dorian’ı mükemmel yansıttığını düşünüyorum. Yazının bu kısmından sonrası hem filme hem de kitaba dair full spo içerir. İstemeyenler burada okumayı bıraksın lütfen.
Kitap bana göre bazı yönlerden yüzeysel gelmişti ve Dorian’ın genç kaldığı ama zevk peşinde koştuğu yıllarda neler yaptığını merak ediyordum. Bu film kendi yorumuyla buna bir açıklık getiriyor.
Film ve kitap birçok anlamda birbirinden farklı. Kitapta Dorian hali hazırda büyükbabasıyla asil bir şekilde büyüyen bir çocukken filmdeki Dorian taşraya gönderilmiş ama büyükbabasından kendine kalan miras üzerine Londra’ya dönen ve sosyete hayatını yabancılayan saf ve masum bir çocuk. Hatta büyükbabası tarafından şiddete de uğramış. Bunun travmalarını yaşıyor.
Filmde zevk için yaşayan -hatta bir süre sonra mazoşist olan-bu genç adamın “ahlaksızlıklarını” açıkça izliyoruz. Kitapta hemcinsleriyle bir münasebeti olduğuna dair bilgimiz olmasa da filmde cins ayırmıyor. Ben bunun kimliğiyle alakalı değil de zevk konusunda sınırları olmadığı ve her şeyi denemek istemesine bağlıyorum. Hatta portresini yapan Basil ile arasındaki dinamik de farklı. Basil ile yaşadığı cinsel münasebette de aslında; çürümüş olduğundan bihaber olduğu portresini isteyen ressamı susturmak için ressamın arzularını ona karşı kullanıyor.
Bu arada filmde ilk cinayetini işleme ve bunu örtbas etme yöntemi de farklı. Kitabı okurken aklımdan hep “acaba bu saf çocuk Henry Wotton gibi birisiyle tanışmasa nasıl birisi olurdu” diye düşünmeden edemedim. Bu soru muhtemelen filmi yapanların da aklından geçmiş. Dorian’ın ruhunun çürümesinin asıl sebebi Henry ve onun kendisine dayattığı fikirleri. Bu Şeytan’ı Henry yaratıyor. Kendisi de zevk için yaşayan birisi olsa da sonrasında konu kendi kızına geldiğinde bu ruhu çürümüş yaratığın hesabını kendisi kesiyor. Kitapta da böyle bir şey yoktu bu arada. Ama ben filmin kendince eklediği bu şeyleri beğendim. Kitabın bana eksik ve heyecansız gelen tarafını bu film dolduruyor. Güzel film. Ben Barnes’ın Dorian’ı da ikonik bence.