Spoiler içeriyor
İçi çökmeyegörsün bir insanın Gözden düşen herkes kalbine saplar hançeri, ama hançeri kalbine sapladı diye ölmez kimse… Neyse tamam ciddi olacağım. Gene harika bir eseri kendime kattım. 1 saat 20 dk. sürdü okumam. Paris’e de gittim, Versay sarayını da gezdim,…devamıİçi çökmeyegörsün bir insanın
Gözden düşen herkes kalbine saplar hançeri, ama hançeri kalbine sapladı diye ölmez kimse… Neyse tamam ciddi olacağım. Gene harika bir eseri kendime kattım. 1 saat 20 dk. sürdü okumam. Paris’e de gittim, Versay sarayını da gezdim, Normandiya’yı da gördüm. Hepsini 1 Saat 20 dk.da yaptım. Kitap yaşanmış bir olaya dayanıyormuş. Fakat bu kadar etkilenmek için olayın gerçek olmasına bile gerek yok aslında. İktidar çevresinden birinin günün birinde gözden düşüp sürgüne gönderilişinin öyküsü… hiç mi hiç yabancı değil. Her çağda, her asırda; derebeyinden kralına, köy muhtarından devlet başkanına; tarikat liderinden STK başkanlarına kadar, bir iktidar sahibinin etrafında toplaşmış insanlardan herhangi birinin yaşayabileceği veya yaşadığı tarzdan bir hikaye Madame de Prie’nin hikayesi. Madame de Prie XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadındır. Görevlerini icra ederken haksız kazanç elde etmesi ve devleti zarara uğratması sebebi ile Kral tarafından sürülür. Bundan sonrası bir kadının iç dünyasının resmidir. Çok kısa bir süre sonra geri döneceği umudunu taşır fakat bu süre en az iki yıldır ve Madame bu düşünceye katlanamaz. Saray eşrafından etkili insanlara mektuplar yazıp Kral’a ulaşmaya, sürgününü bir şekilde bitirmeye çalışır. Fakat fakirlikle boğuşan ve adım adım bir devrime giden 18. Yy. Fransa’sında Kral XV. Louıs’in sanırım en son düşüneceği şey Madame de Prie’dir. Yavaş yavaş iç dünyası çökmeye başlar Madame’nın. Versay sarayının ışıl ışıl davetlerini, güzel giyinip boy gösterdiği, bir sürü soylu, genç adamın dikkatini çektiği Paris gecelerini dayanılmaz bir şekilde özlemeye başlar, nitekim zaten aklından hiç çıkmamıştır. Görevi esnasında şantaj yaparak edindiği hatırı sayılır bir serveti, şatoda etrafında dört dönen hizmetçileri vardır fakat bu yalnızlığa dayanamaz. Düşündüğü tek şey bir şekilde Paris’in dikkatini çekmek ve geri dönmektir. Tüm servetini şık davetlere, partilere harcar. Lakin insanların tek derdi yiyip içmek, dedikodu etmektir. Kitabın sonundaki, Paris’te bir sihirbazlık gösterisi esnasında insanlara ulaşan Madame’a dair en çarpıcı haber bile bir kaç sihirbazlık numarasının arasında eriyip gidiverecektir. Kısacası Madame dünyayı kendi etrafında döndürmeye uğraşırken, kayıp bir gezegen gibi kaybolup gidecektir galaksinin derinliklerinde, gözden düşen herkes gibi. Ah be Madame de Prie dedim içimden, paran var, işini gören onca insanın var, saray gibi şaton var, yaşa hayatını bırak Paris’i, Versayı, baloları. Tabi bunları Madame’ın yüzüne söylesem bir kahkaha patlatırdı, sesi devasa şatonun duvarlarında yankılanır, kitabın başından sonuna ona dik dik bakan, duvarlarda asılı tablolardaki insanlar bu sefer bana ters ters bakmaya başlardı. Öyle ya! Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın demişler. Uzaklarda sessiz bir şatoda huzur içinde yaşayıp gitmekten daha önemli şeyler vardı hayatta(!)Gecelere kadar süren saray davetleri, güzel kıyafetler, mücevherler, onu her defasında iltifatlara boğan genç, soylu erkekler, bir tavsiye mektubu ile en sıradan kişiyi bile sağa sola işe aldırıvermeler… Bunların ellerinden kayıp gidivermesi sivil ölüm demekti Madame de Prie için. Yüzyıllardır tekrar eden bir olguyu, bir 18. yy. aristokratının iç dünyasını resmederek bize sunmuş yazar. Güzel hikayeydi. Beğendim.