Okurken çok keyif aldığım bir mizah kitabıydı. Kitaptan edindiğim bazı alıntıları sizlerle paylaşayım dedim. Buyrun: - Yurdumun maden rezervlerinin, tüm dünyadakilerin toplamından daha fazla olduğuna inanır. - Yurdum insanı etnik kimliği ile ilgilenmeyi de çok sever. Kendi iddialarına bakılırsa bu…devamıOkurken çok keyif aldığım bir mizah kitabıydı. Kitaptan edindiğim bazı alıntıları sizlerle paylaşayım dedim. Buyrun:
- Yurdumun maden rezervlerinin, tüm dünyadakilerin toplamından daha fazla olduğuna inanır.
- Yurdum insanı etnik kimliği ile ilgilenmeyi de çok sever. Kendi iddialarına bakılırsa bu ülkede 35 milyon Kürt, 25 milyon Çerkez, 15 milyon Laz vardır. Bunların hepsini toplasanız 75 milyon yapar. Yani toplam yurdumun nüfusundan fazla... Üstelik bu ülkedeki Türkleri hesaba katmadık. Bir de bunu hesaba katsak, yurdumun nüfusu en az 140 milyon çıkar ki, bu da gerçek nüfusun neredeyse iki katı... Yurtdışındakileri de sayarsak bu rakama bir 50 milyon ilave etmemiz gerekir ki, bu da gerçek nüfusumuzun neredeyse üçte ikisidir.
- Akbil'i olsa parası, parası olsa Akbil'i olmuyor. İkisi olursa da bu sefer Akbil dolum gişesi büyük bir olasılıkla kapalı oluyor. Bilet almak yurdum insanı için çok zor iş.
- Alışveriş merkezi deyince akla ne gelir? İnsanların alışveriş yapması için inşa edilen mağazaların bulunduğu binalar değil mi? Yurdumda ise alışveriş merkezi yazın sıcağından bunalan ve kışın soğuğundan kaçanların mekânı demektir.
Siz bakmayın alışveriş merkezlerinin dolup taştığına; gelen her yüz kişiden sadece biri alışveriş yapıyordur. Çok büyük bir çoğunluğu gezmek; erkekler hatunları seyretmek, kızlar ise piyasa yapmak için geliyordur. Hem ısısı ve serinliği hep aynı derecede olan bu yerlerden daha rahat bir yer mi bulunabilecek koskocaman şehirde?..
Kaldı ki neyin nerede ucuz satıldığını çok iyi bilen yurdum insanı, alışveriş merkezlerinde kazıklanacak kadar saf mı? Neyi alacağını aylar öncesinden planlayan yurdum insanı, nereden alacağını da eş ve dosttan aldığı istihbaratlar sayesinde belirlemiştir. İşte alışveriş merkezlerini bu noktada, kazık yemekten kurtulmak ve ne kadar açıkgöz olduğunun bir kez daha sağlamasını yapmak için kullanır.
Alışveriş merkezlerini bazen sayfiye yeri gibi de kullanır yurdum insanı. Şöyle ki, pahalı olduğunu duyduğu bir merkezin cazibesine dayanamamaktadır. Pikniğe gider gibidir, yiyeceklerini çantasına doldurur. Alışveriş merkezinin yemek katındaki masalardan birine kurulur. Kendisine itiraz eden restoran sahiplerine veya görevlilerine de evde özenle yaptığı dolmalardan ikram ederek sorunu çözmeye çalışır.
- Göçmenlerin büyük imtiyazı vardır yurdumda. Kendi öz vatandaşına tanımadığı imkânları göçmenlere tanır yurdum devleti... Kalacak kamp tahsis eder, ev verir, iyi bir işe yerleştirir...
Yurdum insanına çok görür bunu. Dışarıdan bakan yabancılar yurdum insanını "gâvur", göçmenleri gerçek vatandaş zanneder. Kendisine verilen değerin hakkını fazlasıyla öder yurdumun göçmenleri. 8 saatlik mesaide 12 saat çalışır... Gece-gündüz demez... Kısa sürede işlerini yoluna koyar. Ama yurdumun insanından iş bitiriciliği bir türlü kapamaz. Sorsa yardımcı olur yurdum insanı ama gururuna yediremez. Yurdum insanı ise "Göçmen olmak varmış bu ülkede abi" der, durur.
- Yurdum insanı cinselliğini anlatmaya bayılır. Konuşulanlara bakarsanız yurdumdaki penis uzunluğu ortalama 30 santimden fazladır. Hele penis uzunluğu 25 santimin altında olan yurdum erkeği kesinlikle yoktur. (Gerçekte 17 santimi bile zor bulunur.)
- Çok kitap okumasa da yurdum insanı, kitap aşırmayı ve ödünç aldığı kitaba el koymayı sever. Çoğu zaman okumak için ödünç alınan kitapların sonu el konulmak olur.
- Yurdum beyaz eşya şirketleri, ürünlerinin özelliklerini çok iyi bilir. Teknolojide dünya yıldızı olarak nitelendirilen Japonlar, mekanikte sektörün neredeyse tamamını elinde tutan Almanlar bu konuda yurdum beyaz eşya üreticilerinin eline su bile dökemez. Eğer bir beyaz eşyanın bir yıl garantisi varsa on üçüncü ayda, iki yıl garantisi varsa 25. ayda, üç yıl garantisi varsa otuz yedinci aydan itibaren bozulmaya başlar. Bu zamanlamayı, bu mühendislik becerisini yurdum beyaz eşyalarından başka kim becerebilir ki? Nitekim bunu beceremediği için nice beyaz eşya devi firma çöküp gitmedi mi? Bizim beyaz eşya firmalarımız dünya devi olmaya doğru emin adımlarla ilerlemiyor mu? Üstelik parça bozulmaları sistemlidir. Sırayla bozulur. Bunun için eğer yerli beyaz eşya kullanıyorsanız, yetkili servis çalışanları ile beyaz eşyanızı tamir ettire ettire dost olmuşsunuzdur.
- Okumuşu da bir okumamışı da... Eğitimlisi de bir, eğitimsizi de yurdum insanının... Hep rekor peşinde koşar. Dünyada aynı anda en çok adayı sınavdan geçirme rekoru bizim ÖSYM'nin elindedir. İddiaya göre 1.5 milyar nüfusu olan Çin'de bile aynı anda neredeyse 2 milyon öğrenciyi sınava sokacak bir kuruluş yok. Üstelik yurdun en kuzeyinden en güneyine, en doğusundan en batısına kadar 81 ilde aynı saatte sınavı başlatacak ve aynı saatte bitirecek...
- Önce ehliyeti alır, sonra araba sürmeyi öğrenir. Ehliyet alırken araba sürmeyi öğrenemez.
- Dünyaya potansiyel futbol yorumcusu olarak gelmiştir. Her ne kadar ekmeğini başka işlerden kazansa da temel işi, para almadan futbol yorumları yapmaktır.
- Her özelleştirme girişimine "ihanet", özelleştiren hükümete "peşkeşçi", alana ise "vurguncu" gözüyle bakılır yurdumda.
- Hesap ödeme konusunda ise yurdum insanı ikiye ayrılır. Yenilen, içilen ekibin durumuna göre ya herkesin ödemesi ya da kimsenin ödememesi... İkili ve üçlü gruplarda ise her nedense hesapları aynı kişiler öder. Tıpkı sigarada olduğu gibi bu konuda da ikramcılar ve otlakçılar diye iki sınıf oluşur. "Alman usulü" pek kabul görmez. Ya da hesapların dönüşümlü olarak ödenmesi de... Uyanıktır bu konuda yurdum insanı... Hesap öderken elini cebine sokar gibi yapar ve hesabı başkası ödeyene kadar çıkarmaz. Sonra da "Valla olmaz, ben öderim, ay hep böyle yapıyorsun!" gibi cümlelerle yalancı serzenişlerde bulunur.
- Çocukken ya astronot, ya pilot ya da doktor olmayı hayal eder. Doktorluk kısmı hariç uçmayı çok sever yurdum insanı... Fakat şimdiye kadar yurdum insanı bir tane bile astronot yetiştiremedi.
- Her seçim döneminde, muhalefetin propagandası her zaman hazırdır: "Yapılanların hesabını soracağız." Seçimden önce, mevcut iktidarın yaptıklarının hesabını sormayacak parti yoktur.
Bu iş o kadar abartılır ki potansiyel muhalefet ve iktidar partileri bir yana, barajı aşamayacak, hatta yüzde bir oranında bile oy alamayacak partiler aynı şeyi tekrarlar durur. İktidara gelenler ise bırakın hesap sormayı kısa sürede hesap sorulacak hale gelir.
- Teknolojinin en büyük nimetlerinden olan asansör de yurdum insanı için vazgeçilmezdir. Bırakın üç kat çıkmayı, bir kat için bile merdivenlere tırmanmak istemez yurdum insanı.
- Toplu taşıma araçlarını kullanımı çok tuhaftır yurdum insanının. Şehir içi otobüslerin ön kısmı dolu, arka kısmı ise boştur. Yurtdışından yurduma gelen bir yabancı, bu ülkede yolcuların orta ve arka kapıyı kullanmadığını sanır.
- Her yurdum insanının pantolonunun arka cebinde kesinlikle bir cüzdan vardır. Ama yurdum insanı bu cüzdanı kesinlikle para koyma amacıyla kullanmaz. Parasını cebinde taşır. Cüzdanı kullanmak yorucu iştir. Parayı alacaksın, cüzdanını çıkaracaksın, büyüklük sırasına göre yerleştireceksin. Parayı çıkartmak da ayrı bir derttir. Parayı çıkartacağım diye koskoman cüzdanı çıkart. Sonra aç. Daha sonra gerekli rakamı tek tek çıkart. Bu kadar zahmete kim dayanır?
- Bir de büyük market zincirlerinin indirimleri vardır. Ürün tabanlı bu indirimleri de en iyi şekilde değerlendirir yurdum insanı. Büyük market zincirleri müşteri çekebilmek için bazı ürünlerde neredeyse zararına satış yapar. Bunu yaparken amacı, bundan faydalananmak için gelen müşterilen diğer ürünleri de almasını sağlamak... Birisinden kâr etmiyorken diğerinden kâr ederek durumu dengelemek.
- Polisiye olaylar hep Adana, Antalya ya da Samsun'da olur yurdumda... Bu şehirlerden gazete ve televizyonlara giren polisiye olay sayısı toplamı İstanbul, Ankara ve İzmir'dekiler de dahil yurdumun tüm illerinden giren haberlerden daha fazladır. Bu şehirlerin şeytanlarının hızlı ve düzenli çalıştığından mıdır, bilinmez ama gazetelerin üçüncü sayfasında bu şehirlerin haberlerini görürüz. Başlı başına patolojik bir vakıa olan bu durum karşısında kılını bile kıpırdatmaz yurdum sosyologları... Kim ilgilenir bu konuyla Allah aşkına, daha cafcaflı meseleler duruyorken karşı köşede.
Sanki yurdumun Adanalı, Antalyalı ve Samsunluları bir önceki rekorları egale etmek istermişçesine bir hava içerisinde her vukuatlarında öncekinden daha orijinalini işlemeyi başarırlar.
Dikkatli bir gözle incelerseniz; "Tamam, bundan sonra daha büyüğü olmaz" diye düşündüğünüzde eminim çok kısa sonra ondan daha büyük bir vukuat hemencecik ortalarda görünür.
- Bir de cinsel maceralarını anlatmaya bayılır yurdum insanı. Anlatılanlara bakılırsa bir gece 10 postadan aşağı gitmez hiçbir yurdum erkeği... (Gerçekte ayda bu kadar gidemez de...) Sabahlara kadar seks yapar... (Gerçekte ise belki sadece gerdek gecesinde o da gece 02.00'ye kadar yapmıştır) Bilmediği pozisyon, götüremeyeceği hatun yoktur. (Gerçekte ne tam bildiği bir tane pozisyon ne de karısından başka gördüğü hatun vardır...) Don gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirir... (Gerçek hayatta ise bir sevgilisi vardır. Onunla da sürekli kavga ediyorlardır...)
- Yurdumda kaynana-gelin, kaynana-damat çekişmeleri bitmez. Hatay İskenderun Müftüsü Remzi Yavuz, "Hayatta en mutlu evliliği Hazreti Adem yaptı. Çünkü kaynanası yoktu." dedi. Ama bizce müftünün gözden kaçırdığı bir şey var. O da, Hazreti Havva'nın mutluluğu da göz ardı edilmemeli. Çünkü onun da kaynanası yoktu.
- Ortalama her öğrenci, kopyaya harcadığı zamanı ders çalışmaya harcasa on ve yüz alacakken kopya hazırlamayı sever. Hatta bu alanda geliştirdiği her yeniliği insanlığa bir hizmet olarak görür ve çevresine yayar. Kopyadan alınan notun ve "Şu dersten kopya çekerek geçtim" demenin keyfini hiçbir şey vermez, yurdum öğrencilerine.