Harap olmuş canım şehrimin, hala yıkım yapılan sokaklarında, kafama bazen büyük bir balkon ya da tabela düşmesini de göze alarak, evime aslında uzak olan kitapçıma gerçekten zorlu koşullarda gittim. Hani zaten araba yok o güzergah da, yani araba istese de…devamıHarap olmuş canım şehrimin, hala yıkım yapılan sokaklarında, kafama bazen büyük bir balkon ya da tabela düşmesini de göze alarak, evime aslında uzak olan kitapçıma gerçekten zorlu koşullarda gittim.
Hani zaten araba yok o güzergah da, yani araba istese de yıkım yapılan yerden geçemez. Sadece böyle etraftaki ara sokaklardan falan gidiliyordu kitapçıya. Bir ara umudumu kesip "amaaan ne şaşmışım, cemal süreya okumasam da olur. " dedim ama Allah razı olsun benim gibi oradan oraya şu enkaz bu enkaz diye çekirge gibi zıplayan, iki arkadaş kendime buldum ve geri dönüşümü de pek umursamayarak kendimi kitapçıma yönelttim.
Yani o yüzden bu kitabın nasıl zorlu koşullarda alındığını ve eğer tertemiz, sakin sokaklara sahip güzel bir şehrinizde kafanıza balkonlar düşmeden yürüyebiliyorsanız bunun ne denli muhteşem bir şey olduğunu sizlere hatırlatmak istedim.
Ağlayasım geliyor ya. Offf.
Neyse, bu hüznümü daha fazla allandırıp sizlerle ağlama serüvenimi uzatmayıp kitaba geçeyim.
Açıkcası bu Cemal Süreya 'nın okuduğum ilk kitabıydı ve şans ki, Cemal Süreya nın yazdığı ilk kitabı okumuşum.
Net fikrimi söylersem, tabiki de güzel dokunuşlar var satırlara. O alıntıları birazdan harmanlayarak paylaşacağım sizlerle ama açıkcası ben kitabı pek beğenmedim. Çünkü Cemal Abimiz biraz daha kadınlar, onların güzelliği, bir kadının çekiciliğinde nasıl kaybolduğunu, onun bedeninin kendisini nasıl etkilediğini çok açık ifadelerle yazmış.
Hani bu da bir tema seçimidir ama pek bana göre değil. Kendisi aşkın tensel boyutundan böyle hafif hafif şiirlerinde izler bırakarak dolgun ve bazen de umursamaz sözler söylemiş ( Umursamaz gibi görülmesi güzel olmayacağı anlamına gelmez.)
Ama kitabı bitirdikten sonra pek temayı beğenmeseniz de ağzınızda tadı kalmış çok da acı olmayan bir kahve içmiş gibi hissediyorsunuz. Kahveyi içmeseniz de olurdu ama kahve içerken etrafınızda dönen o muhabbet var ya, işte o uğultu gözlerinizde tuhaf bir iz bırakıyor.
Adam şair diyebiliyorsunuz. Sevmeseniz de.
Mesela karşılaştırma yapmam gerekirse, İsmet Özel daha iç kavgalarından, dışarıdaki güzel veya çirkin çoğu şeyin içinde nasıl kıyametler kopardığından bahseder ve onu okuduktan sonra soğuk bir su yüzünüze çarpmış gibi derin soluklarla nefes alırsınız. Ve ne kadar düzene koymaya çalışsanız da nefes alıp verişleriniz uzun bir süre irkilip kalkar. Ve yıllar sonra bile gördüğünüz o eski mısralardan biri, kalbinizdeki tüysüz kırlangıçları uçurabilir.
Şükrü Erbaş da daha çok dışarıdan aniden gelen bir kurşunun onun içinde nasıl kıvranarak ve onu parçalayarak gidişini anlatır. O tarifsiz yaşanmışlıklarını, kurşunun acısını, kurşunun nereden nasıl geldiğini size anlatır.
İşte Cemal Süreya da bu kitabına münhasır olarak düşündüğüm, bir vazodaki hayranlık uyandıracak çiçekleri, kimse onların çok da farkında değilmiş gibi saatlerce size anlatır. Ve sürekli aynı şeyleri söylemesini beklersiniz ama o en vurucu yaprakları seçip hepsi için ayrı ayrı kelimeler oluşturur kulaklarınızda.
Bazen uğultuya dönüşen bu sesler size alışılmış umursamaz hisler uyandırırken, bazen de sesler kulaklarınızda yükselir ve çiçeğe sizde hayranlık ile bakarsınız. Ama sonra "Çiçek yahu Cemal, o kadar da abartmayalım." deyip işlerinize koyulursununuz belki tekrardan o sesler uğultularından çıkıp yükselen kadar...
Kendisi bir de İktisat bölümünü bitirmiş ve bir aralar müfettişlik falan yapmış. Hani bazen ben de oluyor bu kaygılar.
" Şair insan psikolog mu olur Elif, oku şöyle bir edebiyat. Ful kendini şiire, yazmaya ve sanata ayır. " ama tabiki de bu taş devrinden kalma fikirlerimin hemen ağzını bantlayıp onları nefessiz kalana kadar ölmeleri için karanlık odalarıma kilitliyorum.
Bu arada gerçekten bazen benzetmelerim çok coşuyor ama korkmayın. Nsjksmw
Her neyse, aslında benim de o sanatsal yönümün en çok insanlardan beslendiğini ve onların dertlerine hayatlarına ortak oldukça küçük alevlerimin koca yangınlara döndüğünü gördüm. Yani ne kadar insan hayatının içinde olursam, insanın bilinmez duygularına sızıp, hiç fark edilmeyen sıradan okyanuslarında yüzersem ; sanatsal yönümün daha da şahlanacağını fark ettim.
O yüzden kesinlikle psikoloji okumalıyım aaa. Velhasıl siz de yapmayı sevdiğiniz şeyler var ve onlardan kopacak korkusuyla bazı işlere girişmeye çekiniyorsanız, aralardaki bağlantıları keşfedin ve mükemmel kanallar oluşturun kendi hayatınız için.
Şimdi biraz etkilendiğim kısımları paylaşacağım ve bazen onlara karşılık yorum da yapabilirim, şiir de yazmış olabilirim. Okuyalım o satırları...
🦋"Öyle düzeltici, öyle yerine getiriciydi sevmek. "
Tutan kabukların ardında arsız sevgiyi gördüm.
Alayla sırıtıyordu tenimdeki gözlerime
Kahkahalarla izledi yaramın iyileşmesini
Oysa ben nefret ediyordum beni düzelttiği için.
İnsan her zaman iyileşmek istemezdi çünkü.
Elif
Yani bu satırı okuyunca böyle şeyler canlandı aklımda.
🦋"Ben nerde bir çift göz gördümse
Tuttum onu güzelce sana tamamladım
Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu
Bir bunun için yaptım."
Oyy ne güzel söylemiş. Yani açıkcası "Sana tamamladım." kısmı insanda bir şeyler uyandırıyor. Genellikle aşık olduğumuzda falan böyle olur ya, gördüğün herkesi ya da ona biraz benzeyen her şeyi ona tamamlamak ve oymuş gibi düşünmek istersin.
Çünkü için onunla o kadar dolmuştur ki, başka her şey biraz saçma gelir. Ve onu daha da çoğaltmak için, o binlerce kez yaşasın diye etrafında ; her ayrıntıyı ona tamamlarsın. Senden hiç gitmemiş ve her yanında var olmuş gibi hissedersin.
Ha hiç daha önce aşık olmadıysanız "gerçek manada" bu biraz şizofrence gelir. Ama aslında hayatta yarım kalan her yeri, gözlerini dolduran bir mutluluk ile tamamlamaktır. Uzun sürüyor mu emin değilim. Arada bir gelip, hemen aceleyle kaçan bir his de olabiliyor. Onun dışında da herkesin deneyimi kadar galiba.
Ama ben sanırım hayatımda her şeyde Allaha tamamlamak ve tamamlanmak isterdim. Çünkü başka neyle tamamlasan diğer parça bir süre sonra seni terk etmek istiyor ve onunla boğuşup duruyorsun. Bu parça en sağlam insanlar olsa bile.
O yüzden sizde varlığına çok güvendiğiniz şeylerle tamamalayabilirsiniz. Ya da bırakın öylece yarım kalsın. Herkesin hikayesi tamamlanacak diye bir kural duymadım daha önce. Ama okunmaya değer hikayeler için tamamlamak gerekiyor.
🦋"Ne zaman hürlüğün, barışın, sevginin aşkına
Bir cigara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu. "
🦋"Büyük ihtimalle ölmüştük
Şehir kan kıyametti ayaklarımızda
Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
Doğrusu iyi idare etmiştik
Doğrusu iyi halt etmiştik
Yaşıyanlar unutmuştu bizi
Biz öldüğümüzle kalmıştık. "
Hoş.
Ve gözlerle ilgili diyor ki Cemal abimiz,
" Olduran yıkan yeniden yapan gözlerini seviyorum
Kaç kişi
Bir senin gözlerin var zaten daha yok "
Yo yo dur bi tane daha var. Ona bayıldım.
" Uçsuz bucaksız bana bakıyorsun"
Yani en son kim size uçsuz bucaksız baktı? Ya da o öyle bakarken, siz de bunu fark edip ona baktınız? Bak her türlü bir savaş.
🦋"Az şey değil seninle olmak düşünüyorum da
İçimde bir sevinç dallanıyor kaç kişi
Bir geyik kendini çiziyor karanlığa sonra kayboluyor
Karanlık maranlık ama iyi seçiliyor..."
Bence biraz kafanızda oluştu ne okuduğum ve ne okumak isterseniz, kitaba başvuracağınız.
Puanım on üzerinden beş buçuk. O su, busu, şusu yok ablacım. Beş buçuk yani. Hoş, güzel satırlar ama benden bu kadar.
Yine de tabiki de sevgili Cemal Süreya'ya sevgi, saygı gönderip kitabı yazan yüreğini kutluyorum.
Hepinize iyi, şiirli, huzurlu günler efenim. Allaha emanet olun. 🌼