7 sezon 151 bölümlük uzun soluklu mentalist dizisinin 60 bölümünü izledikten sonra bir inceleme yazmak istedim. sadece düşünüp hayal kurup zaten gerçekleşmez diyip tekrar hayal kurduğum döngüyü kırıp, farklı bir şey yapmak istedim. inanılmaz işe yaramaz hissettiğim şu zamanda belki…devamı7 sezon 151 bölümlük uzun soluklu mentalist dizisinin 60 bölümünü izledikten sonra bir inceleme yazmak istedim. sadece düşünüp hayal kurup zaten gerçekleşmez diyip tekrar hayal kurduğum döngüyü kırıp, farklı bir şey yapmak istedim. inanılmaz işe yaramaz hissettiğim şu zamanda belki biraz dopamin salgılarım. zihnimi tek bir yere odaklamam lazım. bu arada izlerken fark ettim bu tip diziler bir zaman sonra alışkanlık haline geliyor. bu iyi mi kötü mü yorumlamak size kalmış..
biraz diziyi anlatayım. bilmeyen yoktur diye tavsiye etmek istemiyorum sadece başlamak için şüpheniz varsa onu gidermeye çalışacağım.
konu olarak eskiden medyumluk yapan zekası sherlock'u andıran patrick jane karakterinin polis için danışmanlık yapması ile başlıyor.
patrick jane'in zekası ve eğlenceli tavırları ile izlemesi çok keyifli bir dizi. her bölüm farklı bir olay çözülürken sherlock dizisindeki moriarty gibi ana düşman olarak red john bulunuyor. kim olduğunu ben de hala bilmiyorum. böyle bir karakter olması diziyi daha ilgi çekici yapıyor. ekip üyelerine de hızlı alıştım. ortamda gibi hissediyorum. favorim ajan cho. dram ise zorlamadan tadında işleniyor. ama diziyi izleten en önemli etken patrick jane. mükemmel bir oyuncu. böyle bir çalışma arkadaşı herkese lazım. zekası, çocuksuluğu herkese kendinden bir şey bulduruyor.
jane karakteri neden kendimize yakın hissettiğimizi açıklamak istiyorum. bence en önemli faktör içimizden biri olması. batman'i süper gücü olmadığı için kendimize yakın hissediyorsak aynı sebepten. sadece mükemmel bir bakış açısı var. en ufak detaylardan davaları sonuçlandırabiliyor. herkes görebilir ama parçaları birleştiremez. burada da bakmak ile görmek arasındaki büyük fark devreye giriyor. zaten bölümler ilerledikçe artık jane gibi düşünmeye başlıyorsunuz. insan psikolojisini tamamen çözdüğü için alışılmışın dışında teknikleri büyük ihtimalle başarıya ulaşıyor. sadece bu kadar da değil. biz de hayatımız da değiştiremeyeceğimiz şeylerden suçluluk duyuyoruz. bizim de can sıkıntılarımızın çoğu çay demlemeye çıkıyor. biz de jane gibi bazen sağlıklı düşünebilmek için gözlerimizi kapatıp sessiz ortamda kanepeye uzanıp düşünmeye ihtiyaç duyuyoruz. biz de ne kadar büyük şeyler yaşarsak o kadar komik oluyoruz çünkü genelde en ağır şeyleri yaşayanlar en komikler olur. izlerken cinayet sebeplerini gördükçe insanın nasıl bir varlık olduğunu da görüyoruz.
jane'in bölüm sonlarında madur insanları unutmaması çok güzeldi. biraz daha bölümler karanlık, yağmurlu havalarda olsa daha güzel olur.
izlerken polisiye aynı zamanda korku türlerinin neden ilgi çekici geldiği de aklımda döndü durdu. bence bu türleri seviyoruz çünkü kendi yaşamak istemeyeceğimiz şeyleri yaşayan insanları izlemekten şeytani bir zevk duyuyoruz. insanın doğası bu. kimse köpek tarafından kovalanmak istemez ama köpeğin kovaladığı birisini izlemek bizi güldürür. bu türlerde ise polis tarafından sorgulanan bir karakterin endişesi ya da evinde esrarengiz olay geçen bir genci izlemek bizde haz uyandırıyor diye düşünüyorum. artı olarak polisiye diziler de ters köşeler, kendinden daha zeki birisini izlemek de keyif veriyor. sürprizleri seviyoruz. belki bu yüzden bazı insanlar sanat filmi izlemekten hoşlanmıyor. çünkü zaten bunları ben de yaşıyorum bir de izlemeyeyim diye düşünüyor. tabi bunlar bencesi yani.
yazı boyunca sık sık sherlock'a değindim. çünkü artık o dizinin 5. sezonunu beklemek yerine izlemediyseniz bu diziye başlayabilirsiniz. tasviye ederim, bir polisiyeden daha fazlası.. prison break kadrosunun toplanması da beni duygulandırdı.