Merhaba bunu okuyan kişi, sana minik bir sorum var, kimsin sen? Doğduğun kültürel yapı, yaşın, şehrin, ailen, köklerin mi seni sen yapan yoksa a kişisinin tanımladığı, b kişisinin gördüğü kişi misin? Geçmişine bakmanı istiyorum senden, onca yıl yaşadın, illa hatırlamadığın…devamıMerhaba bunu okuyan kişi, sana minik bir sorum var, kimsin sen?
Doğduğun kültürel yapı, yaşın, şehrin, ailen, köklerin mi seni sen yapan yoksa a kişisinin tanımladığı, b kişisinin gördüğü kişi misin? Geçmişine bakmanı istiyorum senden, onca yıl yaşadın, illa hatırlamadığın bir çok anın vardır değil mi? Ya o anılardan biri şuan ki benliğini tamamen değiştirecek bir anıysa? O anıyı yaşadın, deneyimledin, bunu sen yaptın ama unuttun, yani o anı sana ait değil. Peki kendi kendini kandırarak belleğindeki boşlukları doldurmana ne demeli. Aslında çok farklı biri olabilecekken görmezden geldiklerinle şuan ki benliğine erişebildin, o zaman o boşlukları yaşayan kimdi?
Sen bu sorulara cevap ararken, ben kırda saklambaçtan bahsedeceğim biraz.
Film, bana kalırsa ilk ve son yarı olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. İlk yarı tamamıyla bir kültürün sürrealist yansıması; annesinin himayesinden ayrılıp erkek olmak isteyen bir çocuk, aile kavramı, batıl inançlar, beraber yaşayamayan ama beraber ölen aşıklar, piç ile annesi ve sözleri bir bıçak kadar keskin olan köy halkı, oyun oynayan çocuklar, sadece kocası tarafından sevildiği için mutlu olan bir kadının aldatılması, aynı kadının sükuneti ve o sükunete dayanamayan başka birinin çığlıkları, savaş ve neden oldukları, birbiri ardına solup duran hayatlar ve bastırılmış cinsellik. İlk yarıyı izlerken bir tık zorlandım çünkü film zarif bir anlatım biçimine sahip değil aksine sert, çok sert.
İkinci yarı ise bir paradoks. Bu kültürün içinde doğan bir adamın sürüklenmesi, her gittiği yolun aynı yere çıkması, her açtığı kapının açıldığı kapalı kapılar ve bunun sebep olduğu tek bir soru;
"Eğer büyük anneni öldürseydin, şuan ki özüne sahip olur muydun?"
Eğerle başlayan bir çok cümlenin sonunda, sen şuan ki sen olmaya devam eder miydin? Bilmiyorum.
Geçmişimizi bizzat kendimiz değiştirip manipüle ederiz, geçmişimizin peşine takılıp bunu değiştirmek için tüm cesaretimizi toplamamız anlamsızdır, her şey anlamsızdır. Ya vicdan azaplarımızın ve geçmişin hayaletlerin esiri oluruz ya da bu esirliği şuan unuttuğumuz bir benliğimize yükleriz. Ya bir gün o benlik bizim suratımızı, gözlerimizi ölesiye kapattığımıza doğru tutarsa?
Bilmiyorum ya, filmi izlemeden önce gayet uykulu ve yorgundum. Filmi bittirip yatağa uzandım, daha fazla yorgunum ama saatler geçmesine rağmen uyuyamıyorum. Taşaklı filmdi vesselam, manyak etti bıraktı. Daha önce gerilmediğim kadar gerildim, odaklanmadığım kadar da odaklandım. Bir ara o kadar odaklanmışım ki filme, etrafa bakınca bulanık gördüğümü farkettim. Dikkat etmem gerekiyordu çünkü ben bir sahneyi izlerken, arkada olup bitenleri kaçırmak istemedim. Saatin sembolize ettiklerini hissetmeyi, sadece nankör bir evlat olmayı da istemedim. Köklerimin böyle çürümüş olmasını ve buna rağmen kendimi bulmak için bu kadar çaba sarf etmiş olmayı da istemezdim. Doğmuş olmayı ve varoluşun bu zahmetli ayak işlerine gidip gelmeyi de istemiyorum.
Beni şuan hayata bağlayan tek şey, şuanımın evrileceği kişiye olan merakım. Şuan ki martı olarak tek hedefim ise geleceğimi utandırmamak. Umarım geleceğim beni yoksaysa bile, alnımı kara çıkarmaz.
Filmin kullandığı müzikler, kamera açıları, karakterlerini kullanış biçimi, insan ilişkilerini, daha doğrusu direkt hayatı ele alış biçiminin sertliği her bünyeye hitap etmez. Her bir karakterin güldüğü bir sahneye dolu gözlerle bakarken bulabilirsiniz kendinizi ve ardından başka bir karakterin aynı sahneye verdiğiniz tepkiyi verişine şahit olursunuz, uzun uzun bakarsınız birbirinize. Çoğu zaman bu kadar cinselliğe gerek var mıydı diye de sorabilirsiniz ve sonra film biter, gerek varmış dersiniz. Bu kadar cevapsız soru fazla değil mi diye de sorgulayabilirsiniz, sonra soruyu duyup, o insan kalabalığına bakakalmakla yetinirsiniz.
Kimim ben?