Spoiler içeriyor
Halk kütüphanesine kaydımı yaptırıp aldığım ilk kitap bu oldu. Kütüphanedeyken kitabın Çin’deki Komünist ve Kültür Devrimi dönemlerini anlattığını bilmeden elime aldım ve birkaç sayfa okudum. Acaba kitap mı beni kendine çağırdı? Çünkü daha geçen haftalarda yine aynı konuları da ele…devamıHalk kütüphanesine kaydımı yaptırıp aldığım ilk kitap bu oldu. Kütüphanedeyken kitabın Çin’deki Komünist ve Kültür Devrimi dönemlerini anlattığını bilmeden elime aldım ve birkaç sayfa okudum. Acaba kitap mı beni kendine çağırdı? Çünkü daha geçen haftalarda yine aynı konuları da ele alan Eva Siao’nun Çin Hayallerim,Hayatım kitabını okumuştum.
Kitap Gaomi Kuzeydoğu Bucağı’nda geçiyor ve yazarımız hem kendi yaşadığı şeyleri,hem kendi anne babasının hem de ninesi ve dedesinin yaşadığı dönemleri anlatıyor. Bunu yaparken kronolojik bir sıra izlemiyor. Hikaye kısa bölümlerle sırasız bir şekilde parça parça anlatılıyor ve parçaları siz birleştiriyorsunuz.
En geriye doğru gidecek olursam; yazarımızın Dai ailesinden olan ninesi 16 yaşında cesur,güzel,zarif ve küçük ayaklı-yedi buçuk santimlik lotus ayakkabı giymesi için ayakları bağlanarak büyümüş- bir genç kız iken babası tarafından para için Shan ailesinin cüzzamlı oğlu Bianlang ile evlenmeye zorlanıyor. Shan ailesi baijiu yani darı içkisi üretip satan zengin bir aile. Bianlang evden dışarı çıkmayan birisi olsa da köy halkının arasında cüzzamlı olduğuna dair söylentiler dönmektedir. Gelini tahtarevan ile yeni evine taşıyan taşıyıcılardan Yu Zhan’ao küçük ayaklarını görüp çok etkilendiği bu kız için çok üzülüyor ve birkaç gün sonra gizemli bir şekilde Shan ailesi çıkan bir yangında hayatını kaybediyor. Nine ve kelimenin tam anlamıyla “delikanlı” olan Zhan’ao’nun hayat hikayesi acıklı ama çok da ilgi çekici.
Sonraki nesil ninenin oğlu Douguan. Ve hatta Douguan’ın köyden arkadaşı Qian’er. Kitapta üç ayrı hikaye anlatılıyor demiştim. Douguan’ın hikayesinde Douguan’ın 15 yaşında olduğu zamanlar anlatılıyor. Ve muhtemelen kitabın en acımasız yerleri de Douguan’ın ergenliğe yeni yeni girdiği işte bu dönemler. Ülke Japonların acımasız bir işgali altında. Halk direnmeye çalışıyor. Çin Hayallerim,Hayatım’da okuduğum gibi Guomindang toplulukları ve Çin Komünist Partisi de aynı zamanda iç savaş halinde. Ülke Japonlar tarafından bu kadar işkenceye uğrarken el ele vermesi gereken iki topluluk birbiriyle didişerek ve savaşarak zaman ve güçlerini harcıyor. Birçok noktada iş o dönemki Çin Halkının büyük bir kısmını oluşturan köylülere kalıyor. Elinde doğru dürüst silahı bile olmayan köylüler,hayatları için Japon askerleriyle savaşıyor. Kötü bir diğer şey de şu ki bazı Çinliler vatanlarına ihanet edip Japonlar için çalışıyor ve savaşıyor. Bu kişilere “kukla” diyorlar.
Bu bölümleri okuyanların midesi güçlü olmalı diyorum. Aşırı acımasız ve üzücü olaylar var. Sadece kandan da bahsetmiyorum. Ayrıntılı işkence betimlemeleri,uçuşan vücut parçaları,insan etinin tadını bir kez alan ve tekrar yemek için vahşileşen katil köpekler ve savaş döneminde halkın kıtlıktan dolayı yemek zorunda kaldığı şey...vs vs Bu bölümde Luohan Amca,Qian’er,On Sekiz Kesik Geng ve Çopur Cheng gibi karakterlerin de hikayeleri çok etkileyiciydi.
Ve son nesil,yazarımız. Douguan’ın oğlu. Fakat kendini anlattığı kısımlar çok çok az.
Darılar kitabın en önemli imgesi. Gaomi Kuzeydoğu Bucağı’nın ana geçim kaynağı. Darılar savaş zamanı halkı koruyan şey oldu. Kaybettikleri kişileri darıların altına gönderip uğurladılar. Bazı zamanlarda ise darılar halk gibi soldu. Zaten kızıl olan darılar başka kızılla boyandı. Ama her seferinde tekrar çıktılar.
Ve Douguan’ın oğlu yani son neslin dönemi geldiğinde de eski darılar artık yoktu. Melez darılar ekilmişti. Eski darıların verimi ve gösterişinden uzaklardı.
Kitabın ortalarına doğru geldiğimde darılar
her şeye rağmen tekrar filizlenmeleriyle bana umudu ve hayatın devam ettiğini çağrıştırıyordu. Ama sona geldiğimde fikrim değişti. Yazarımızın ninesi ve babasının dönemindeki darılar güçlü ve gözüpek halkı simgeliyordu bence. Verimsiz ve kısa kalmış yeni darılar ise savaş dönemini ve zorluğunu görmemiş,değişmeye başlayan halkı simgeliyordu.
Okurken zihnimde canlanan şeylere çok üzüldüm. Bazı yerleri şaşkınlıkla okudum. Çok akıcı ve çok güzel bir kitaptı. 1987 ya da 1988 yapımı bir filmi de olduğunu görmüştüm. Yönetmeni benim çok beğendiğim Savaşın Çiçekleri,Kırmızı Fenerler ve Gölge Savaşçı gibi filmlere de yönetmenlik yapmış meğer. Üstelik başrolde çok beğendiğim oyuncu Li Gong oynuyor. Hemen izler miyim bilmiyorum. Ama kitap bu acımasız betimlemeleriyle bende büyük bir etki bıraktı.