Spoiler içeriyor
Uzun bir yazı oldu. Uyarı vermek istedim. Kitabı tam şuan bitirdim ve hala etkisi altındayım. Hikaye 1997 yılında ve Japonya’nın adı da Büyük Doğu Asya Cumhuriyeti olarak geçmektedir. Ülke “Diktatör” adı verilen idari bir otorite tarafından yönetilmektedir. BDAC’de her yıl…devamıUzun bir yazı oldu. Uyarı vermek istedim. Kitabı tam şuan bitirdim ve hala etkisi altındayım.
Hikaye 1997 yılında ve Japonya’nın adı da Büyük Doğu Asya Cumhuriyeti olarak geçmektedir. Ülke “Diktatör” adı verilen idari bir otorite tarafından yönetilmektedir. BDAC’de her yıl “Program” adında bir dövüş simülasyonu uygulanmaktadır. Çok küçük çocukların dahi ne olduğunu bildiği bu Program için her yıl ülkedeki liselerden 50 adet birinci sınıf seçilir ve her sınıf kendi sınıfı için belirlenen alanda sona bir kişi kalana kadar birbirini öldürerek yaşam mücadelesi verirler. Yaklaşık 2000 öğrenci sınıf arkadaşlarını öldürmeye zorlanır. Bu yıl seçilen birinci sınıfların bir grubu da Şiroiva Lisesinin 1-B sınıfı öğrencileridir. Ana karakterlerimizden biri olan Şuya Nanahara da Şiroiva Lisesinin 1-B sınıfında bir öğrencidir.
Şuya Yardım Evi denilen Katolik bir yetimhanede kendi gibi kimsesiz çocuklarla
büyümüştür. Bir trafik kazasında kaybettiği anne ve babasının diktatöre ve hükümete karşı geldiklerine dair şeyler duymuştur. Kendisinin de bu söylentiye benzer yanları vardır. Sistemi sevmemektedir ve rock müziğin yasak olduğu BDAC’de gitar çalan bir rock müzik tutkunudur. Çocukluk döneminde ise uzun süre beyzbol oynamıştır ve aslında çocukken gelecek vaat eden star bir oyuncuyken liseye geçince beyzbolu bırakmıştır. Buna rağmen atletik yanını korumuştur.
Şuya kendiyle birlikte 42 kişilik sınıfıyla sıradan bir okul gezisine gittiklerini zannederken gece saat 22.00 sularında otobüse garip bir gaz verilir. Herkesin kendini yavaş yavaş uykunun kollarına bıraktığı gören yarı baygın Şuya şoförün bir maske taktığını ve kısa süre sonra da duran otobüslerine tuhaf adamların girdiğini görür.
Gözlerini açtığında kendini sınıf arkadaşlarıyla birlikte kendi sınıflarına tıpatıp benzeyen bir kopyasında olduğunu fark eder. İçeri adının Sakamoçi olduğunu söyleyen bir adam girer ve 1-B sınıfına Program için bir adada olduklarını söyler. Boyunlarına elektronik bir tasma bağlanan çocukların her an takip edileceklerini ve buradan asla kaçamayacaklarını anlatan Sakamoçi kurallardan bahseder. Sınıftan ikişer dakikalık ara ve içinde birbirinden farklı silahlar bulunan çantalarla çıkan çocuklar okuldan adaya salınır.
Artık herkes birbiriyle mücadele etmelidir. Çünkü eğer 24 saat içinde kimse birini öldürmezse tasmalar aynı anda hepsini öldürecektir. Peki kazanan ne mi alacak?
Hayat boyu ona bağlanan bir aylık ve Büyük Diktatör’den imzalı bir kart.
Aşırı akıcı bir kitaptı. Beni içine fazlasıyla aldı. Okurken kitapta kendimi kaybettim hatta bir dizi veya anime izliyormuş gibi hissettim. Hiç tahmin edemediğim şeyler de oldu. Hemen hemen her bölümde karakterlerin güveni sınandı ve güvenin önemi anlatıldı. İlk bölümü bitirdikten hemen sonra öğrencilerin listesini bir kağıda yazıp yanına karakteristik özelliklerini küçük küçük not aldım ve ölme sıralarını takip ederek yanlarına ekledim. Çok kanlı,dehşet verici yerleri vardı.
Bu 42 öğrencinin arasında çok dikkat çeken karakterler vardı. Erkek öğrencilerden Şuya dışında; bir sene sınıf tekrarı yapan,vücudu yara izleriyle kaplı gizemli Şogo,ufak tefek ama aşırı güçlü,bir çetesi olan ama buna rağmen sınıfın en başarılı öğrencisi olan Kazuo,dövüş sanatları eğitimi alan Hiroki ve playboy olmasıyla bilinen ama bir yandan da aşırı kültürlü ve zeki olan Şinji mükemmel karakterlerdi.
Kızlardan da iyi yüreği ve güçlü kompozisyon yeteneği ile Noriko,sınıf başkanı Yuki,atletizm ve koşuda rekorları olan güzel Takako ve Asiler isimli bir çetenin lideri,melek yüzlü Mitsuko gibi kişiler çok dikkat çekiyordu.
Orjinal adıyla Battle Royale, kitabından çok 2000 yapımı filmiyle ünlenmiş. (Hatta sonra mangası da yapılmış. Demin biraz çizimlerine ve karakterlere baktım) Ve bence The Hunger Games,Squid Game,Alice In Borderland gibi eserlerin ana ilham kaynağı olmuş. Bu temadaki ilk eser çünkü. Yani ben öyle olduğunu sanıyorum. Çok beğendiğim bir kitap oldu. Kütüphaneden iyiki almışım. Bu arada neden bilmiyorum ama Şuya karakterini okuduğum her an aklımda Good Morning Call’un başrolü Shunya Shiraishi geldi. Kafamdaki Şuya onun gibi biri.
Burada spolu kısma giriyorum. Uyarımı veriyorum***
.
.
.
Şinji her şey planladığı gibi gitse,son dakika Keita ile karşılaşmasa tasmaların kontrolünü elinde tutan okuldaki askerleri öldürüp herkesin tasmaların kontrolünden kurtulmasını sağlayacaktı. Kazuo’nun saldırısına uğradığında hazırladığı patlayıcının aslında mükemmel olduğunu fark ediyorsunuz. Şinji’nin ölümünü okuyan herkes bunu aşırı talihsiz bulmuştur. Zekası oyundaki herkesin kaderini değiştirebilirdi. Bu arada Kazuo da çok fenaydı. Okuduğumuz kadarıyla Kazuo geçirdiği bir beyin ameliyatı yüzünden duyguları hissedemeyen biriydi. Bunun yanında onun için deli ya da dahi mi denir seçmek mümkün değil.
Mitsuko’nun yaptıklarına sinir olsam da bir yandan da geçmişte yaşadığı travmatik,acı dolu olaylar için üzüldüm.
Takako sonlara kadar kalır sanıyordum. Fakat buna rağmen Takako’nun mücadelesi de çok dişliydi. Takako bence çok güçlü biriydi. Benim için akılda kalan kişilerden biri oldu.
Ve Şogo...kitabın başından beri favorimdi. Belki okuyan birçok kişi Şuya fanı olmuştur ama ben Şogo’yu çok sevdim. Zekası,bilgi haznesi,gözüpek ve olgun oluşu müthişti.
Şogo’nun sınıf tekrarı yapmasının sebebi aslında 1 yıl önce de tekrar programa dahil olmasıymış desem...eski okulunda da sınıfı programa alınmış ve kendisi eski sınıfının şampiyonu. Program bittikten sonra çok yaranlandığı için uzun bir süre hastanede kalmış ve bu yüzden sınıf tekrarı yapmak zorunda kalmış. Vücudundaki yara izleri hep önceki Program’dan kalma.
Şogo uzun süredir planladığı “oyunla” bu Program’ın da şampiyonu oluyor. Tabi aslında -tahmin ettiğim şekilde- Şuya ve Noriko’yu öldürmüş gibi gösterip onların kaçmasını sağlıyor. Ve yine tahmin ettiğim gibi Şogo son anda ölüyor. Şuya ve Noriko’nun kitabın sonunda bir kaçış macerasına atıldıklarını okuyor ve bir şekilde o ülkeden kaçıp sağ kaldıklarını ümit ediyoruz.