Merhabalar efendim. Şarabınız ve sigaranız hazırsa sizi Londra sokaklarında dolaştırıp açık olmasına rağmen 7/24 “kapalı” yazan kitap dükkanına götürmek isterim. Bu diziyi 2. izleyişimdi. Diziyi çok özlemem ve B12 yetmezliğim nedeniyle tekrar başlama kararı aldım. (Ulan Babette, bu hayatta hep…devamıMerhabalar efendim. Şarabınız ve sigaranız hazırsa sizi Londra sokaklarında dolaştırıp açık olmasına rağmen 7/24 “kapalı” yazan kitap dükkanına götürmek isterim.
Bu diziyi 2. izleyişimdi. Diziyi çok özlemem ve B12 yetmezliğim nedeniyle tekrar başlama kararı aldım. (Ulan Babette, bu hayatta hep böyle doğru kararlar versen keşke)
Ve açtığım ilk dakikada o eski havayı bana geçirmesi.. Evimdeymişim gibi hissetmek o kadar iyi geldi ki.
Şimdi yalan yok, diziyi açma nedenlerimden biri de yetiştirmem gereken abidik gubidik bir dersti. Bazen genlerle ilgili şeyler okumaktan kaçmak adına dizi izlerim. (Not; o derse zamanında çalışmadığı için Babette genler hakkında dünya kadar şey okumak zorunda)
Sonra bi baktım ki, Bernard da benim gibi yapıyor. Vergilerden kaçmak için annesini arıyor, İsa’yla alakalı konuşmak isteyen adamları dinliyor vs. (Bernard al beni lan! AL BENİĞĞ!!!)
Dizi film izlerken nadiren de olsa “ahanda bu ben” dediğim karakterler olur. Kaç yıl olmuş diziyi izleyeli. Hala Bernard’a bakınca kendimi görüyorum. Aksi biri, kaba saba davranan, aklına eseni yapan, tamamen keyfi ve kahyasından ibaret süren yaşantısı bana hiç yabancı gelmiyor.
Ya 3 karakterin de kafası var müthişşş. MÜTHİŞŞŞ. Evet hepsi sıradışı. Ve bu sıradışı oluşlarını tuhaf karşılamıyorlar. Sanırım diziyle ilgili en çok sevdiğim özelliklerden biri de bu; Hiçbir garip şey ya da garip kimse garipsenmiyor.
Bernard’ın kitap dükkanına sahip olmayı o kadar isterdim ki.. Bu hayatta böyle aşırı aşırı istediğim çok az şey vardır ama pinti pasaklı, tozlu, istediğin kitabı bulmak için saatlerce uğraştığın, kıç kadar olup da bir o kadar “yuva” gibi hissettiren kitap dükkanım olsun isterdim.
Diziyle ilgili ilk yorumumu silip 2. yorumumu yazıyorum yıllar sonra. O zamanki Babette çok toydu (şu ankine kıyasla daha çok) ve dizi film konusunda ne tarz sevdiğini bulmak için büyük çaba harcardı. Yıllar geçmiş, net bir zevkim var mı peki? Yoğ. Ama az çok artık nasıl bir şeyler izlemek bana keyif verir, biliyorum.
Diziyi ilk izlediğimde beğenmiştim evet fakat şu an bayıldım mesela. Özellikle de acayip sakar olduğunuz için durduk yere kayıp düşerek dizlerinizi incitirseniz, bölümlerini peşpeşe izlemek için harika bir yapım.
Dylan Moran’a en kısa zamanda dava açmayı düşünüyorum. Beni sadece 18 bölümle başbaşa bırakması ahlaka aykırı. Her güzel şeyin sonu vardır ama bazı güzel şeylerin uzun sürmesi gerekir. Örnek; Black Books
Bayılıyorum dizilerini kendi yazıp oynayan insanlara. Fleabag’i izlerken de aynı şeyi düşünmüştüm. İkisinin de kara mizah olması çok iyi. Black Books da bittiğine göre benim tekrar bi komfor dizisi bulmam şart. Bu gidişle 5. kez Fleabag izlicem.
Bu arada Black Books herkese hitap eder mi emin değilim. Belki nötr bakarsınız, ya da benim gibi yıllar sonra açıp baktığınızda ekstra ekstra seversiniz. “Sen alışmışsın güneşli günlere, ben gecenin dördü beşiyim” lafı bir dizi olsa bu dizi olurdu. 8/10 (içinde 8 geçen her şeyi severim. O yüzden caaanım dizime 8 yakışır)
“+Şu kitaplar ne kadar?
-Ney?
+Deri ciltli olanlar.
-Evet Dickens, Charles Dickens’ın çalışmalarının derlemeleri.
+Onlar gerçek deri mi?
-Onlar gerçek Dickens.
+Gerçek deri olup olmadıklarını bilmeliyim çünkü kanepemle uyuşmalılar. Evimdeki diğer her şey gerçek. Onlar için sana 200 veririm.
-200 ne?
+200 sterlin.
-Onlar deri kaplı sterlinler mi?
+Hayır.
-Üzgünüm, cüzdanımla gitmesi için deri kaplı sterlinlere ihtiyacım var.”
“-Annenizin kızlık soyadı nedir?
+İlk adı ne ki? Ona sadece ana derim ben. Ana!”
“-Onun gitmesine izin vermek için deli olman lazım. Normal birine ihtiyacın var.
+Normal mi? O normal mi yani? Ben neyim o zaman?
-Sen bir ucubesin Bernard, bunu biliyorsun.
+Evet, biliyorum. Ama benim haklarım var!”
“-Burdaki sorun şu, gelirler: 370 pound
+Bu güzel.
-Evet ama giderlerin 1200 poundun üzerinde.
+Eh, olcak o kadar.”
“-Sanırım sigaranızın dumanından ben de neredeyse sizin kadar içmiş oluyorum.
+Takma kafana, sen de bir ara bana bir içki ısmarlarsın.”
“Bu da hayat! Köle gibi çalışıp acılar içinde eskiyoruz, işte hayat bu.”
“-Koca bir bilinçsizlik bulutuyum sanki. Dükkanı kapattığımdan beri hep boşlukta hissediyorum.
+Dükkanından nefret ederdin.
-Evet ama nefret tüm hayatımı kaplar benim. Dükkan olmadan hayatla tüm bağım kopmuş gibi. Kendimi neşelendirecek bir şeyler alıp duruyorum.”
“Eğer yanaklarınız acımıyorsa, yeterince gülümsemiyorsunuz demektir.”
“-Bu kadar sigara ve içkiye boğulmak nasıl bir şey?
+ Dürüst olmak gerekirse, onca yıl sigara ve içki içtikten sonra bazen kendine bakıp düşünüyorsun.
-Evet.
+Bir bardak kahve ile içilen sabahın ilk sigarasından sabahın 3'ünde mahalle bakkalının duvarına işediğin 400. bardak içkiye kadar bazen kendine bir bakıyor ve anlıyorsun ki..
-Evet.
+Bu muhteşem. Cennetteyim ben.”
“-Çok mu şey istiyorum?
+Hayır.
-Normal malikanemde normal helikopterimle ve normal yatımla yaşamak istiyorum.”
“Pekala. Sen, ona göz kulak ol. Ve sen, ona göz kulak ol. Yönetmem gereken bir evren var.”
“-Saçım! Mükemmel olmamış mı? İlah gibi değil miyim? Daha önce hiç olmadığı kadar kendimi buldum. Fark etmediğinize inanamıyorum.
+Erkeklerin saçı fark etmede değişik bir yöntemi vardır; Fark etmemek.” (2 erkek kardeş sayesinde denendi, onaylandı ve ardından hayal kırıklığına uğrandı)
“-Bu çocuk içkisi! Seninki ne?
+Çamur. Aslında fena değil. İçmene bile gerek yok. Kalçalarına biraz sürüyorsun ve oradan karaciğere kadar çıkıyor.” (Bu kısımda ve gene bu bölümde dans ettikleri sahnede kopmuştum)
*Baya da içimi dökmüşüm he. Buraya kadar okuduysanız gözlerinize sağlık. 🍷🫧