Yönetmen Martin Scorsese, Abbas Kiyarüstemi'den "Sinema sanatının en doruk noktası" diye bahseder. En yüksek mi bilemiyorum fakat bu sanattaki emeğine, gerçekçiliğine büyük saygı duyuyorum. Yine acının, hüznün, kederin kamera karşısında en doğal hallerini görüyoruz. En azından yönetmen bunu istiyor. Ahmed,…devamıYönetmen Martin Scorsese, Abbas Kiyarüstemi'den "Sinema sanatının en doruk noktası" diye bahseder. En yüksek mi bilemiyorum fakat bu sanattaki emeğine, gerçekçiliğine büyük saygı duyuyorum. Yine acının, hüznün, kederin kamera karşısında en doğal hallerini görüyoruz. En azından yönetmen bunu istiyor. Ahmed, arkadaşının defteririnin kendisinde kaldığını öğrendiğinde bir endişeye kapılır. Çünkü otoriter figürü temsil eden öğretmenleri defter konusunda katı bir tutum sergiler; derste arkadaşı bu öğretmen tarafından azar işitmiștir ve Ahmed bunun yinelenmesini istemez. 8 yaşında bu çocuğun yüzündeki saf korkuyu ve heyecanı dakikalarca izlemek bize iyi gelmez nitekim acının, hüznün ve kederin en doğal hallerini çekiyordu Kiyarüstemi. Annesine defalarca "Defteri vermem gerek" diye seslendiği halde bu masum çocuk dinlenilmez. "Ödevini yap, sonra oynarsın" denilir. Maruz kaldığımız bu sahnede Ahmed'in annesi tarafından sevilmesini, öpülmesini ister yüreklerimiz. Fakat "Gerçekçilik" sinemada yüzümüze sert bir tokat çarpıyor. Kiyarüstemi ise sanatını daha yüksek seviyelere çıkarmaya devam ediyor.
Bu defter sahibine verilmek üzere yola çıkacaktır. Bir çocuk ve defterin yol macerası gittikçe coșkulanan bir müzik, tepedeki ağaç ve șakıyan kușlar ile selamlar bizleri. Ahmed, ne yapıp edip arkadaşına ulaşmak ve defteri vermek istese de yoluna engeller çıkar; arkadaşının evini bilmediği için çevresindekilere sorular yöneltir ancak kimisi geçiştirir kimisi de kulak vermez. Dinlenilmeyen bir çocuk haline gelir Ahmed. Otoriter figürlerin kurbanı olmuştur; çocuklar anne ve babaları tarafından kul edilmiștir kendilerince. Buradan birçok sahnesi ile rahatsiz edici "Dogtooth" filmi gelebilir akıllara. Ne de olsa Kiyarüstemi de gösteriyor ki İran'daki o dönem çocukları şüphesiz disiplinle yetişiyordu. Hatta eğitimlerine önem veriliyordu. Ama dede ile arkadaşının sohbetinde de rast geldiğimiz şekilde: Bağırılıp çağrılarak, döverek, adam ederek!..
Dikkat edildiğinde çok içimize işleyecek, düşündüğümüzde hüzne yelken açacak bir hikâye bu. Ahmed'in denk geldiği orta yaşlı bir kapıcı defteri elinden alır ve bir yaprağı koparır. Her ne kadar çocuk bunu istemese de... Ne de olsa defter kendisine ait değildir. Ama sonlara doğru filmi metaforlara boğacak yaşlı bir adam ile yollarımız kesișir. Bu adam Ahmed'e küçük bir çiçek verir... Görünürde sade ama düşünüp duracağımız bir sahnedir bu... Küçük bir çocuğun kalbini seyreder gibiyiz aslında. Sinemanın sunduğu harikalardan biridir belki de. Defteri bir türlü veremediği için ağlamaklı olan Ahmed'e ne kadar kıyamayız, üzülürüz. Bu sırada "Baba" nın duygularımıza tezat bakışlarına tanık oluruz. Hiç de sevgi dolu değildir bunlar. Günümüzü düşünelim... Birçok aile böyledir ve belki bizler de böyle bir ailenin çocuklarından birisiyizdir, kim bilir?..
Kapanıșını defter arasındaki o çiçek yapar filmin. Görmek tebessüm oluşturur yüzlerde. Tüm o katı tutumların, otoritelerin izlerini sildirir akıllardan. Bir çiçekle nice mesajlar verir seyircisine. Teşekkürler Kiyarüstemi, teşekkürler...