Küçük İskender'in okuduğum ilk kitabı oldu. Son olmayacak. Kısa kısa düz yazılardan oluşan bu kitap ölmeden önce yazdığı en güncel kitaplardan biri (2016 yılıydı sanırım) Ben iskenderi tersten okumaya başlamış oldum. Hareketli tarzıyla şiir dünyasında magazinsel bir duruşu da olan…devamıKüçük İskender'in okuduğum ilk kitabı oldu. Son olmayacak. Kısa kısa düz yazılardan oluşan bu kitap ölmeden önce yazdığı en güncel kitaplardan biri (2016 yılıydı sanırım) Ben iskenderi tersten okumaya başlamış oldum. Hareketli tarzıyla şiir dünyasında magazinsel bir duruşu da olan İskender'i şahsen de tanımak isterdim doğrusu. Dönemimizde eşi pek bulunmayan, iyisiyle kötüsüyle şahsina münhasır, tek tipleşmemiş insanlardan. Her yönüyle sevmek, kusursuz bir çerçeveden bakmak zor biri ama zaten mükemmel bir görüntü vermek gibi bir derdi de yok. Ben bu tavrını çok sevdiğim için Küçük İskender okumaya devam edeceğim.
İçeriğine gelecek olursam kitabın ilk yarısını son yarıya göre daha çok beğendim. "Herkes birilerine kalır" bölümü en sevdiğim bölüm oldu. Çocukluğun hayatta kalmak için kasıtlı olarak yitirilişini güzel yazdığını düşünüyorum. Çocukluk insanın en masum, en farklı ve başkalarından etkilenmeyen yanı. Büyüdükçe bu özel ama uyumsuz varlığı yaşatmak toplumsal açıdan zorlaşıyor hatta imkansızlaşıyor. Kişi dışlanmamak adına bu çocuksuluğu kasıtlı olarak terk etmek zorunda kalıyor. Ne zaman ki birinin yanında rahat hisseder o zaman kendini bulup biraz çocuksulaşıyor. Bu bölümden sevdiğim bir parçayı koymak istiyorum.
"İnsan çocukluğunu başkalarından gizler. En zayıf noktasıdır çünkü. Yalın ve yalansız yanları şantaja yol açabiliyorsa kime seslense, kime danışsa, kime sığınsa, çaresizlik, pişmanlık ve çözümsüzlük onu gölge gibi takip edecektir. Dizleri kanayan, hala soba üzerinde pişen kestaneleri özleyen, masallara inanan, arkadaşlarını delicesine seven bir çocuğu herkes hor görecektir. Hayat psikolojiye tahammül edemez. Onu bozarak sistemine katar, rengini çalar. "
Bir diğer çok sevdiğim bölüm "babalar günü katliamı" Küçük İskender babasıyla ilgili yaraları olan biri bu yüzden bu konunun onda yazı ilhamı yarattığını bile düşünüyorum. Babası oldukça entelektüel bir adammış. Kitaplara ilgisi çok yüksekmiş ki kitabı tutuşa kadar dikkat eden, benim duyduğum gerçek edebiyatseverlerden. Ancak Edip Cansever'i hiç sevmediği de bir oturumunda Küçük İskender'den duyduğum bir bilgi. Küçük iskender' ın Edip Cansever atıfları oldukça fazla. Edip Cansever'i sevişi bile benim zannımca bir başkaldırı... Her neyse Freudyen bakış açımı bırakıp yine bir iki alıntı yazacağım:
"Annelik doğal bir süreç taşırken, babalık sonradan eklenen, eğer üzerinde durulursa ciddiyet kazanan bir durumdu ve babamın buna vakti yoktu."
"Ben babamı anlamamıştım o da benim kim olduğumu bir türlü çıkaramamıştı."
"Babam bir yalan üzerine kurduğu babalığını, büyük bir dürüstlük ile kurduğu insanlığı ile barıştıramadı"
"Çünkü annelik olan; babalık olunan bir şey"
Hayattasın dediler üzerime alınmadım bölümünde çok beğendiğim bir yorumu var:
"Ukalalığımız, kibrimiz, küstahlığımız, bizi kısmen üstün kılsa da içten içe farkındayızdır ki bunların kaynağı yetersizliğimizden doğan korkularımız, fobilerimizin ve alelacele bulmamız gereken sığınak ihtiyacımızdır."
Yormak bölümüne bir atıf yapayım:
"Bu coğrafyada iktidarların halkı yönlendirmek için geliştirdiği yöntemin tek fiile indirgendiğini söyleme zamanım geldi: yormak. Ölümlerle yormak. Ekonomik sıkıntı ile yormak, yasaklarla yormak, direktiflerle yormak, bekleterek yormak, toplu taşımada üst üste yığarak yormak, devlet dairelerinde suratsızlıkla yormak. Mutsuzlukla sınayarak yormak. Ayırt ederek yormak. Yok sayarak yormak. Küçümseyerek yormak, cinsellikle yormak, dinle yormak, muhafazakarlıkla, korkutarak, yalanla yormak.. "
"Değişmeyi bozulmak, gelişmeyi adresinden uzaklaşmak, denemeyi kaybolmak sanıyor halk."
Son olarak "mutluluğun vahşi tarafları" bölümünden:
"Teşebbüs ettiğin neyse osun bir zamanlar fısıldadığım gibi; çok ayıp bir şey mutluluk"
Yazmak insanın gerçek okuyucusuna parça parça verdiği puzzle parçaları gibi. Bütünen okunduğunda, eğer gerçek bir okuyucu varsa, çok tehlikeli bir deşifre. İnsanın kendini çırılçıplak, savunmasız hissedeceği bir alan. Buna cesaret edebilmek yürek istiyor. Hem karşıda gerçek bir okuyucu yoksa ve bütün bu çabama rağmen anlaşılmazsam kaygısı, hem ya anlaşırsam korkusu..