- 02.03.2024 - “İnsanlığı değiştiren çoğu olumlu ve olumsuz şeyi bir kişi başlatmıştır. Kimse her şeyi yapamaz ama herkes bir şeyi yapabilir. Ve bazen büyük bir fikir, büyük bir fark yaratır.” Yoruma belgeselde geçen bir sözle girmek istedim çünkü çok…devamı- 02.03.2024 -
“İnsanlığı değiştiren çoğu olumlu ve olumsuz şeyi bir kişi başlatmıştır. Kimse her şeyi yapamaz ama herkes bir şeyi yapabilir. Ve bazen büyük bir fikir, büyük bir fark yaratır.”
Yoruma belgeselde geçen bir sözle girmek istedim çünkü çok fazla şeyi ifade ettiğini düşünüyorum. Belgeselin konusuna gelirsek, Ali Tabrizi adlı yönetmenin denizlerdeki plastiğin yarattığı çevre kirliliğine ve deniz kirliliğine dikkat çekmesiyle başlıyor aslında. Bu kirliliğin önüne geçebilmek için plastik kullanımını azaltıp, kumsalları düzenli olarak temizlemeye çalışıyor. Sonra akıllara soru geliyor, bunu daha büyük çapta nasıl önleyebiliriz diye. Tabi bu soru akıllara gelince, denizleri ve Dünya’yı bu hale getiren sadece plastik kullanımı mı diye düşünmeye başlıyoruz. O noktadan sonra çeşitli araştırmalar yapıyor, kamera çekimlerinin tehlikeli olduğu yerlere gidiyor ve gizli görüntüler çekiyor. Sonuçlar oldukça kan dondurucu, izlerken donakalıyor insan.
Öyle ki, yunus balıklarının etinin çok yenmemesine rağmen sürülerce avlanmasını sorgulamaya başlıyoruz. Sonra farkediyoruz ki kendilerince yapay sebep - sonuç ilişkileri yaratmışlar ve buna inanarak her şeyi katletmişler. Yunusların diğer küçük balıkları yiyerek kendi yiyeceklerine engel olduklarını düşündükleri için öldürmeye başlamışlar. Belki de yunus parklarına daha fazla hayvan köle çıkartmak için. Daha sonra öyle örtmüşler ki üstünü, “Sürdürülebilir Balık” etiketleriyle sanki bunun arkasında bir vahşet yokmuş gibi tüketiciye kendini güvenilir ve sevgi dolu gösteren etiketlerle satmışlar bu azap görmüş balıkları. Düşünsenize, sadece bir olta değil, dev vahşet gemileri, dökülen kanlar…
Ve en kötülerinden birine gelirsek; trol avcılığı. “Trol avcılığı açık arayla en zararlı balıkçılık yöntemiydi. En büyük trol ağlarına, dev bir katedral veya 13 jumbo jet uçak sığabiliyordu. Ağ, dipte ağırlıklar sürükleyip başta hayat dolu olan deniz tabanına zarar veriyor, arkasında çorak bir alan bırakıyordu. Bu, el değmemiş Amazon ormanlarını buldozerle yıkmak gibiydi ama ondan bile kötüydü. Her yıl yaklaşık 10 milyon hektar orman kaybediyorduk, bu her dakika 27 futbol sahası ediyordu. Ama bu trol ağları, her yıl tahminen 1,6 milyar hektar alanı yok ediyordu. Bu, her dakika 4316 futbol sahası kaybetmeye eşitti. Tüm yıl hesaplanırsa bu miktar Grönland, Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Türkiye, İran, Tayland ve Avustralya’nın toplam alanına denk geliyordu.” Yani, dev bir balık ağının resiflere kadar her şeyi yok ettiğini, okyanus karbon kaynaklarının hepsini çürüttüğünü düşünün, geride kalan şey bir okyanus çölünden ibaret oluyor. Ve tek zarar gören şey balıklar da değil, sırf bu vahşeti yaptırmak için esir alınan, hayatlarıyla tehdit edilen köleler de var. Zannettiğimizden çok daha kötüleri yaşanıyor arkaplanda. Balık çiftliklerinin de ne denli kötü olduğuna, grileşmiş olan sağlıksız etlerin gıda boyalarıyla pembe ve sağlıklı gösterildiğine, hayvanların deniz bitlerinden ve çeşitli hastalıklardan dolayı çiftliğin içinde daha tutulmadan ölmesinden bahsediliyor. Zaten son sahnelere doğru balina avı görüntüleri mevcut, eğer hassasiyetiniz varsa o sahneleri sardırabilirsiniz.
Belgeselin anlattıklarını tam anlamıyla yazıya dökmek zor çünkü bunu görerek şahit olmanız gerekir. Lütfen vaktinizi ayırıp izleyin, sadece bu belgeseli izlemenin bile birçok şeyi değiştireceğine inanıyorum.
Puanım: 10/10 ⭐️