Spoiler içeriyor
- 19.03.2024 - Türk Edebiyatı Klasiklerinde Siyah Gözler’den sonra okuduğum 2. kitap oldu ve gerçekten çok çok beğendim. Taaşşuk-I Talat ve Fitnat, edebiyatımızın ilk romanı olarak bilinir ve 1873 yılında yayınlanmıştır. Şemsettin Sami, o dönemin kadın ve erkek ilişkilerini, görücü…devamı- 19.03.2024 -
Türk Edebiyatı Klasiklerinde Siyah Gözler’den sonra okuduğum 2. kitap oldu ve gerçekten çok çok beğendim. Taaşşuk-I Talat ve Fitnat, edebiyatımızın ilk romanı olarak bilinir ve 1873 yılında yayınlanmıştır. Şemsettin Sami, o dönemin kadın ve erkek ilişkilerini, görücü usülüyle yapılan evliliklerin yanlışlıklarını ele alır ve kitabın ana konusu olan Talat ve Fitnat’ın trajik aşk hikayesini anlatmıştır. Bence dönemine göre çok iyi yazılmış bir eser çünkü günümüzde hala görücü usülü evlilikler yapılırken, ataerkil sistemin sonucu olarak evlilikte kadınlar daha sık aşağılanırken, Şemsettin Sami bunu 1873 yılında bile gözler önüne sermiştir. Konu ise oldukça derindi, bir erkek var ki adı Talat, çok efendi bir çocuk. Annesi ve babasının aşk hikayesi de beni çok derinden etkiledi, kısaca bahsedecek olursam mektepte tanışan iki çocuklardı ve sürekli birlikte ders çalışıyorlardı, tabii büyüdüklerinde birbirlerini sevdiklerini anladılar ama o dönemde anneyi yani Saliha’yı başka bir adamla evlendirmek istediler, bu durumun karşısında Saliha ve Rıfat kendi aralarında minik bir anlaşma yaparak birbirleriyle evlenemezlerse canlarına kıyacaklarına dair söz verdiler, bir şekilde ailelerini ikna edip evlendiler, gerçekten aşkları çok tatlıydı. Konuya tekrar dönersek, Talat evden işe işten eve giden, efendi bir delikanlı. Bir de Hacı Baba’nın üvey kızı Fitnat var, yıllar boyunca evden dışarı çıkmasına izin verilmemiş, kendini dikiş nakışa adamış bir kız. Talat’ı pencereden görüp aşık oluyor, ne şans ki Talat’da onu şans eseri görüp aşık oluyor ama birbirlerinden haberleri yok. Gel zaman git zaman bu aşk alevlendikçe Talat çareyi Fitnat’ın evine dikiş nakış öğrenmek için gönderilmiş bir kız kılığında girmekte buluyor ve kendisini Ragıbe Hanım olarak tanıtarak Fitnat’ın dostu oluyor. Kendini Talat’ın kız kardeşi olarak tanıtmayı da ihmal etmiyor. Fitnat sırf sevdiği adamın kız kardeşi diye Ragıbe’yi de kendi canından çok seviyor, gel zaman git zaman böyle geçiyor. Sonra bir gün, Fitnat’ı zengin bir adam olan Ali Bey’e vermeye karar veriyorlar. Ali Bey’in de kendi içinde dramatik bir öyküsü var, eşini bir inat uğruna boşuyor. Boşadıktan sonra çok pişman oluyor ama kaynanası bu pişmanlıktan eşine bahsetmediği için eşinin bundan hiç haberi olmuyor, eşi yeniden evleniyor. Yıllar sonra bunu öğrenince kederden hastalanıp ölüyor ve Ali Bey kendini bundan çok sorumlu tutuyor. On yedi yıl boyunca kimseyle evlenmeden, ölen eşinin pişmanlığıyla yaşıyor. Sonra ona Fitnat’ın huylarından bahsediyorlar ve eşine benzediğini düşünerek kabul ediyor. Fitnat, tüm bu evlilik olaylarını duyunca bayılıyor, kötüleşiyor, Ragıbe Hanım’a bundan bahsediyor ve bunu duymaya dayanamayan Talat her şeyi anlatıyor, bir şekilde durumu kavrayan Fitnat babasına durumu anlatsa da kimse kabullenmiyor, herkes “kız nazı” olduğunu zannediyor. Bu süreçte Talat’la mektuplaşmaya başlıyorlar. Tam babasını ikna edebildiğini zannederken bir gün yazlık konağa gidiyoruz yalanıyla kendi düğününe götürüyorlar Fitnat’ı. Orada Ali bey vuruluyor Fitnat’a çünkü aynı eşi gibi, güzelliği de çok benziyor. Günden güne kötüleşen Fitnat, Ali Bey’in suratına bir kez bile bakmıyor, hep Talat’ı sayıklıyor, durumu anlayan Ali Bey gidip soruyor ve Fitnat onu sadece ağabeyi, babası gibi sevdiğini söylüyor, Ali Bey temas ederek bağ kurmaya çalışırken Fitnat’ın geri çekilmesiyle Fitnat’ın annesinin hediyesi olan boynundaki muska kopuyor ve Ali Bey’in elinde kalıyor, o anki korkuyla Ali Bey gidiyor, Fitnat arkasından kapıyı kilitliyor. Ali Bey, elinde kalan muskayı farkedince içini açıp okuyor ki, meğerse bu Fitnat’ın annesinin ona yazdığı bir mektupmuş. Babasını hiç bilmediğini ama 18 yaşına basınca bu mektubu dadısının ona söyleyeceğini yazmış, “Baban beni bir inat uğruna boşadı, ben de o sırada sana hamileydim, bu yüzden ona söyleyemedim, seni doğurdum ve başkasıyla evlendim. Eğer babanı bulmak istersen, evi Üsküdar’dadır, adı Ali Bey’dir.” gibi bir metin yazıyor ve o an öğreniyoruz ki evlendiği adam Ali Bey, babasıymış. Bunu öğrenen Ali Bey, feryat figan kızının odasına gidiyor ama kapı açılmayınca kapıyı kırıyor, bir bakıyor ki Fitnat canına kıymış. Kadın kılığında ziyarete gelen Talat da onu o halde görünce, hem önceden yakalandığı sıtmanın etkisiyle hem de aşığının ölümünün etkisiyle orada can veriyor. Bunlardan sonra Ali Bey’de psikoz geçiriyor ve günlerini cinnetleri arttıkça odasında kapalı geçiriyor ve bir gün ölüyor. Talat’ın annesi ağlamaktan iki gözünü kaybediyor. Böyle trajik bir hikayeydi ama her şey o kadar güzel bağlanmıştı ki ne olacağını çok tahmin edemiyorsunuz. Ve benim yazarla ilgili en beğendiğim şey, günümüzde bile kadına psikolojik şiddeti engelleyemezken, yazarın 1873 yılında buna yönelik toplumsal mesajlar yazabilmesi oldu.
“Bizi hiç insan yerine koymazlar. Babalarımız, istedikleri adama bizi hediye verircesine verirler. O adamların huyuna suyuna hiç bakmazlar. Biz o adamlarla geçinebilecek miyiz, orasını hiç düşünmezler.”
“Hem sevmek hem de sevdiğin kişi tarafından sevilmek! Dünyada bundan iyi bir şey yoktur.”
“Gönül öyle bir müftüdür ki istemediği şey için kolay kolay fetva vermez.”
“Sevdadan olmadık şey yok bu dünyada.”
“On senelik bir sevda, bir saat içinde gönülden çıksın! Ne bir saati… Bin yılda da çıkmaz. Sevilen insan unutulsun! Ah, imkânsız şeyler.”
“Ah biçare kadınlar, neler çekermiş! Biz erkekler onları kukla değerinde kullanıyoruz. Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluyoruz. Bu ne rezalet! Ne küstahlık! Bir erkek tanımadığı bir başka erkeğe rastlasa yüzüne bakmaz, söz söylemez. Lakin tanımadığı ve daha önce görmediği bir kadına rastladığı anda gülerek yüzüne bakmaya, söz söylemeye başlar ve kovsalar bile yanından ayrılmaz. Demek oluyor ki biz, kadınları insan sırasına koymuyoruz. Kendimizi eğlendirmek için onların ruhunu sıkıyoruz.”
“Âşık olan, sevdiğiyle biraz yakınlığı bulunan kişileri bile, velev ki dünyanın en kötü insanları olsunlar, severler.”
“Çünkü insanın bir derdi olduğunda sanki dermanını, çaresini bulacakmış gibi kime rastlarsa anlatmak ister. Anlatacak insan bulmadığı takdirde de kendi kendine yahut taşlara, duvarlara anlatmaya mecbur olur.”
Puanım: 10/10