Spoiler içeriyor
- 26.03.2024 - Oscar Wilde, İrlandalı bir şair ve oyun yazarıdır. 19. yüzyıl sonunda ortaya çıkan “sanat için sanat” anlayışını savunmuştur. Bu kitapla birlikte Oscar Wilde’nin kalemiyle tanıştım. Ve gerçekten çok iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum, yazım dilini çok beğendim.…devamı- 26.03.2024 -
Oscar Wilde, İrlandalı bir şair ve oyun yazarıdır. 19. yüzyıl sonunda ortaya çıkan “sanat için sanat” anlayışını savunmuştur. Bu kitapla birlikte Oscar Wilde’nin kalemiyle tanıştım. Ve gerçekten çok iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum, yazım dilini çok beğendim. 1888’de yayımlanan bu kitabını oğlu için yazdığı düşünülse de, Oscar Wilde hedef kitlesinin “yediden yetmişe çocuk ruhlu insanlar, şaşırma ve sevinme gibi çocuksu yetilerini koruyanlar” olduğunu açıklamıştır. Kitap içerisinde Mutlu Prens, Harika Fişek, Bencil Dev, Bülbül ve Gül, Vefalı Dost olmak üzere 5 adet masal var. Bu masallarda bencilliği, kibri ve duyarsızlığı gözler önüne sermiştir.
Kitapta değinilen noktaları, verilen mesajları ve karakterleri çok beğendim. Bir oturuşta bitecek bir kitap olduğu için de herkese tavsiye ederim. En beğendiğim masal ise Mutlu Prens oldu. Kırlangıçla olan bağı, Kırlangıç öldüğünde Mutlu Prens’in kalbinin çat diye ortadan ikiye ayrılması.. Daha sonra Şehir Meclisi üyeleri heykele bakıp beğenmediklerinde ve Mutlu Prens heykelini indirmeye karar verdiklerinde, dökümevindeki ustabaşı Mutlu Prens’in kalbini eritemediğini söyleyip Kırlangıç’ın ölü bedeninin üzerine atıyor. Daha sonra Tanrı, meleklerden şehirdeki en değerli iki şeyi getirmelerini istiyor. Melekler de ona Mutlu Prens’in kurşun kalbini ve ölü kırlangıcı götürüyor. Tanrı, doğru olanı seçtiğini söylüyor. Ve diyor ki, “Çünkü Cennet bahçemde bu küçük kuş sonsuza kadar şakıyacak, altın şehrimde de Mutlu Prens beni övecek.” Gerçekten çok güzeldi.
“Ben canlıyken ve yüreğim insan yüreğiyken,” diye cevap verdi heykel, “gözyaşlarının ne işe yaradığını bilmezdim çünkü üzüntünün girmesine izin verilmeyen Kaygısızlık Sarayı’nda yaşardım. Gündüzleri arkadaşlarımla bahçede oyun oynardım, akşamsa Büyük Salon’da dansın başını çekerdim. Bahçenin etrafında çok gösterişli bir duvar vardı fakat hiçbir zaman o duvarın gerisinde ne olduğunu merak etmedim, çevremdeki her şey o kadar güzeldi ki. Saraydakiler Mutlu Prens derlerdi bana, gerçekten de mutluydum ve öyle öldüm. Sonra da, ben öldükten sonra heykelimi buraya, böyle yükseğe diktiler; şehrimin bütün çirkinliğini, şehrimdeki bütün yoksulluğu görebileyim diye ve kalbim kurşundan da olsa ağlamamak elimden gelmiyor.”
“Sevgili küçük Kırlangıç,” dedi Prens, “bana akla hayale sığmaz şeyler anlatıyorsun ama erkeklerle kadınların çektikleri acılardan daha akla hayale sığmaz bir şey yoktur. Yoksulluktan daha büyük bir sır yoktur. Uç kendimin üzerinde, küçük Kırlangıç, uç da bana orada neler gördüğünü anlat.” Bunun üzerine Kırlangıç büyük kentin üzerinde uçtu, zenginlerin güzel evlerinde eğlendiklerini, dilencilerin kapılarda bekleştiklerini gördü. Karanlık yollara uçup, bitkin yüzleriyle zifiri sokaklara bakan aç çocukları gördü. Bir köprünün kemeri altında iki oğlan çocuğu birazcık ısınabilmek için koyun koyuna yatmışlardı. “Nasıl da açız!” dediler. “Burada yatmak yasak!” diye bağırdı gece bekçisi, kalkıp yağmura çıktılar.
“Garip şey, içim sımsıcak, oysa hava ne kadar soğuk.” dedi Kırlangıç. “İyi bir davranışta bulundun da ondan.” dedi Prens.
“Nereyi seversen orası senin dünyandır.”
“Sevda ölümsüzdür. Ay gibidir, sonsuza dek yaşar.”
“Aşk, en bilge Felsefe’den daha bilge, en güçlü Güç’ten daha güçlüdür.”
“Ne laf dinlemez çocuklar bunlar!” diye haykırdı yaşlı Su Sıçanı. “Suda boğulmayı hakettiler doğrusu.” “Hiç öyle şey olur mu!” diye cevap verdi Ördek. “Zamanla öğrenecekler; anne babaların, çocuklarına karşı çok sabırlı davranmaları gerekir.”
“Doğrusunu isterseniz, bence bu dünyada vefalı bir dost kadar soylu ve az bulunan bir şey yoktur.”
Puanım: 10/10