Spoiler içeriyor
- 11.04.2024 - Kitabın yazarı Stefan Zweig, hemen hemen herkesin adını bildiği, döneminin ve günümüzün en çok okunan yazarlarındandır. Özellikle biyografi kitapları edebiyat açısından büyük öneme sahiptir. Üniversitede felsefe bölümünden mezun olmuştur. Döneminde Nazilerin kitapları toplatıp yakmalarından dolayı birçok eseri…devamı- 11.04.2024 -
Kitabın yazarı Stefan Zweig, hemen hemen herkesin adını bildiği, döneminin ve günümüzün en çok okunan yazarlarındandır. Özellikle biyografi kitapları edebiyat açısından büyük öneme sahiptir. Üniversitede felsefe bölümünden mezun olmuştur. Döneminde Nazilerin kitapları toplatıp yakmalarından dolayı birçok eseri yakılmıştır fakat o dönemin şartlarına rağmen Stefan Zweig yazmaktan vazgeçmemiştir. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, 1922 yılında yayımlanmıştır.
Benim ilk okuduğum kitabı Satranç’tı. Ama okuyalı çok uzun süre oldu, kitabı tekrar okumayı düşünüyorum. Bu kitabını ise daha önce okumuştum fakat hatırlamak için tekrar okumak istedim.
Konusuna gelirsek, kitap bir roman yazarının aldığı imzasız, göndericinin ismi olmayan gizemli mektubu okumasıyla başlıyor. Mektup, yazarın hiçbir zaman tanımadığı bir kadından gelmiştir ve “Sana, beni hiç tanımamış olan sana,” diye başlar. Bu kadın, küçükken onunla aynı apartmanda yaşamıştır, daha çocuk aklıyla ondan nasıl hoşlandığını anlatır. Sırf onu görmek için kapı arkalarında beklediğini, onun ayak seslerine nasıl kulak kesildiğini, onu görünce nasıl heyecanlandığını anlatır. Hatta bir gün öylesine heyecanlanmıştır ki onun evindeki uşağa yardım etmeye karar verir ve eder. Böyle yıllar geçerken bir gün kız taşınmak zorunda kalır ve onu uzun bir süre göremez. Ardından, çalışmak istediğini söyleyerek genç yaşında Viyana’ya geri döner. Onunla karşılaşır, hatta konuşurlar ve bir geceliğine beraber olurlar. Birlikte yemek yerler ve bir gece daha beraber olurlar. O gecenin sonunda kadına beyaz güller hediye eder. Ama sonra bir yolculuğa çıkacağını söyleyen yazar, tekrar arayacağını söyler ama aramaz. Kadın bu sırada ondan hamile kalmıştır, çocuğuyla bir başına kalmıştır ama söylemez. Çünkü çok zor günler de geçirse, sevdiği adamın gözünde ondan faydalanmak isteyen, bir an önce başından savmak isteyeceği biri olmak istemez. Ve bu yüzden kendini sattığını söyler. Çünkü “ondan” olan çocuğuna, sırf “o” gibi güzel şeyleri hakettiğini düşündüğü için güzel bir hayat yaşatmak ister. Bu süreçte sürekli gizemli bir kimlikle beyaz gül yollamaya devam eder. Sonraki karşılaşmalarında, bir gece kulübünde beğenir yazar kadını. Eve götürür, yine birlikte olurlar ama kadını yine tanımaz. Hatta beyaz güllerden ona da verir. Giderken de montuna para sıkıştırır. Bu davranış karşısında kadın o kadar yıkılır ki evden ağlayarak çıkar, uşak onu tek bakışından tanımıştır, evet o yıllarca aşığını gözleyen küçük kız çocuğudur. Yazar bunu, mektubu alana kadar hiç bilmez, göremez. Çocuğunu kaybettikten sonra kendisinin de öleceğini bildiği için tüm aşkını anlatan bir mektup yazar gönderir kadın, erkek de hatırlamaya çalışır.
Gerçekten çok dokunaklı bir kitap, kadının aşka olan sadakatini takdir ediyorum. Böylesine sessiz bir aşk çok zor olmalı. 62 sayfa bir kitap, okunması çok kolay, tavsiye ederim okuyabilirsiniz. Romantik sözlerin bolca bulunduğu, duygusal bir kitap. Okurken biraz kalbinizin titrediğini hissedebiliyorsunuz, kulağıma hayal kırıklıklarının sesi gelmedi değil.
“Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.”
Puanım: 7/10