Spoiler içeriyor
- 16.04.2024 - 17.04.2024 - Bu kitap, Pan’ın Labirenti filminden uyarlanarak yazılmıştır. Pan’ın Labirenti filmi 2006 yılında yayımlanmıştır, kitabı ise 2021 yılında yayımlanmıştır. Pan’ın Labirenti, İspanyolca adıyla El Laberinto del Fauno, yönetmeni Guillermo del Toro olan fantastik filmdir. Film, Cannas…devamı- 16.04.2024 - 17.04.2024 -
Bu kitap, Pan’ın Labirenti filminden uyarlanarak yazılmıştır. Pan’ın Labirenti filmi 2006 yılında yayımlanmıştır, kitabı ise 2021 yılında yayımlanmıştır. Pan’ın Labirenti, İspanyolca adıyla El Laberinto del Fauno, yönetmeni Guillermo del Toro olan fantastik filmdir. Film, Cannas Film Festivali’nde 22 dakika boyunca ayakta alkışlanmıştır. Guillermo del Toro’nun Suyun Sesi (Shape of Water) adlı filmini de izlemiştim, çok aşırı beklentimi karşılamamıştı ama o film de ilginçti. Ben bu kitabı arka kapağındaki yazıyı okuyunca çok merak ettim.
“Bu kitap, kalbi zayıf ya da ruhu kırılgan olanlara uygun değildir. Peri masallarına ya da iyiliğin gücüne inanmayanlara da. Bu kitap, sadece kötülüğün her türlü suretinin doğrudan gözlerinin içine bakabilen, senin gibi cesur ve korkusuz ruhlar içindir.”
Öncelikle kitabın tasarımının mükemmel olduğunu söylemek istiyorum. Kitap hem asıl olay örgüsünü anlatırken bir yandan da olay örgüsüne bağlı olarak masal kısımlarını anlatıyor. Kitapta İspanyadaki savaşlardan da oldukça bahsediliyor, faşizm kavramıyla ilgili şeyler görüyoruz. Özellikle de Tarta adlı insanın yaşadıkları, doktorun şahit olduğu şeyler çok üzücüydü. Zaten daha sonrasında doktor, “Sizin gibilere ancak sizin gibiler itaat eder.” şeklinde bir cümle kurarak bu rejime karşı çıkmıştır. Masal kısmında ise anlatılan cadı öyküsü, çok dokunaklıydı, cadının hikayesinden çok etkilendim. Kitap hakkında şöyle bir tartışma var ki, masal olan kısımlar Ofelia’nın acı gerçeklerle yüzleşemediği için oluşturduğu bir dünya olabilir ya da gerçekten olabilir. Ben gerçekten olduğuna inanmak istiyorum çünkü bir çocuğun böylesine acı gerçeklerden kaçmak için hayal gücünü bu denli kullanması çok daha çarpıcı bir üzüntü verirdi.
Can Sungur ve Ceren Sungur’u çok severim, bu kitabın filmiyle ilgili olan yorumlarını da dinledim. Mesela Vidal’in halk açken kendi yiyecekleriyle övünmesi ile Solgun Adam’ın önündeki ziyafet sofrasına rağmen kimseye yedirtmemesinin ve kendinin de yememesinin bağlantılı olduğunu düşünmüşler ve gerçekten de mantıklı. Solgun Adam çocukların ruhuyla beslenirken, Vidal’de acımasızlıktan ve kibrinden besleniyor aslında. Filmde geçen adamotuyla ilgili olarak ise gerçekten cadılık uygulamalarında, Avrupadaki paganizm uygulamalarında adamotunu süte yatırıp yatağın altına koyarak bir yöntem uygulanabiliyormuş. Film hakkında tamamen bir direniş mesajı verildiğini düşünüyorlar, dağdaki adamların rejime karşı direndiğini, küçük kızın ölen baba figürünün yokluğuna ve üvey babasına direndiğini söylüyorlar ki ben bu görüşe de katılıyorum.
Konusuna gelirsek, bir peri masalında babası yeraltı dünyasının kralı olan Prenses Moanna, insan dünyasını yani yeryüzünü çok merak eder fakat bu merak yüzünden ölür. Babası, onun ruhunun tekrar yeraltı dünyasına döneceğine inanır bu yüzden de dünyanın her yerine labirentler inşa ettirir. Kitap, Franco İspanya’sında geçiyor. Ofelia, hamile annesi Carmen’le birlikte yeni üvey babası Vidal’la tanışmak için yola çıkıyorlar. Çünkü Ofelia’nın babası ölmüş. Vidal’in siyasi görüşleri çok katıdır, kendisi gaddar bir adamdır. Tabii ki Ofealia, bu adamı baba olarak kabul etmek istemez. O yolculukta bir periyle tanışır, daha sonra da bir faunla (yarı keçi yarı insan bir yaratık) tanışır. Adı Satir’dir. Satir, bir kitap verir ve ait olduğu krallığa dönmesi için ona 3 tane görev verir. Bu görevler dev bir kurbağanın karnından anahtar almak, çocuk yiyen bir canavar olan Solgun Adam’ın hançerini çalmak, yeraltı dünyasının kapısını açmak için masum bir kişinin kanını akıtmaktır. İlk görevi başarır, bu sırada annesi Carmen doğumdan dolayı çok hastalanmıştır. Satir, bir adamotu kökü verir ve bunu besleyerek annesini iyileştirebileceğini söyler. Bu şekilde Carmen hafiften iyileşir. İkinci görevinde ise Satir onu kesinlikle uyarmasına, o sofradan bir şey yememesi gerekmesine rağmen Ofelia iki üzüm yer ve Solgun Adam tarafından kovalanır ve çok zor kurtulur. Sonrasında bir gün, Vidal adamotu kökünü bulur ve ateşe atar, Carmen de bir anda kötüleşir, Vidal’in oğlunu doğururken ölür. Bir de Mercedes adlı karakterimiz var, bir hizmetli. Ama Ofelia’yı hep koruyor, aynı zamanda Vidal’in savaştığı ve işkenceler yaptığı direnişçilerden birinin de ablası. Onlara yardım etmek için yakalanıp Vidal’e esir düşünce, Vidal’ı bıçaklıyor, ağzından bir kesik açıyor. Bu esnada, Ofelia kardeşini kaçırıp labirente gider fakat Satir kardeşinin kanını akıtması gerektiğini söylediğinde Ofelia canı pahasına bunu reddeder. O sırada Vidal gelir ve Ofelia’yı öldürür. Daha sonra Ofelia’yı yeraltı krallığında olarak okuruz, Satir ona seçiminin doğru olduğunu, bir masumun kanını akıtmamakla son sınavı geçtiğini söyler. Son söz kısmında Prenses Moanna evine kavuşur, insanlık aleminde geçirdiği zamana dair yalnızca nereye bakacağını bilenlerin görebileceği çok az sayıda iz bıraktığını söyler.
“Kötülük nadiren pat diye surete bürünür. Genellikle başlangıçta bir fısıltıdan azıcık daha fazlasıdır. Bir bakıştır. Bir ihanettir. Ne var ki zamanla hiç kimseye fark ettirmeden gizlice serpilip kök salar. Yalnızca peri masalları kötülüğe münasip bir suret verir. Büyük kötü kurtlar, habis krallar, ifritler ve iblisler…”
“Mezarlar yalnızca içi boş ve ruhtan yoksun kabukları bağırlarına basarlar. Ruhlar ise çok uzaklara gidip ebedi ihtişamlarına kavuşurlar…”
“İhtiyaç duyacağın tek şey zanaatın olacak ve onu içinden öylece söküp atamazsın çünkü hünerin özünün bir parçasıdır. İstersen ona ölümsüz bir kıvılcım bile diyebilirsin.”
“Üstelik nezaket, Ölüm’ün âdemi beşer arasında nadiren rastladığı bir erdemmiş.”
“Kadınlar bıçakları ancak bunun için kullanırdı: Bıçaklarıyla o kadınların kocalarını, oğullarını ve kızlarını öldüren erkeklere yemek yapmak.”
“İnek sabırsızca böğürdü. İnsanları değil, buzağıları beslemek istiyordu.”
“Annesi yatalak kalmış, hastalık bedenini yavaş yavaş yiyip tüketmişti. Kadınlar böyle ölürdü. Erkekler değil.”
“Babasının ona öğrettiği yegâne şey ise en azılı canavarların iki ayaklı olduğuydu.”
“Ferreira’nın deneyimine göre kekemelik insanın dünyanın karanlığıyla arasına mesafe koymasına yetecek kadar ince derili olduğunun kanıtıydı. Yufka yürekli ve hassas olanlar kekeme olurdu. Her türden acıyı görüp her türden acıyı hissetmelerine rağmen ellerinden hiçbir şey gelmeyenler.”
“En büyük korkularımız, daima ayaklarımızın altında gizlenip sert ve sağlam olmasını dilediğimiz zemini sarsarlardı.”
“Bazen sevdiğimiz nesneler kim olduğumuzu, sevdiğimiz insanlardan daha çok ele verir.”
“Nereye bakması ve nasıl dinlemesi gerektiğini bilenlerin sayısı her daim azdır. Doğru. Fakat en iyi hikâyeler için o azınlık yeter.”
Puanım: 10/10 ⭐️