İlk defa kendi isteğim ile bir yeşilçam filmini açtım ve baştan sona izledim. Bu filmleri sevmeme nedenim TV'de gördüğüm kadarıyla büyük çoğunluğunda kadınların rolünün çok sığ kalmasıydı. Filmlerin çekildiği zamana bakarak gayet normal olsa da bu duruma KATLANAMIYORUM. Neyse bu…devamıİlk defa kendi isteğim ile bir yeşilçam filmini açtım ve baştan sona izledim. Bu filmleri sevmeme nedenim TV'de gördüğüm kadarıyla büyük çoğunluğunda kadınların rolünün çok sığ kalmasıydı. Filmlerin çekildiği zamana bakarak gayet normal olsa da bu duruma KATLANAMIYORUM. Neyse bu filmde kalın çizgilerle belirginleştirilen kadın-erkek rollerinin varlığını hissetmedim. Daha çok aralarındaki ilginç bir aşk hikayesine odaklanıyor Sevmek Zamanı.
Film siyah-beyaz (benim izlediğim ilk siyah-beyaz film) olmasına rağmen sahnelerin çekimi o kadar güzeldi ki... Aynı zamanda dönemin kıyafetlerine de değinmeden geçilemez!!! Harika bir moda anlayışı gerçekten! Replikler az ve öz. Bazen gereksiz konuşmalara mahal yoktur ve tam zamanında gelen birkaç süslü cümle yeterlidir.
Günümüzde kullandığımız dili hatırladıkça ağlamak geldi içimden. O kadar güzel bir Türkçe konuşuyorlardı ki...
Bu arada gerçekten "Bu zamanda bir resme kim aşık olur?" Herkes olmadığı biri gibi davranıyor sosyal medyada KORKUNÇ.
■
Sevdiğim sahnelerden biri kızın babasının oğlanla konuşmasıydı. Gerçi konuşmadan sonra bir ayrılık oldu ama gayet makul bir konuşmaydı. O döneme göre düşünüş biçimini çok beğendim...
■
Sonu tam benim yazacağım bir sona benziyor ^_^
■
"Resmime mi aşık oldu? Bu zamanda bir resme nasıl aşık olunur?"
▪︎
"Ben senin söylemeni istiyorum. Herhalde bana ait olan bir şeyi öğrenmek benim hakkımdır."
"Hayır, sana ait bir mesele değil bu. Resmin ve benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım."
"İyi ama aşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim."
"Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim tüm güzel düşüncelerimi yıkarsın."
"Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
"Evet, bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak."
"Ben de sana bakmak istiyorum."
"Hayır. Benimle resminin arasına girme, istemiyorum seni. Ben senin yalnız resmine aşığım."
▪︎
"Dostluğu aşan ilişkilerden niçin kaçıyorsun?"
"Bu sözünle aşık olmayı kastediyorsun dostluğu bu dünyada hiçbir şey aşamaz."
"O halde sen bana aşık olmaktan da öte duygular içindesin."
"Hayır ben sana aşık değilim."
▪︎
"Benim dünyama girmeye kalkma, sonra merhametsizce yıkarsın onu."
▪︎
"Belki resmimin arkasında ben yaşıyordum. Sen beni görmeye çalışmadın. "
▪︎
"Buraya seni görmeye gelmiştim. Şimdi görmek istemiyorum."