Spoiler içeriyor
Gerçekçi bir anlatımla yazılmış bir alegori yani, simgesel anlamları olan bir öykü. R.M Ballantyne'nin 1858'de yazdığı Mercan Adası kitabındaki gibi; yeryüzünün ıssız cennetlerinden biri olan bir adanın atom çağının çocukları tarafından her açıdan bir cehenneme çevrilmesini belki biraz kara mizahla…devamıGerçekçi bir anlatımla yazılmış bir alegori yani, simgesel anlamları olan bir öykü.
R.M Ballantyne'nin 1858'de yazdığı Mercan Adası kitabındaki gibi; yeryüzünün ıssız cennetlerinden biri olan bir adanın atom çağının çocukları tarafından her açıdan bir cehenneme çevrilmesini belki biraz kara mizahla ve kesinlikle dehşetli bir biçimde anlatmış yazar.
Domuzcuk adıyla bildiğimiz çocuğun, şişman, astımı olan ve gözlükleri olmadan neredeyse kör olan bir çocuk olması, yoksul bir aileden gelmesi ama aralarındaki en üstün zekalının o olması ilginç ayrıntılardan biridir.
Çocukları toplantıya toplamak için öttürülen denizkabuğunun düşünce özgürlüğünü temsil etmesi ve aralarında bu denizkabuğuna en çok anlam yükleyenin Domuzcuk olması da öyle.
Ve çocukların Domuzcuk'un gözlüğünün ilk önce bir camını kırarak aklın ve sağduyunun sesi olan çocuğun görüşünü azaltıp daha sonra kör kalmasına sebep olmaları da önemli bir ayrıntı bence.
Jack aç kalmamak için ava çıktığını söylese de aslında içten içe tıpkı savaşa benzeyen kanlı bir oyun oynamak istemektedir.
Hem bu ilkelce düşünceye uygun olan kabile yaşamına geçmek için, hem de kendi benliğini ve vicdanını gizlemek için maskeler yapar ve yüzünü boyar.
Simon tamamen iyiliği temsil ederken Roger tamamen kötülüğü temsil eder.
Simon "Bizden başka canavar yok belki derken" ne kadar önemli bir şey söylediği o an tam olarak anlaşılmaz.
Simon'un canavar aklına her geldiğinde kafasında şekillenen şeyin bir insan olması da önemlidir.
Canavara gerçekten inanmayan bu çocuğun canavar sanılıp öldürülmesi ise çok acıdır.
Roger'in ise adaya ilk geldikleri zamanlarda küçük çocuklara taş atmak istemesi, ama içindeki uygarlıktan kalan kırıntılarla bunu yapmaması, daha sonra ise Domuzcuk'u büyük bir taşla ezerek öldürmesi ise boğazda acı bir tat bırakan önemli bir ayrıntıdır.
Kitaba adını veren Sineklerin Tanrısı ise içimizdeki kötülüğü yani canavarı temsil etmektedir.
Yazar karakterlerin çocuk olmasından ve bu kadar dehşet verici şeyler yapmalarından dolayı, her insan içinde kötlükle doğar düşüncesini savunuyor olarak algılandığı için birçok eleştiriye maruz kalsa da, insan biraz geçmişe gidip çocukluğunu düşündüğünde kesinlikle melek gibi olmadığını farkedecektir.
Tabi ki bu Üçüncü Dünya Savaşı'nın çocuklarıdır ve farklı bir zamanda yetişselerdi bu kadar acı verici ve kanlı olaylar yaşanmayabileceğini de göz ardı etmemek lazım.
Yavaş ilerlese de sabredip dikkatle okunduğunda ders çıkarılabilecek bir kitap.
✓Yani korku sizlere zarar veremez, düşlerin zarar veremeyeceği gibi.
✓En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır.
✓ "Demek istediğim şu... Bizden başka canavar yok belki..."