10/10 Geçen gün birinci kitabı bitirmemle beraber hemen ikinci kitaba başlamıştım ve şimdi bitirdim. Gerçekten şimdi bitirdim, taze taze yorumu yapacağım. Hangi kısmı, detayı anlatsam bilmiyorum, bilemiyorum, seçemiyorum. O kadar çok konuşulacak sahne var ki, gerçekten... Ama bir yerden başlamamız…devamı10/10
Geçen gün birinci kitabı bitirmemle beraber hemen ikinci kitaba başlamıştım ve şimdi bitirdim. Gerçekten şimdi bitirdim, taze taze yorumu yapacağım. Hangi kısmı, detayı anlatsam bilmiyorum, bilemiyorum, seçemiyorum. O kadar çok konuşulacak sahne var ki, gerçekten... Ama bir yerden başlamamız lazım, aklıma gelen her şeyi dur durak bilmeden çılgınca anlatmayı planlıyorum.
Şimdi öncelikle bir konuda anlaşalım ki ikinci kitap kesinlikle birinci kitaptan daha güzeldi. Gerek aksiyonu, gerek karakterler arası etkileşimiyle. Etkileşim demişken tabii ki Annabeth ile Percy. Kitap boyunca aralarındaki çekim seviyesi çok yüksekti.(ya da ben aşırı yakıştırdığımdan dolayı her sahneyi ateşli kalpli gözlerle izledim bilemiyorum) Annabeth'in kitabın başında bir anda melek gibi belirip Percy'i kurtarması. Böyle bir havalılık yok, ben Percy yerine etkilendim o kadar yani. Kitabın başından beri çılgınca fangirllik yapıyorum ta ki sirenler bölümüne gelene kadar. Annabeth'in o rüyada mı hayalinde mi artık neyse ailesiyle beraber Luke'i görmesi benim için tamamen hayal kırıklığı. Kendisi Percy'e karşı başka bir açıklama yapsa bile o kesinlikle doğru değildi.(Tabi benim nazarımda) Çünkü aileni görürsün anlarız, Olimpos'u yeniden yarattığını görürsün bunu da anlarız, ama sen gidip ailenle birlikte Luke'i görünce içinde bir yerlerde hâla Luke'i sevdiğini anlayabiliyoruz. Dediğim gibi burası benim kitapta sırıtışımın söndüğü tek sahneydi.
Kitap boyunca süregelen fedakarlık sahneleri var. Herkes sürekli birileri için kendini feda ediyor ve bu beni hoşuma o kadar gitti ki. Aynı zamanda ilk kitapta olduğu gibi bu kitapta da Percy'nin kendine yakın arkadaşlar bulmasına seviniyorum. Arkadaşlardan kastım başka şeyler de olabilir tabi. Bir de dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı o da Posedion'un her ne kadar fazla dile getirmese de Percy'i gerçekten sevdiği. Hani bazı kişiler olur ya hiç seni seviyorum demezler ama bunu haraketleriyle o kadar belli ederler ki, işte tam olarak ilişkiler bu bence. Aynı zamanda kitaba Tyson adlı yeni bir karakterimiz eklendi ve ben onu o kadar çok sevdim ki, gerek hikayesiyle gerek masumluğuyla, gücüyle ne bileyim her şeyiyle sevdim.
Kitabın mizahi seviyesini arttıran kısımdan bahsetmeyi unuttum. Kıvırcığın onu kaçıran kiklop ile olan diyalogları, ona gelin gidişi o kadar komikti ki. Trajikomik farkındayım ama çok komik, affet beni kıvırcık.
Genel olarak böyleydi normalde çok daha fazla yazmayı planlıyordum yukarıda da dediğim gibi ama öyle olunca tüm kitabı özetlemiş gibi hissettiğimden dolayı daha devam etmeyeceğim. Ayrıca çok acil bir durumum var şu anda, serinin üçüncü kitabı bende yok. İlk iki kitabını almıştım ben ne olur ne olmaz diye ama keşke hepsini alsaymışım. Pişmanım, çok pişmanım özellikle bu kitabının sonundan sonra devamını okumak için çıldırdığım bir vakitte kitapsız kalmak oldukça can sıkıcı olduğundan dolayı yarın gidip almayı planlıyorum. Yolumuz açık olsun.
⚡"Arkadaşlık her şeyden önce gelir. Denizde, karada ya da gökte, her zaman yanımızda olan dostlarımız vardır. Birbirimize güvenmek zorundayız. Güven olmadan, sadece birer kayıp ruh oluruz. Unutmayın, birlikteyken daha güçlüyüz. Birbirimize destek oldukça her türlü zorluğun üstesinden gelebiliriz."
⚡"Ama Poseidon'un kanı damarlarında olan biz çocuklar... Biz sıradan hayatlara sahip olamayız. Biz sıradan insanlar gibi büyüyemeyiz. Bizim kaderimiz farklıdır."
⚡"Yarım kanlar olarak hayatlarımızda çok fazla belirsizlik var. Kimse bizi anlamıyor, kimse bizim ne yaşadığımızı bilmiyor. Ama bir arada olduğumuzda, bu belirsizlikle başa çıkabiliyoruz."