8.75/10 Uzun zamandır okumak istediğim ancak kitabın elimde olmaması dolayısıyla okuyamadığım serinin dördüncü kitabı: Labirent Savaşı. Yavaş yavaş serinin sonuna geldiğimi bilmek içimde değişik bir his peyda ediyor, bu evrene o kadar alışıp karakterleri o kadar benimsedim ki herhalde bu…devamı8.75/10
Uzun zamandır okumak istediğim ancak kitabın elimde olmaması dolayısıyla okuyamadığım serinin dördüncü kitabı: Labirent Savaşı.
Yavaş yavaş serinin sonuna geldiğimi bilmek içimde değişik bir his peyda ediyor, bu evrene o kadar alışıp karakterleri o kadar benimsedim ki herhalde bu seri de mlb gibi pinterest keşfetimde gitmeyen bir yere sahip olacak.(Okuduğumdan beri envai çeşit edit, fanart zaten akışta;kalıcı bir hâle gelmiş olacak sadece.
Şimdi gelelim kitabımızı yorumlamaya. Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitap da aşırı akıcı yazılmış, artık alıştım Riordan'ın kalemine. Yalnız şu noktada yapılan çevirilere değinmezsem olmaz, Timaş gerçekten de yapıyor bu sporu. Kitap başladığı sayfadan bittiği sayfaya kadar aralıksız bir aksiyon içerisinde, dur durak bilmeden sürekli bir maceranın içine atılıyoruz.
Kitapta konuşulacak çok nokta var; elimi, yüzümü sıvazlayıp başlıyorum.
Kitap Percy ile Annabeth'in sinemaya gitmek, annesinin deyimiyle 'randevuya çıkmasıyla' başlıyor lâkin diğer kitaplarda da olduğu gibi bu başarısız bir girişim oluyor. Bir noktadan sonra artık yalnız bi Percabeth sahnesi gördüğümde, hayır bunlar yalnız kalmayacak diyebiliyorum. Kıvırcık, Tyson ne bileyim 'Clarissa' bile fırlayıp bu sahneyi bozacak arkadaş, böyle yazılmış çünkü. Benim içimde ukde kalan iki nokta var: sinemaya gitmemeleri ve Annabeth'in Percy'in doğumgününü kutlamaması. Yalan yok kapı çaldığında bir an o geldi sanmıştım ama yanılmışım maalesef. Gerçi o kapıdan Poseidon'un çıkması da ayrı şaşkınlık yarattı bende. Seride beğendiğim yalnız üç tanrı var, Poseidon da o sırada başı çekiyor. Baban da mı deniz tanrısıydı be(gerçek)
Bu kitapta Rachel'in bu kadar aktif bir karakter hâline bürünmesini çok sevdim. Kanım baya kaynamış Rachel'a karşı. En çok da Annabeth kıskançlık krizi geçirirken onun olgunluğuyla kalıp, sevgili Annabeth'i çıldırtması kısmını sevdim. Zeki kızımız bu davranışlara hemen bir neden bulabiliyor, Percy'nin aksine.
Percy'nin Kronos ile yüzleşmesini okurken o kadar heyecanlandım ki nefessiz okudum. Percy kaçtı, en iyisini de yaptı çünkü o an yenebilme gibi bir ihtimali yoktu. (Karşısında tanrıların tanrısı var bir zahmet öyle olsun) Yalnız kitabın sonunda bir tanrı gelip Percy'e artık yüzleşmelerden kaçmayacağı tarzında bir şey söylüyordu. O an net bir şekilde dedim ki biz ortalığı yakıp yıkacağız.
Kıvırcığın sonunda Tanrı Pan'i bulabilmesi, Pan'in yok olması falan hızlı gerçekleşen olaylardandı. Kıvırcığın 'seçilmiş' biri olmasını okumak ve kitabını sonundaki çığlığıyla her yeri alabora etmesi manyak çılgındı. Son olarak da Luke...
Her gönderide yaptığım gibi seride yine güncel bir beğeni sırası oluşturacağım. Birinci kitap başta yerini korurken bu kitap(dördüncü) ikinciliğe yerleşiyor daha sonra da iki ve üçüncü kitap geliyor. Birinci kitabın yerini ne olursa olsun korumayı planlıyorum çünkü her şeyin başladığı, karakterlerle tanışmamız ilh. o kitaptaydı.
Şey diyorum keşke bu kitabı bir 10 gün önce okusaydım da kendi doğumgünümü Percy'ninki ile birlikte kutlasaydım. Pişmanlıklarımdan biri bu ama zaten doğum günü hediyesi olarak bana serinin devamı alındı. (Asla birilerinden gidip rica etmedim, kafandan siler misin lütfen o düşünceyi) Her neyse bu maceraya ortak olmak çok güzel bir duygu, yer yer gözüm doldu, bazen gülmekten gözümde yaş geldi-( hayır bu konuşmayı diğer kitapta yapacaktım, şimdi sırası değil)
Değinmediğim bir kaç önemli nokta daha var (Nico, Dadalius ilh.) Onları da artık başka bir zamanda, belki de bu seriyi tekrar okuduğum zaman paylaşırım kim bilir. Her neyse başınızı şişirdiğime göre alıntıları yazıp kaçıyorum.
🔱"Ama sakın unutayım deme evlat, bazen bir iyilik de keskin bir kılıç kadar etkili olabilir. Bir ölümlüyken, ne büyük bir savaşçıydım, ne iyi bir sporcu, ne de şair. Şarap yapmaktan başka bir şey bilmezdim. Köyümdeki insanlar benimle dalga geçerlerdi. Asla beş para etmeyeceğimi söyler dururlardı. Şimdi baksana bana. Bazen önemsiz gibi görünen şeyler, günün birinde olağanüstü şeylere dönüşebiliyor."
🔱"Sonsuz Labirent'in zifiri karanlığına dalacak.
Ölü, hain ve kayıp peyda olacak.
Hayalet kralın eliyle batacak yahut çıkacak.
Athena çocuğu son direnişte...
Kahraman son nefesini verecek
Ve aşkı ölüden bile beter hâline gelecek."