Acar Bey ile tanışma ve canlı olarak dinleme fırsatını Zirve 23 adlı bir etkinlikte bulmuştum ilk. Çok düzgün bir diksiyonu ve çok hoş bir konuşma konusu vardı. Sonra kendisiyle ilgili küçük bir araştırma yapmıştım ve orada kalmıştı. Daha sonra bir…devamıAcar Bey ile tanışma ve canlı olarak dinleme fırsatını Zirve 23 adlı bir etkinlikte bulmuştum ilk. Çok düzgün bir diksiyonu ve çok hoş bir konuşma konusu vardı. Sonra kendisiyle ilgili küçük bir araştırma yapmıştım ve orada kalmıştı. Daha sonra bir gün bu kitabıyla karşılaştığımda görür görmez aldım.
Kitap söyleşi tarzında yazılmış, Acar Bey'e sorulan sorulardan ve verdiği cevaplardan oluşmakta. Psikolojiden tutun sağlığa, başarıya, evliliğe kadar pek çok konu irdelenmiş. Gayet sevdiğim bir kitap oldu.
Fazla uzatmadan altını çizdiğim yerleri paylaşıyorum:
~ Hayat adaletsizliklerle dolu ancak bir de zaman gerçeği var. Ne kadar paranız olduğunu bilirsiniz ancak ne kadar zamanınız kaldığını asla bilemezsiniz. Şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun; her kişinin biricik görevi ve sorumluluğu yaşamını vicdan, etik ve anlamlar çerçevesinde sürdürmektir. Bu her şeyden önce kendinize olan sorumluluğunuz ve özsaygınızdır. Yenilgiyi en baştan kabul etmek, korkup sinmek olsa olsa ancak korkakların davranışıdır. Sadece vicdanlı kalabilmek bile anlamlı bir yaşam ve yolculuktur.
~ Anlamlı bir hayat, değer taşıyan bir üretim içinde bulunmakla mümkündür. Bu, yaptığınız iş olabilir; büyüttüğünüz çocuğunuz olabilir ya da başını okşadığınız bir sokak hayvanı olabilir. Hayatın anlamı mutlaka anlam yüklediğiniz bir faaliyette, çalışma içinde zaman geçirmektir. Bir diğeri, anlamlı bir ilişki içinde olmaktır. Kendinizi yalnız hissetmediğiniz, ancak bir yandan da ilişki içinde boğulup tükenmediğiniz değerli bir beraberliği yaşamak ve hissetmektir anlam.
~ Dünya sorumluluk almadığı hâlde, başarının ödüllerini hak ettiğine inanan insanlarla dolu...
~ Başarılı olduğunda, "Başkaları beni nasıl görüyor?" diyen kişi; başarısız olduğunda, "Yanlışım, değersizim, kötüyüm, çirkinim," demeye başlar. Bunlar olduğunda yalan söyler, hile yapar veya sebebi kendi dışında aramaya koyulur. Mesele özgüven değil, özsaygıdır. Özsaygı olduğunda başarısız olduğumda da değerli olduğuma inanırım. Dahası, "Bir dahakine tekrar deneyip üstesinden gelir, başarılı olurum," diyebilirim. Özyeterlilik ise düştükten sonra kalkmak, devam etmek, üstesinden gelmektir.
~ Oysa eğitim başarısı odaklanmaya ve bireysel gayrete, hayat başarısı ise başkalarıyla işbirliği yaparak sonuç almaya bağlıdır.
~ Ben de sonunda katılımcılara, "Hayat daima ileri doğru yaşanır," derim. Çünkü kasedi geri sardığımızda takılıp kalıyoruz. Dahası kendi yarattığımız girdapta boğuluyoruz. Evet, hayat ileri doğru yaşanır ve yaşadığımız her şeyin içinde mutlaka bir olumsuzluk, bir pürüz vardır. Evrendeki tek mükemmellik her şeyin farklı olması ve kusursuz hiçbir şeyin olmamasıdır. Mesele o kusurlarla hayatı daha iyiye götürmektir. Leonard Cohen'in ünlü şarkısında dediği gibidir hayat; "Her şeyde bir çatlak vardır ve ışık böyle girer içeri..."
~ Unutmamalı ki zenginler, zengin oldukları için değil; iyi imkânlardan yararlandıkları için şanslıdır. Paranın çok olması insanı daha zeki ve daha sağlıklı yapmıyorsa da paranın azlığı daha sağlıksız şartları oluşturuyor.
~ Oyunculara, yetersiz kaldıklarında, yeterliliklerini artırmalarına yönelik psiko-destek sağlıyordum. Futbolculardan en çok duyduğum cümle, "Hocam inanılmaz baskı altındayım, üzerimde müthiş baskı var," şeklindeydi. Ben de her defasında, "Ne mutlu sana ki baskı altındasın. Çünkü baskı ödüldür, kahvehanede arkadaşlarınla okey oynasaydın daha mı mutlu olacaktın?" diye cevap verirdim. Baskının ödül olduğunu kavrayanlar kırılgan duygusal eşiği de geçiyordu.
~ Gençlere bir dizi öneri vermem gerekirse şunları söyleyebilirim: Kibarlık ve nezaket fark yaratır. Haklı olmaya takılma, haklı kalmaya çalış, alçak gönüllü ol. Emeğe saygı göster. Şikayet etme, kurban rolü oynama. Zamanını iyi yönet, zamanını yönetmeyen hayatını yönetemez. Sağlıklı alışkanlıklar edin, sosyal becerilerine önem ver, hayatının kalitesini hayatındaki insanların kalitesi belirler. Gelecekte ne olacağın bugün ne yaptığına bağlıdır. Bugün kaçındığın sıkıntı, gelecekte elde edemediklerin için duyacağın pişmanlığın yanında çok küçük kalır. Sahip olmak istediklerini hak etmek için mücadele etmek gerekir.
~ Hiç şüphesiz para doğrudan mutluluk getirmez. Ancak yeterli paraya sahip olmak hayatı kolaylaştırır ve bize hoşlanmadığımız işleri başkalarına yaptırma rahatlığını kazandırır.
~ İlişkinin kalitesini belirleyen insanların ne kadar çok zaman geçirdikleri değil, bağın derinliği.
~ Liderin birinci özelliği bütünlüktür. Liderin özü sözü birdir. Dediğini yapar, yaptığını söyler, bir başka ifadeyle tutarlıdır.
İkinci özellik kararlılıktır. Kararlılık az bilgiyle ve baskı altında doğruya en yakın kararı vermektir. Çünkü baskı altında bütün verilerin toplanmasını beklemek sonucu değiştirir. "Bütün koşullar hazır olsun, öyle karar vereyim," dediğiniz zaman genellikle karar almış olmazsınız; reaksiyon göstermiş, duruma tepki vermiş olursunuz.
Üçüncü özellik yeterliliktir. Bu, yaptığı veya yönettiği işle ilgili temel bilgiye sahip olmayı gerektirir.
Dördüncü ve çok önemli özellik vizyondur. Gerçek bir lider vizyon sahibidir. Vizyon geleceğe ait bir resimdir. Siyaset, spor, sivil toplum örgütleri ve iş hayatında bol keseden vaatlerde bulunan, hiçbir temele dayanmayan hayallerini vizyon olarak sunan insanlar çıkar. Tüm narsistlerin, tüm psikopatların ve ağzı laf yapan gevezelerin boş laflardan oluşan illüzyonları vardır. Üstelik bu illüzyonu vizyon diye sunarlar. Ayrıca narsistik ve sosyopatik eğilimleri olan bu insanlar karizmalarıyla inandırıcı olabilir ve kaçınılmaz olarak başına geçtikleri topluluğu felakete sürüklerler.
~ Kusursuzluk için ne kadar çaba harcarsanız bir o kadar gerginlik yaşarsınız ki eninde sonunda tahammülsüz bir kişiliğe dönüşürsünüz. Kendinizi zorladığınız gibi, başkalarını da zorlarsınız. Bir süre sonra yanınıza kimseyi yakıştıramayan, kimseyi beğenmeyen yönetici profiline dönüşürsünüz. Birlikte çalıştığınız insanları yordukça insanlar sizden uzaklaşmaya başlar.
~ İnsanı hasta eden stres değil, stresle başa çıkamamak, stresi yönetememektir. Ancak çözümünün tamamıyla stressiz bir yaşamdan geçmediğini de bilmek zorundayız. Önemli olan; güçlükleri kendi bedenine yansıtmamayı öğrenmektir.
~ Hayatta sebepler, sonuçlardan önce gelir. Olaylara bakarak hayata anlam yükleyemeyiz. Çünkü öncesinde yapılanlara ve yapılmayanlara da bakmamız gerekir.
~ Bugün baktığımızda İsveç'in, İsviçre'nin kahramanları yoktur çünkü kahramanlara ihtiyaçları yoktur. Biz yaşadığımız her zorlu süreçte kahraman arayışına giriyoruz. Ülkemizde de kahramanlara ihtiyaç duymayacağımız bir dönemin özlemini duyuyorum.
~ Genel çerçevede bir değerlendirme yaparak cevaplamak isterim. Bizim ülke ve toplum olarak birtakım yanlış kalıplarımız ve çarpık düşüncelerimiz söz konusu. Örneğin tüm dünyanın bize düşman olduğuna inanıyoruz. Şehadet şerbetinin en değerli şerbet olduğuna inandığımızı söylüyoruz ancak şehit olanlar hep ekmeğin fiyatını bilen ailelerin çocukları... Türkiye'de inandıklarımızla yaşadıklarımız arasında farklılık var. İnsanlarımızı beklentiler ile gerçek arasındaki fark mutsuz ediyor, başkalarıyla kıyaslanmak mutsuz ediyor ve bugünle geçmişi kıyaslamak, yani daha güzel günlerin geride kaldığını düşünmek de mutsuz ediyor. Türkiye'deki mutsuzluğun nedenlerinden biri de dinî inancımızı dünyayı güzelleştirmek için değil, bu dünyada cefa çekip ahirette mutlu olmak üzerine kurmamız. Dinimizin bağışlayıcı tarafını değil, cezalandırıcı yönünü öne çıkarıp içsel mutsuzluk yaratıyoruz. Mutlu düşünmek ve mutlu olmak için nedenler azaldıkça öteki dünya fikri öne çıkıyor.
~ İşte disiplin ve eğitim bu yüzden önemli ve geçerlidir. Medeniyet; arabayı boş bulduğumuz yere park etmek değil, "Burası engelli parkı, buraya park edemem," demeyi gerektirir. Medeniyet; emniyet şeridine girmemek, yola tükürmemek, toplu taşıma araçlarında derli toplu oturmak demektir. Her biri eğitimle mümkündür, dahası hayatın her alanında geçerlidir
~ Dargınlık birkaç gün sürüyorsa ortada sağlıksız bir ilişki var demektir. Temel yaklaşım şudur: Duyguların yoğunlaştığında frene bas; karşı tarafın hassasiyetinin nereden kaynaklandığını anla; önce kendinle, sonra da oturup onunla konuş.
~ İlişkilerini derinleştirmeye ve ilerletmeye karar veren çiftler birbirleriyle en az yarım gün sürecek bir sohbette şu sorular üzerinde konuşmalı:
İlk soru, "Bende seni çeken ve en çok hoşuna giden nedir?" İkinci soru, "Elinde olsa değiştirmek isteyeceğin üç özelliğim nedir?"
Üçüncü soru, "Sadakatten ne anlıyorsun ve sadakatin sınırları nereden geçer?"
Dördüncü soru, "Babalık veya annelik rolünden ne anlıyorsun, bu konuda sorumluluğunu ne olarak görüyorsun?" Yine diğer önemli sorulardan, beşinci soru; "Kadın-erkek rolünden ne anlıyorsun, bu konuda benden beklentilerin nedir ve kendi rolünü nasıl tanımlıyorsun?"
Karşılıklı sorulacak altıncı önemli soru, "Cinsellikten beklentin nedir?"
Yedinci soru, "Hayatta en çok değer verdiğin üç şeyi sıralar mısın?" olmalıdır. "Sevgi, saygı, anlayış; tamam ama saygı deyince saygıdan neyi anlıyorsun? Bir toplulukta ben konuştuğum zaman susup dinlemen ve bana hak vermen mi saygı? Yoksa birbirimizin görüşlerini sonuna kadar dinleyip anlamaya çalışmak mı?"
Tüm bu sorular, değer sistemini anlamaya yardımcı olur. Çiftlerin bu soruları şeffaf biçimde cevaplamaları ilişkinin seyri açısından hayati önemdedir.
~ Kritik soru şudur: Çocukluk ne zaman biter? Çocukluk; ihtiyaçlarımızın, anne-babamız tarafından karşılanamayacağını anladığımızda biter. Diğer kritik soru ise şu: Yetişkinlik ne zaman başlar? İçinde bulunduğumuz koşullardan anne-babamızı sorumlu tutmadığımız zaman yetişkinlik başlar. Tabii ki anne-babamızın hayatımızdaki etkileri çok büyüktür. Şairin dediği gibi, çocukluk gökyüzü gibidir ve tüm hayatımız boyunca bizi takip eder. Yetişkinlik ise onunla barışmayı, hayatın kontrolünü eline alıp kendi hikâyemizi yazmayı gerektirir.
~ "Yanlış düşünüyorsun,” diye söze başlamakla, "Ben daha farklı düşünüyorum," diye söze başlamak arasında ciddi bir fark vardır.