Spoiler içeriyor
Yeni kitap zamanıı. Okul vakti az okumak gerçekten beni çok üzüyor fakat mühendislik fakültesindeyseniz maalesef vize haftası değil vize ayınız oluyor. Bu da size kitap okumak için zaman bırakmıyor. Maalesef... Neyse yaza girdiğimize göre beraber bir sürü kitap okuyalım hadi.…devamıYeni kitap zamanıı. Okul vakti az okumak gerçekten beni çok üzüyor fakat mühendislik fakültesindeyseniz maalesef vize haftası değil vize ayınız oluyor. Bu da size kitap okumak için zaman bırakmıyor. Maalesef... Neyse yaza girdiğimize göre beraber bir sürü kitap okuyalım hadi. Bunun için gerçekten çok heyecanlıyım. Mesela şimdilik kendime 10 kitap hedefi koysam acaba yapabilir miyim? Kendime de pek güvenmiyorum ama en azından bunu yapabilmem lazım. O yüzden bu hedefle başlayalım bakalım.
📚1/10
📜 Bu kitap 517 sayfa. (Notlarıyla beraber ve ben notları da okudum tabiki.)
Bu kitabı okurken birkaç playliat araştırdım ve Owsey - She Passed Away Alone at Sea parçası bu kitaba mükemmel uydu. Tüm kitabı bununla okudum. Kitap okurken fon müziği dinlemeyi sevenlere önerimdir.
Martin bir denizci. Bir gün arkadaşı Arthur onu üst düzey ailesinin yanına götürüyor ve Martin orada kendini kaba saba bir adam gibi hissetmeye başlıyor. Kendinden utanıyor. Sonra bir kadınla tanıştırıyor arkadaşı onu. Bu kadına tutuluyor. Ruth adındaki bu kadın, adamın hikayelerini Arthur'dan dinledikçe ona öncesinde hayran olmuş aslında.
Burada Martin hakkında çok fazla şeyi fark ediyoruz aslında. Mesela şu yazılardan ne kadar naif bir karakteri ve hassas bir kalbi olduğunu fark ettim. "Kızla annesinin öpüşerek selamlaştıktan sonra kollarını birbirine dolamış halde kendisine doğru yürüyüşlerini gördü zihninde beliren resimde. Halbuki kendi dünyasındaki ana babalarla çocuklar sevgilerini böyle göstermezdi. Hareketin değerini kavramak onu çok duygulandırdı, yüreği şefkat ifadesinin duygudaşlığıyla ısınıverdi."
Sonrasında da aslında sevgiyi hiç tatmadığını, nasıl bir şey olduğunu bilmediğini anlıyoruz. "Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü." Sevginin muhteşemliğini tatmadan büyüyen çocuklara bu hayatın ne kadar acı olduğunu düşünsenize. Yaşamın en tatlı duygusu olan sevgiyi tatmamış çocukların acı çekmesinden başka ne beklenebilir ki zaten? Ayrıca çocukken hissedilmemiş bu duygunun yokluğu,büyüyünce çok büyük sorunlara yol açabilir gerçekten.
Martin çok zorluk çekerek kendi ayakları üstünde büyümüş bir çocukken Ruth tam tersi el üstünde, okuyarak ve kültürle büyümüş. Martin'in tek amacı aç kalmamakken Ruth'un böyle bir sorunu dahi olmamış. Tamamen farklı iki hayat fakat Martin'in aşkı o kadar güçlü ki hiç bilmediği sulara atlayabilecek kadar cesur. Kendi yolunu Ruth'un yoluna kıvırmak için o kadar uğraşıyor ki. Fakat bunun yanında hiçbir şeyden memnun kalmayan, Morse ailesi var. Hiçbiri Martin'den ve yaşantısından memnun değil. Benim çok zoruma giden bu olaya kitapta şöyle bir cümle var: "Ruth'un, Martin'de yazarlık yeteneği olduğuna inanmaması, Martin'in gözünde onun değerini düşürmemişti." Nasıl düşürmez ya?? Tamamen Ruth için tekrar çizdiği hayatında kendini de mutlu edecek bir orta yol bulmaya çalışan çocuğun hevesini kırıp duruyor. Denemeye çalıştığı şeyleri yok sayıp kendi istediği gibi olsun istiyor. Ama Martin hala Ruth'a ilk günki kadar değer veriyor. İnanılmaz bir kendini hor görme ve kendine değer vermeme örneği.
Kitaptaki sınıf farkı çok canımı sıkıyor. Martin'in Maria ve çocuklarına jest yaparak zaten az olan parasıyla onları gezdirdiği bölümde normal bir insan ne kadar iyi bir adam diye düşünür. Ruth o kadar zenginlik içinde ki Martin ve yanındakilerin görüntüsünden utanıyor. Gerçekten istemeden de olsa Ruth'dan nefret etmeye başlıyorum. Madem bu fakirlik seni utandırıyor, baştan görüşmeleri kabul etmeyecektin. Hem kendi büyüdüğü hayat tarzından değişik bir şey görünce etkilenip hem de bundan utanması o kadar iki yüzlülük ki. Ve Martin'i değiştirmeye çalışıp durması, onu öyle kabul edememesi çok sinir bozucu.
Kitabın 45.bölümünde 457.sayfasında şöyle bir bölüm var:
"Kimse bebi istemezken hangi kıymete sahipsem şimdi de öyleyim. Beni kendim olduğum için istiyor olamazlar çünkü hala eskiden istemedikleri kişiyim."
Sonra Ruth şöyle diyor. " Seni sevdiğimi ve seni sevdiğim için burada olduğumu biliyorsun."
Ve sonrasında şu cevap... "Beni seviyorsan, beni reddedecek kadar az sevdiğin güne göre, nasıl oluyor da şu anda beni daha çok seviyorsun?"
Ruth o kadar iğrenç bir karakter ki benim gözümde. İnanılmaz biri. Gözünü makam, mevki ve para bürümüş tıpkı ailesi gibi.
Yazarımız Jack London, Brissenden karakterini yaratırken, en iyi arkadaşı olan George Sterling'den esinlenmiş. Zaten karakter kitaba girdiği an hissediyorsunuz yakınlığı. Bir diğer bilgi ise Martin gibi Jack London'ın da ilk yayınlanan hikayesi için parayı resmen zorla aldığı gerçeği. London ve Eden gerçekten birbirine çok benziyor. Bu karakteri yaratırken kendinden çok esinlenmiş yazarımız.
👥️ KARAKTERLER.
Martin
Arthur
Ruth
Norman
Bay Morse
Bernard Higginbotham (eniştesi)
Gertrude (ablası)
Jim (çırak)
Will Olney
Maria (ev sahibi)
Brissenden
Profesör Caldwell
Bay Ford (editör)
Hernann von Schmidt (kız kardeşinin nişanlısı)
✔️9/10
'13.7.24 ~ 22.8.24