Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 5 } Milo Ventimiglia zaten Gilmore Girls'den çok ama çok sevdiğim bir oyuncu. Onun filmini izlemekten keyfi alacağıma zaten eminim fakat bu filmin daha özel bir yanı var.…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 5 }
Milo Ventimiglia zaten Gilmore Girls'den çok ama çok sevdiğim bir oyuncu. Onun filmini izlemekten keyfi alacağıma zaten eminim fakat bu filmin daha özel bir yanı var. Motorsporları içinde geçiyor. Motorsporlarına aşkım sonsuz olduğundan baştan söyleyeyim bu film yorumu objektif olmayacak. Filmi zaten her türlü seveceğim.
Enzo, golden cinsinde bir köpek. Hayallerimin köpeğidir kendisi. Adının da Enzo Ferrari'den gelmesi ayrıca çok komik bence. Yaşlandığı için artık ölüme çok yakınken başlıyor film. Sahibi de Milo'nun canlandırdığı Denny karakteri. Moğolistan'da, hayat döngülerini köpek olarak tamamlayanların insan olarak reenkarne olduklarına inanılırmış.
Önce Enzo'nun öleceğini izliyoruz flashforward olarak. Sonra da tanıştıkları ana dönüyoruz. Denny bir motorsporları pilotu ve hocası. İlk gecelerinde Enzo, gece Denny'yi uyandırıyor ve Denny de onu eğlendirmek için televizyondan Monaco pistindeki bir yarışı açıyor. Enzo'nun inanılmaz ilgisini çekiyor, Denny'de ona nasıl sürüldüğünü filan anlatıyor. Çok tatlı bir andı, inanılmaz hoşuma gitti. Sonra Denny tabi onu yarışlara götürüyor. Biz filmi Enzo'nun anlatımıyla izliyoruz, onun duygularını duyuyoruz yani. Denny'nin evinin yuvası olduğunu ama gerçekte o pistlere ait olduğunu düşünüyor.
Sonra Denny, Eve adında bir kadınla tanışıyor ve evleniyorlar. Enzo biraz bu kadını kıskanıyor. Fakat yine de bir aile oluyorlar. Sonra da bir çocukları oluyor. Eve hamile kalınca Enzo ona karşı daha sıcak hissetmeye başladı.
24 saat Daytona yarışı haberi alan Denny çok seviniyor tabiki. Formula'da yer bulmak isteyen her pilot ve Formula'dan umudu kesmiş her pilot için bu yarış bir avantajdır. Yani her pilot için. Bu yıl (2026) , iki türk pilotumuz (Ayhancan Güven ve Saşih Yoluç) da bu yarışa katıacak mesela. Bu yarış doğuma çok yakın olmasına rağmen Eve hiçbir şekilde yoluna taş koymuyor hatta inanılmaz destekliyor. Fakat Denny'nin korktuğu gibi tam da yarış günü Eve doğum yapıyor. Tatlı bir kızları oluyor. Adını da Zoe koyuyorlar. Enzo orada gerçekten aşık oluyor. Yarışı da Denny sürerken önde götürüyorlar fakat sonrasında sürücü değişiminde başka bir çocuk duvara tosluyor. Kaybediyorlar.
Gün geçtikçe Zoe büyüyor, birbirlerini seven bir aile oluyorlar. Fakat sonra Eve hastalanıyor. Bir gün çok kötü oluyor ve Zoe'yi de alış annesine gidiyor. Denny'de birkaç gün evde olmayacağı bir yarışa gidiyor. Enzo evde tek günler geçirmek zorunda kalıyor. Yiyecek, su ve tuvaletini yapma sıkıntılarıyla dolu günler. Sonra da halüsinasyonlar görerek Zoe'nin hiç sevmediği zebrasını parçalıyor. Tabi yanında diğer hayvanları da. En sonunda Denny döndüğünde ve sonra da Zoe ile Eve döndüğünde bu görüntüyle karşılıyorlar. Denny çok kızıyor ve hatta aptal köpek bile diyor. Aşırı üzüldüm orada ya. Allahtan Denny de çok üzülüp özür diliyor sonrasında.
Fakat işler daha da kötüleşiyor. Denny tam bir F1 takımında yer bulmuşken, Eve kanser oluyor. Günlerce hastanede kalıyor ve iyileşemeyeceğini düşünerek kızıyla son günlerini geçirebilsin diye taburcu ediyorlar. Sonunda da beklenen gün geliyor. Eve ölüyor ve cidden kalbim dayanmıyor artık şu filme.
Biter mi? Bitmiyor tabiki. Eve'in annesiyle babası, Zoe'nin velayetini almak için her şeyi yapıyor. Denny kızından 90 gün ayrı kalmak zorunda kalıyor. Karısını daha yeni kaybettikten sonra bir sürü saçma sapan şey yaşanıyor ve burada Denny'nin gücü gerçekten şok ediciydi. Yaşadıklarının azıcığını bile yaşasam kesinlikle dayanamazdım. Sonrasında kızının velayetini bir şekilde alıyor. Ferrari'de bir adam Maranello pisti için ona test driver işi teklif ediyor. Her şey bittiğinde, Denny, Zoe ve Enzo İtalya'ya, Ferrari'ye katılmak için yola çıkıyor. Başta aslında çok da etkilemeyen Enzo'nun ölümr yaklaşma anı, filmin sonunda inanılmaz koyuyor. Denny, Enzo için son kez bir şey yapmak istiyor ve o çok sevdiği yarış pistlerinde, onu arabayla gezdiriyor.
Tam sekiz yıl sonra, yine İtalya'da sarışın bir çocuk görüyoruz. Zoe, Enzo adındaki bu çocuğu babasının yanına getiriyor çünkü bu çocuk Ferrari'nin şampiyon pilotu Denny'nin fanı. Enzo, go kartcı 8 yaşındaki bir çocuk ve tahmin edebilirz ki doğuştan bir yarışçı.
"Oğlunuz bana eski bir dostumu hatırlattı."
Bu filmi daha çok yarış izleyeceğimizi düşünerek açmıştım. İzleyemedik ama inanılmaz beğendim yine de. Denny'nin gücü, Enzo'nun hepsine karşı olan sevgisi... Ayrıca Enzo'nun bakışından izlemek çok ama çok etkiliydi kesinlikle.
"Hiçbir yarış ilk virajda kazanılmamıştır ama pek çoğu kaybedilmiştir."
✔️10/10
'23.01.26
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 4 } Gerçek olaylarsan esinlenştir yazısıyla başlayan yeni bir Netflix filmi. Mükemmel bir oyuncu kadrosu var, bu yüzden herkesin benim gibi atladığına eminim. Film de oyuncu kadrosu kadar…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 4 }
Gerçek olaylarsan esinlenştir yazısıyla başlayan yeni bir Netflix filmi. Mükemmel bir oyuncu kadrosu var, bu yüzden herkesin benim gibi atladığına eminim. Film de oyuncu kadrosu kadar kaliteli mi göreceğiz.
Captain Jackie Velez adındaki bir polisin öldürülmesini izliyoruz öncelikle, fakat bundan önce gerçekten gizli bir iş karıştırdığını hissesiyorsunuz. Bir kızla telefonda konuşuyor ve sadece bana güvenebilirsin tarzı şeyler söylüyor.
Dane karakterini canlandıran isim Matt Damon. Bu yüzden filme heyecanla başladım. TNT (Taktiksel Narkotik Timi) ekibinden fakat Jackie olaylarından dolayı FBI bu ekibin dağılmasını istiyor. Dedektif Mike Ro karakterini canlandıran isim ise Steven Yeun yani TWD'in Glenn'i. Dedektif Numa Baptiste, Jackie'nin yakın arkadaşı. JD Byrne rolünde Ben Affleck var ve onun da Jackie ile bir ilişkisi var. Bir de dedektif Lola var. Kendisinin bir de FBI'da kanlı bıçaklı olduğu bir erkek kardeşi var. Bir de bu ekibin para kokusunu alan bir köpekleri var.
Bu ekip, bir ihbar üzerine Desi adındaki bir kadının evine gidiyor. Evin aksine tertemiz bir tavan arası buluyorlar. Duvarda ise gizli bir kapak. Burada da bilmediğimiz miktarda fakat çok olan bir para. Para böyle bir durumda tamamen güvensizlik demek, Dane bu yüzden hepsinin telefonlarını topluyor. Sonrasında bir telefon, kısaca parayı al ve git deniyor. 30 dakika içinde çıkmazsanız birileri ölecek. Fakat adam 150bin olduğunu söylerken Dane'in 300bin için ihbar alındığını söylemesine JD şüpheleniyor. Herkes birbirinden şüphelenmeye başlıyor. JD ihbarı görmek istediğindeyse Dane onda olmadığını söylüyor ve gerçekten birbirlerine hiç güvenmemeye başlıyorlar.
Sonrasında JD telefonda DEA ekibinden Matty adında biriyle konuşuyor. Matty ona, Dave eğer Jackie'nin o bastıkları evde çalıştığını öğrendiyse para için kadını öldürmüş olabilir mi senaryosunu anlatıyor. Dane'in evliliği bitmiş, çocuğu ölmüş ve şu an mental açısan toplarlanma sürecindeymiş. Bu şekilde JD'nin her şeyden şüphelenmesini sağlıyor. Fakat bu sırada da Dave diğerlerine gidip herkesin aklında bu parayı bölüşmek var diyerek bunu teklif ediyor. Ama sonrasında binbaşını arayıp ihbarı söylüyor. İnanılmaz kafa karıştırıcı. Gerçekten gerim gerim geriliyorsunuz. Fakat sonrasında Mike telsizinden birine zulayı çalacaklar, hemen harekete geçmeliyiz diye bir mesaj gönderiyor. Bu sırada mors kodu ile mesaj gönderen karşıdaki eve bakmaya giden JD'ye Matty'den hiç ihbar gelmemiş mesajı geliyor. Dave bu konuda yalan söylüyor ama gerçekten suçlu o mu emin değilim. 30 dakika sonra da gerçekten kurşuna diziliyorlar. Mike ve Dave onları vuranların peşine düşüyor fakat yaklayamıyorlar. JD ise kartelden bir adamla geliyor. Onlara kartelin onlara ateş açanlarka alakası olmadığı, zaten Captain Jackie'nin onlara çok iş çıkardığını ve daha fazla iş istemediklerini söylüyor. Bizimkilerin kafası iyice karışıyor. Fakat işin sonunda kartel parayı almadan çekip gitmiş oluyor. Bu da paranın ortada kaldığını gösteriyor. Ayrıca kartel Jackie kendi ekibi tarafından öldürüldü de demiş. Herkes birbirine daha da düşman kesilsin diye bombalar patlıyor anlayacağınız. Fakat Desi'nin ikide bir Mike için tek güvenilir sensin diyip durması da inanılmaz işkillendirici. İlk başta Jackie ile telefonda konuşan da bence Desiydi ve ona da aynılarını diyip duruyordu. Zaten Desi Dave' duyup Mike'a yetiştirdiğinde,Dave'in planı da tam olarak buymuş. Bu tahmin edilebilirdi. Dave aslında eve gitmeden önce herkese miktarı farklı söylemiş. Lolo'ya 75k, Mike'a 150k, Numa'ya 250k, JD'ye 300k. Bilin bakalım telefonda söylenen rakamla Dave'in kime söylediği rakam tam uyuşuyor. BINGO. Mike.
Aslında Dave, baştan beri Jackie'nin öldüğü gece kullan at telefondan gelen bu evde bir zula olduğunun mesajına dayanarak ilerliyor. Jackie'nin öldürüldüğünü biliyorlar ve bunu çözmek istiyorlar. Dave by mesajın Jackie'den geldiğini anlayınca bunun için bir senaryo kuruyor. Hepsine başka bir miktar söylemesi de bu yüzden. Herkese tek tek yalan söylüyor, herkesin parayı çalacağını düşünmesini sağlamaya çalışıyor. İnanılmaz bir yalancı olduğundan yakın arkadaşı JD bile inanıyor. Ta ki o telefon konuşmasına kadar... Mike'ın Jackie'yi öldüren ekiple ilişkisi olduğunu anlıyor. Devam ettiriyor çünkü asıl ekibe ulaşmaya çalışıyor. Mike'ın telsizle ulaştığı kişileri bulmaya çalışıyor. Matty'ye. Evi arayanın da ateş açanın da Matty olduğunu anlıyorlar. Jackie'yi öldürenin Matty, yanındakinin de Mike olduğunu görüyoruz.
Kimse birbirine güvenmezken, bizim de kimseye güvenmememizi sağlıyor film. Gerçekten ne olacağını anlayamıyorsunuz ve tahmin edemiyorsunuz. Sadece hiçbirine güvenmiyorsunuz. Son yarım saatte her şey çözülene kadar hiçbir şey anlamıyor ve güvenemiyorsunuz. Yukardı yazı izledikçe yazılmıştır. Sahnelerdeki tahminlerim bulunmaktadır bu yüzden bazıları yanlış. Yavaş yavaş bir dedektiflik oyununu çözdüğümü düşünerek okuyabilirsiniz.
✔️8/10
'22.01.26
Spoiler içeriyor
Formula 1 2025 sezonu yorumuna hoş geldiniz. 🎉 (Bu belgeselin değil direkt her yarışın yarış sonrası yazılmış ve ayrıca sezonun özel anlarının, haberlerinin olduğu bir özet postudur.) Ben burada çok karşılaşmadım fakat eğer benim gibi sıkı takipçiler varsa ortak ya…devamıFormula 1 2025 sezonu yorumuna hoş geldiniz. 🎉
(Bu belgeselin değil direkt her yarışın yarış sonrası yazılmış ve ayrıca sezonun özel anlarının, haberlerinin olduğu bir özet postudur.)
Ben burada çok karşılaşmadım fakat eğer benim gibi sıkı takipçiler varsa ortak ya da zıt tüm düşünceleriniz için sizleri yorumlara bekliyorum.
Öncelikle sezon başlamadan isteklerim şunlar;
-Mclaren constructor şampiyonluğu
-Lando Norris şampiyonluğu
-Bolca Hamilton&Leclerc çekişmesi
-Williams constructor beşincisi
-Şampiyonluk için Charles&Lando kapışması, Max'in olmadığı bir kapışma
-Bolca red flag, safety car (umarım zararsız)
Feb, 18 -> 2025 araba düzenleri için 'F1 75 Live' adında bir şov düzenlendi. Biz bu şova F1 Victoria Secret şovu diyoruz. En sevdiğim renk düzeni kesinlikle Alpine oldu. Dört büyük tam bir hayal kırıklığıydı. Ferrari'nin adını HP yapıcaklar herhalde bu gidişle. Mercedes'in grisinden nefret ettim. Mclaren, Redbull, Williams, Aston Martin tamamen aynıydı. Kick Sauber güzeldi, RB'yi ben herkesin aksine sevemedim. Çok beyaz geldi bana. Haas'ın 24 arabası daha güzeldi, en azından siyahı fazlaydı.
Feb, 26 -> Testlerin ilk gününde Lando lider.
Feb, 27 -> Testlerin ikinci gününde Carlos lider.
Feb, 28 -> Testlerin üçüncü gününde George lider.
Mar, 7 -> 11.takım Cadillac kesinleşti.
Mar, 15-17 -> AUSTRALIAN GP.
Qualide; Mclaren dominasyonu, Yuki ve Albon Ferrarilerin üstünde.
Yarışta; yağmurlu yarış, formation lap Hadjar kazası, lap1 Doohan kazası ve sonrası çıkan safety carda Sainz kazası, lap34 Alonso kazası, lap45 Piastri'nin çakıla girmesi ile her şeyin birbirine girmesi, lap47 Lawson kazası ve Bortoleto kazası, safety car ile pite giren Ferrarilerin bir anda 9-10 olması, last lap Norris&Max çekişmesi.
*Lan-Max-Rus-Alb-Ant-Str-Hul-Lec-Pia-Ham
*Günün driverı benim için Kimi.
Mar, 21-23 -> CHINESE GP.
Qualide; Oscar first pole, George 2, Norris 3
Yarışta; Aşırı sıkıcı bir yarış. Alonso'nun frenleri yandı ve retired. Oscar win, Norris 2, George 3. Ferrariler Hamilton öndeyken car swap yaptı.
Yarış sonrası; Ferrariler ve Gasly diskalifiye. Carlos'un Williams ile ilk puanı ve takımın Ferrari ile puanları şu an eşit.
Mar, 27 -> Yuki Redbull'a. Lawson RB'ye.
Apr, 4-6 -> JAPAN GP.
Qualide; mükemmel bir Max pole'ü.
Yarışta; aşırı saçma bir McLaren stratejisi. En sıkıcı yarış olabilir.
*Ver-Lan-Pia-Lec-Rus-Ant-Ham-Had-Alb
Apr, 11-13 -> BAHRAIN GP.
Qualide; bu sefer oscar şovu.
Yarışta; Aşırı garip bir yarış. Max'in iki piti de çok kötüydü. Charles ve Norris yarışı izledik ve Norris kazanarak 3.oldu. Oscar rahat bir şekilde birinci bitirdi. Sainz ilk onda başlamasına rağmen DNF oldu ve yine bir şekilde diğer yarışı için ceza yedi...(bu ceza sanırım sonradan iptal edildi)
Apr, 18-20 -> SAUDI ARABIAN GP.
Qualide; Hamilton neredeyse Q2'de eleniyordu ve Norris Q3'de bariyerlerde kalarak P10 oluyor. Sainz bir Williams ile yine Hamilton'ın önünde. Pole Max'de.
Yarışta; Yuki ve Gasly ilk turda çarpışıp DNF oldu. Max ilk virajda pist sınırını aşıp avantaj kazandığı gerekçesiyle 5 saniye ceza yedi. Ferrari'nin ilk podiumu. Oscar win ve şampiyonluk sıralamasında birinci oluyor.
*Osc-Ver-Lec-Nor-Rus-Ant-Ham-Sai-Alb-Had
May 2-4 -> MIAMI GP.
(şu ana kadar en zevk aldığım haftaydı)
Sprint'de; Charles daha yarış başlamadan gride giderken kaza yaptı ve sprinte katılmadı. Kimi ilk pole pozisyonunu ilk virajda -3 ile kaybetti. Herkes wet tire ile çıktığından yarış ortasında hepsi pite girdi ve yerler baya değişti. Pitte Kimi ve Max çarpıştı. Max unsafe çıkıştan dolayı -10 sec yedi. Bu sırada Sainz lasti patlattı ve hemen sonrasında Lawson Alonso'yu DNF etti. Safety car çıktı ve geç pit sayesinde Norris Oscar'ı geçti. *Nor-Osc-Ham-Alb-Rus-Str-Law-Bea
Qualide; Hamilton Q2'de elendi. Williamslar Ferrarilerin önünde. Max pole, Lando 2 ve Kimi 3.oldu.
Yarışta; Mükemmel bir Max, Lando, Oscar yarışı izledik fakat pitten sonra her şey normal sürdü. Virtual safety carlar ile 4 rookie dnf oldu. Max polede başladığı yarışta podiuma çıkamadı.
*Pia-Nor-Rus-Ver-Alb-Ant-Lec-Ham-Sai-Tsu
May, 7 -> Colapinto 🔁 Doohan
May, 16-18 -> EMILIA-ROMAGNA GP.
Qualide pole Oscar'ın. Yuki taklalı kötü bir kaza geçiriyor. Colapinto ilk gününde kaza yapıyor. Ferrariler Q2'de eleniyor.
Yarışta; İlk virajda Max Oscar'ı geçiyor. İlk Ocon virtual safety car çıkarıyor sonra da Kimi safety car çıkarıyor. Çoğu takım tek pilotuna erken piti denerken diğerine geç piti deniyor. Geç pit genel olarak daha çok işe yarıyor çünkü 2 safety car çıktı yarışta. Ferrariler stratejilerinden dolayı 4-6 olarak bitiriyor.
*Max-Osc-Nor-Ham-Alb-Lec-Rus-Sai-Had-Tsu
Apr, 23-25 -> MONACO GP.
Qualide Lando pole alıyor.
Yarış aşırı sıkıcıydı her zamanki gibi. Herkes yine olduğu yerde bitirdi. İki pit stop zorunluluğu gelmesine rağmen hiçbir şey değişmedi. Williams F1 tarihinin en başarılı stratejilerinden biri gerçekleştirdi. İki pilotuna da yer kaybettirmeden birbirlerini korutarak ikişer pit stop yaptırdı. İki pilotu da böylecw puan aldı.
May, 30 - June,1 -> SPAIN GP.
*Pia-Nor-Lec
June,13-15 -> CANADA GP.
*Rus-Ver-Ant
June,27-29 -> AUSTRIA GP.
*Nor-Pia-Lec
July,4-6 -> SILVERSTONE GP.
Yarış öncesi yağmur yağdığı için herkes wet lastiklerle başladı ama yarış başlarken yağmadığı için Mercedesler, Leclerc, Hadjar, Bearman ve Bortoleto formation lap bitişi yerlerinden feragat edip pite girdiler ve lastik değiştirdiler. Sıralama çok değişti yani. İlk 4 tur Bortoleto, Lawson ve Colapinto DNF oluyor. Fena bir yağmurla birkaç tür safety car'ın sonrasında 19.turda Hadjar DNF ve yine safety car. Max spin atıp gerilere düştü. Oscar'a 10 sec penalty. Kimi DNF oldu ne ara anlamadım hiç. Haaslar çarpışıyor. Hulkenberg kariyerinde ilk defa podiuma çıkıyor.
*Nor-Pia-Hul-Ham-Ver-Gas-Str-Alb-Alo-Rus
July, 9 -> Christian Horner Redbull'dan KOVULDU!
July, 25-27 -> SPA GP.
Sprint haftası fakar aşırı sıkıcı geçti. Yağmurdan dolayı 1 saat ertelendi. Sanki üç yaşında bebekler araba sürecek gibi pistin tamamen kuruması beklendi. Sanki 100 tur sürecekler gibi 44 turun 4 turu safety car arkasında geçti ve sonra normal start olmadan yarışa başlandı. Norris pole'ü Oscar'a kaptırdı. Yarış başladığı gibi saçma sapan bitti. En önemli pistlerden birine hiç yakışmayacak bir haftaydı yani.
Aug, 1-3 -> HUNGARIAN GP.
Aug, 26-> 11. takım Cadillac, Perez'i ve Bottas'ı açıkladı.
Aug, 29-31 -> NETHERLANDS GP.
Baya olaylıymış ama ben izlemedim. Leclerc ve Norris dnf olmuş. Hadjar ilk podiumuna çıktı.
Sep, 5-7 -> MONZA GP.
Practiceler tam tifosilerin heyecanlanacağı gibiydi. Carlos bile vardı ama aşırı sıkıcı bir yarıştı. Nico daha formation lap sonrası retire ve Alonso yarıda dnf oldu.
Son 3 ayı neden yazmadığım hakkında bir fikrim yok. Sezon sonlarında en son yarışa kadar hala 3 driver şampiyon olabilecek konumdaydı. Oscar, Max ve Lando arasından son yarışta Lando şampiyon olarak bitirdi. İlk şampiyonluğunu kazandı ve mükemmel bir yarış yılı oldu. İzleme zevki gerçekten en üst noktalardaydı diyebilirim.
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 3 } #129 New York, 1962. Sonrasında Pittsburgh, Ohio, Indiana, Iowa, Kentucky, North Caroline, Arkansas, Louisiana, Mississippi, hapis, Alabama. Bu 2 aylık yolda geçen bir serüven. Gerçek bir…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 3 }
#129
New York, 1962.
Sonrasında Pittsburgh, Ohio, Indiana, Iowa, Kentucky, North Caroline, Arkansas, Louisiana, Mississippi, hapis, Alabama. Bu 2 aylık yolda geçen bir serüven. Gerçek bir hayat hikayesi.
Bu yılın ırkçılığından bahsetmem bile gerekmiyor bence. Eve gelen tamirciler siyahi diye dokundukları bardakları çöpe aran başrolümüz Tony Lip. Bu adamın eşi ve 2 erkek çocuğu var. Irkçı olduğu kadar agrasif ama eğlenceki hareketleri var. Gecesinde kulüpte adam dövüp sabahında sosisli yemeye iddiaya giriyor mesela. Garip biri. Bir gün bir iş geliyor. Bir doktora şoförlük yapmasını istiyor patronu. Tony de basit iş diye kabul ediyor. Fakat bu ırkçı adamın karşısına bir siyahi çıkıyor. Film bence burada başlıyor.
Doktor diye gittiği adam sanatçı çıkıyor ve konserleri için turne yapıyor. Bunun için de bir şoföre ihtiyaç duyuyor. 8 haftalık bir süreden bahsediyoruz. Irkçı ve çocukları olan bir adam, siyahi bir adamın şoförlüğünü yapacak. Dünyanın ennn saçma olayı ve mükemmel bir senaryo. Gerçek bir hikaye olduğunu da unutmamak lazım.
Doktor Donald, kendine sadece bir şoför değil de aslında bir kişisel asistan arıyor. Çamaşırlarını yıkayıp ayakkabılarını boyamaya kadar her şeyini yapacak bir adam. Tony'nin sorunları halletme yeteneği aslında onları buluşturan şeymiş. Fakat Tony de bir hizmetçi olmadığını, şoförlüğünü yapabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini ama çamaşır filan yıkamayacağını söylüyor. Bu ikili bir şekilde anlaşıyor ve yola koyuluyor. Birbirlerini daha iyi tanımaya başlıyorlar tabiki bu yolculukta. Doktor hep Tony'yi azarlasa ve uyarsa da Tony onun piyano çalmasından sonra bence daha da saygı duymaya başladı. Hem saygı hem de sevgisinin arttığını yavaş yavaş görmek mümkün. Doktor sadece Stainway piyano çalmak istediği için Tony'nin her noktada ikna ediciliğini kullanması çok hoştu mesela. Görevli adama resmen osmanlı tokadını yapıştırdığı sahnede baya güldüm. Tony'nin her gittiği yerden karısına mektup yazması da inanılmaz tatlıydı mesela. Doktorun ise para konusunda hem Tony'ye yardım edebileceğini ve bir şey isterse çekinmeden alabileceğini söylemesi çok hoştu. Tony hep doktorun çok üzgün olduğunu ve bu yüzden çok içtiğini düşünüyor. Fakat iyi anlaştıklarını da hissediyor. Tony'nin doktoru biraz duvarlarının dışına çıkardığını da yavaştan görmeye başlıyoruz. Mesela araba kızarmış tavuk yedikleri sahne baya komikti. Kemikleri camdan dışarı fırlattılar, gülüştüler filan. Sonra Tony gaza gelip karton bardağını da fırlattığı an doktorun o bardağı geri aldıracağını anlamıştıım. İnanılmaz güldüm çok iyi sahneydi. Fakat o sahneden sonra, doktor bir barda içki içmek istediğinde beyazların onu hırpalaması gerçekten aşırı sinirimi bozdu. Tony yine yetişti tabiki ama bu ırkçılığa deli oldum ve bizim baştaki ırkçı Tony'nin ds olduğunu gördük. Karakter gelişimi işte budur. Sonrasında doktor bir adamla basıldığında yine Tony'nin onu kurtarması yine onun gelişimini gösterirken; doktorun sadece kendini, para kazanmayı düşünüyorsun diye ona kızması çok nankörceydi. Tony kesinlikle bunu hak etmemişti. Fakat dostlukları açısından kesinlikle bir milestone'du. Bundan sonra doktor Tony'yi kaybetmek istemediğini net bir şekilde gösterdi ve Tony de onu bırakmayacağını belli etti. Bir hapse girip çıkma da yaşandı tabi arada. Polislerin günümüzde bile bitmeyen siyahi
nefretleri... Ve en son gerçekten yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiler. Son Noel konseri için Alabama'ya vardılar. Doktora iğrenç bir soyunma odası verdiler, depodan hallice. Ses çıkarmadılar. Fakat sonrasında bir de yemek yemek için yemek odasına alınmadığında ve bunun bir gelenek olduğunu söyleyip durduklarında ipler koptu. Yarım saat sonra sahneye çıkaracakları onur konuğunu, siyahi diye yemek salonundan içeri almamaları artık gerçekten kabul edilebilir bir şey değildi. Sonunda doktor de kabul etmedi. Kendini bir kere daha ezdirmedi. Bu noktada da Tony'ye sormayı seçti. Çalmamı istersen çalarım dedi ve Tony orada işte tam bekleyeceğimiz şeyi yaptı. Beraber kalkıp gittiler. Orkestradaki bir adam, Tony'ye şunları söylemişti: Deha, insanların kalplerini değiştirmek için yeterli değildirdir, cesaret de gerekir. İŞTE TAM BUNU İZLEDİK. İNANILMAZDI...
Resmen kaderin yavaş yavaş ağlarını örüşü diyebiliriz. Mükemmel bir dostluğun gerçek bir uyumsuzlukla başlaması bu izlediğimiz aslında. Hiç uyumlu olmayan bir ikilinin hikayesini izliyorsunuz. Dünyanın en garip ikilisi. Para sıkıntısı çeken, haldır huldur, şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir İtalyan ve sakin, sanatçı ruhlu ve parası bol bir siyahi. İnanılmaz bir ikili olduğunu kabul edelim. Biri parasız da eğlenmeyi ve hayatın tadını çıkarmayı bilirken diğeri sanki sadece işini yapıp sonrasında her gece viskisini içmek zorunda kalacağı içsel sıkıntılara sahip. Biri sokak çocuğu gibi davranıp, kendine has aksanıyla konuşurken diğeri sosyetetenin kabul ettiği, tanıdığı ve sevdiği biri gibi. Biri gerçekten aşırı sağlıksız beslenen, ne bulduysa yiyen bir adam diğeri ise hayatında hiç kızarmış tavuk yemeyecek kadar sınırları olan bir adam. Bir tarafta ailesi ve sevdikleri olan, sevilen bir adam ve diğer tarafta sadece seyircisiyle piyanosu olan yalnız bir adam. Bu iki adamın bu hale gelebileceğine kim inanırdı...
"Ben sokaklarda yaşıyorum. Sen tahtta oturuyorsun. O yüzden benim dünyam seninkinden çok daha siyah."
Mükemmel bir film. İnanılmaz bir ikili.
✔️10/10
'21.01.26
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 2 } #9 Film üç farklı akıştan ve farklı karakterlerden oluşuyor. Kısaca Mia ve Vincent, Butch, Honey Bunny ve Pumpkin olarak üçe ayrıldığını söyleyebiliriz. Her bir hikaye farklı…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 2 }
#9
Film üç farklı akıştan ve farklı karakterlerden oluşuyor. Kısaca Mia ve Vincent, Butch, Honey Bunny ve Pumpkin olarak üçe ayrıldığını söyleyebiliriz. Her bir hikaye farklı gözükse de sonunda yolları kesişiyor ve biz de adım adım bunu izliyoruz.
İlk başta birbirlerine Honey Bunny ve Pumpkin diye seslenen sevgilileri izliyoruz. Bunlar soyguncular. Bir restoranda otururken bir anda hadi burayı da soyalım diyorlar. Değişik bir başlangıçtı.
Sonrasınd Marsellus Wallace için çalışan Vincent ve Jules'u izliyoruz bir süre. İkisinin adam öldürmelerini, uyuşturucu almalarını vs izledikten sonra, Mia Wallace'ı görüyoruz.Vincent ve Mia garip bir mekana gidiyor, bir araba içinde yemek yedikten sonra değişik sohbetler ediyorlar. Bir de dans yarışmasına katılıyorlar. Sonrasında işi gereği Vincent, Mia'yı eve bırakıyor ama hep dans ediyorlar, hem sarhoşlar. İşin nereye bağlanacağını onlar dahil herkes biliyor bence. Ama sonra film beni şok etmeyi başarıyor. Vincent'ın aldığı uyuşturucuyu deneyen Mia buradan burnundan kanlar, ağzından köpükler gelerek bayılıyor. Aşırı dozdan ölüm noktasına geliyor yani. Vincent da panikleyip uyuşturucu aldığı Lance'e gidiyor. Beraber kalbin yerini bile bulamayan bir grup, kıza adrenalin iğnesi yapıyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi eve dönüyorlar.
Bundan sonra da bir süre dövüşçü Butch'ı izliyoruz. Wallace ve adamları onu yakalamaya çalışıyor. Butch'ın bir sevgilisi ve babasından kalan takıntılı olduğu bir saati var. Kaçmak varken saatinin peşine düşüyor. Evine gidiyor ve bir bakıyor tezgahta bir silah. Bizim salak Vincent onu yakalamak için evine gitmiş ama doğru düzgün beklemek yerine silahsız tuvalete girmiş. Butch da fırsat bulmuşken öldürüyor tabi bizim gerizekalıyı.
En sonununda da bizim soyguncuların restoranında Jules ve Vincent'ın ilk sahnelerinden sonra yemek yediğini görüyoruz. Sonrasında ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Vincent yibe tuvalette tabi o sırada... Jules ile atışıyorlar. Filmde ilk defa birileri ölmeden sonuçlanan bir sahne oluyor diyebiliriz burada.
Yapımcıların filmlerini tek tek izleme olayı bazen çok cazip geliyor. Böyle bir şeye karar verdiğim durumda biri kesinlikle Tarantino olur. Filmlerini çok sevdiğimden değil, inanılmaz kendine has olduğundan. Her filmde ondan bir şey görmek gerçekten hoş olabilir. Ama bunun için bir araştırma ve araya film almadan sadece onun yapımlarını izlemek gerekiyor. Cesaret edebildiğim gün burada kesinlikle yorum paylaşacağım.
✔️7/10
'20.01.26
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 } #22 Clarice Starling adında, FBI eğitiminin gözde öğrencilerinden biri bir gün yanında çalışmak istediği hocası Jack Crawford tarafından bir göreve yollanıyor. Bu görev, Dr. Hannibal Lecter…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 }
#22
Clarice Starling adında, FBI eğitiminin gözde öğrencilerinden biri bir gün yanında çalışmak istediği hocası Jack Crawford tarafından bir göreve yollanıyor. Bu görev, Dr. Hannibal Lecter adında psikiyatri hastasıyla ropörtaj yapmak. Bu adam yamyam olarak biliniyor ve kimseyle konuşmuyor. Belki Starling'in onu konuşturabileceği ve bir şeyler öğrenebileceği umuluyor. Ortada bir de Buffalo Bill diye bir adam var. Aslında bu adamla ilgisi olup olmadığı da öğrenilmeye çalışılıyor.
Bu inanılmaz zeki ve inanılmaz psikopat adamın, ilk görüşmelerinden sonra Starling'e bir nebze de olsa yakınlık hissettiğini görüyoruz. Onunla uğraşan yan koğuşundaki bir adamı konuşarak öldürdüğü haberi geliyor. Starling'e gidecekken bir isim veriyor: Mofet. Ayrıca cümlesinde "Your Self" kısmı Starling'e garip geldiğinden Mofet hakkından hiçbir bilgi bulamayınca Your Self olarak araştırma yapıyor ve bu adla bir depo buluyor. Oraya gidiyor. Bu depoda 31. birimin on yıllığına Bayan Hester Mofet adına kiralandığını görüyor. Oraya giriyor. İçerisi curcuna. Sonrasında bunun bir anagram olduğunu çözebiliyor Starling. "The Rest Of Me"
Depoda kavanozun içinde bir kafa bulmuştu ve onun gerçek adının Benjamin Respail olduğunu, eski bir hastasına ait olduğunu söylüyor. Bunun da acemi bir katilin dönüşümğ olduğunu söylüyor. Kendisinin öldürmediğini, başkasının yaptığını ima ediyor ve burada aslında ipler başta aradığımız adama; Buffalo Bill'e bağlanıyor. "Bizim küçük Billy başka kadın kurbanlar aramaya başlamıştır." diyerek gerçekten tanıdığını da göstermiş oluyor. Bu adamın kurbanlarını 3 gün canlı tuttuğu, öldürmeden hiçbir fiziksel işkence yapmadığını biliyoruz. Öldürdükten sonra ise derilerini yüzüyor ve her seferinde farklı bir nehire atıyor. Sonrasında da gerçekten bir Buffalo Bill cinayeti izliyoruz. Kızın ağzından bir kelebek kozası çıkıyor ve bu kelebeklerin sadece Asya'da bulunduğunu yani birinin bunları evinde beslediğini anlıyoruz. Bu türün anlamı 'değişim' demekmiş. Billy de böyle bir değişim istiyormuş. Starling bu kavazondaki kafayı bulduktan sonra travesti olduğunu düşünmüştü. Bu sefer de böyle bir noktaya ayak basıyor. Travestiler ve şiddetin literatürde beraber geçmediği, genelde daha pasif olduklarını söylüyor. Sonrasında ise Dr. Lecter, Billy'nin gerçek bir travesti olmadığını ama öyle olduğunu sandığını söylüyor. Öyle olmaya çalışan, cinsiyet değiştirmek isteyen biri. Billy'nin böyle doğmadığını, yaşadıklarının onu bu hale getirdiğini de ekliyor.
Buffalo Bill, gerçek adıyla Louis Friend. Dr. Lecter ile hastası Benjanin Raspail aracılığıyla tanışıyor. İkisi sevgiliymiş. Bir travestiyi öldürdüğü ve derisini yüzdüğü için Benjamin, Louis'den korkmaya başlamış. Son kaçırılan Catherine, senatörün kızı olduğu için aslında Lecter'ın önüne böyle anlaşmalar çıkarıyorlar. Kızın ölmemesi için, psikopata biraz daha imkan sağlayabilirler yani. Bir pencere, bir adada ayda bir gün dolaşabilmek gibi imkanlar. Bunları Clarice'in bilgi almak için uydurduğunu Lecter'a söylediklerinde o da Billy hakkında bir şeyler uydurmaya başlamış anlaşılan. Mesela Louis Friend gibi; Iron Sulfate anagramı.
Aslında Lecter, diğerlerine yanlış bilgi verirken doğru bilgileri gizlice sadece Starling'e veriyor. Mesela imrenmek, aslında Billy'nin cinayetlerinin bir düzenle olması gibi minik ipuçları. Sonrasında Starling şunları fark ediyor; adam hep kilolu kadınları seçiyor ki derilerini kolayca alabilsin ve bunlardan kendine kadın kıyafetleri yapabilsin, onları 3 gün bu yüzden bekliyor ki aç kalıp zayıflasınlar, iyi bir terzi. Starling bunları çözerken Crawfold adamı bulduklarını ve adının Jamie Gumb ve diğer adıyla John Grant olduğunu söylüyorlar. Biliyoruz ki buldukları doğru kişi değil. Fakat Starling eski cinayetlerini araştırırken adamı gerçekten buluyor. İkisi baş başayken adamın o olduğunu anlıyor. İnanılmaz gerici anlardı gerçekten. Ama Starling o kadar şeye rağmen, adamı öldürmeyi başarıyor. Kalbime indi inanılmaz bir sahneydi.
Film başında Crawfold'un özellikle kendi hayatında hakkında hiçbir şey anlatma, kafanın içine girmesini istemezsin cümlesini ben unutamadım ve bu beni her konuşmalarında gerdi. Kendisinin pencereli bir koğuşa geçmesi anlaşması sırasında babasının öldüğünü anlattı. Bu kesin kötü sonuçlanacak diye düşünmeden edemedim. Onlar gerçekten birkaç görüşmeyle birbirlerini tanımaya başladılar, birbirleri hakkınsa bir şeyler öğrenmeye ve bir şeyler anlamaya başladılar.
Film boyunca Starling çok zeki gibi hissetsem de arkada hep Lecter daha zeki diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bir yandan Buffalo Bill cinayetleri çözülmeye çalışıyor ve bir yandan da konunun Lecter ile bağlantısını anlamaya uğraşıyorsunuz. Başrolümüzün doksanlarsa kadın bir FBI ajan adayı olması tabiki filmi güzel bir noktaya çekiyor. Her inceleme yerinde çok garip bir şey görmüşler gibi herkes ona bakıyor ve herkes yürüme çabasında. Kadın bir ajan olmanın zorluğunu gösteriyor film bize.
Fena bir filmdi. Bu kadar geç izlediğim için baya pişmanım. Hiç beklediğim gibi bir şey çıkmadı diyebilirim. Önyargılıydım, gerek yokmuş. Basit bir korku filmi olur sanmıştım. İnanılmaz bir yapımdı.
✔️10/10
'19.01.26
Spoiler içeriyor
2026'nın ilk filmini izleyelim o zaman. Geçen yıl gerçekten çok az film izledim ve bu yıllardır en kötü sayı oldu benim için. Bu yıl biraz daha film izlemeye özen göstermek hedeflerimden biri diyebilirim. Çerezlik filmler tabiki olacak ama IMDB250 listeme…devamı2026'nın ilk filmini izleyelim o zaman. Geçen yıl gerçekten çok az film izledim ve bu yıllardır en kötü sayı oldu benim için. Bu yıl biraz daha film izlemeye özen göstermek hedeflerimden biri diyebilirim. Çerezlik filmler tabiki olacak ama IMDB250 listeme de geri dönsem çok içime sinen bir yıl olabilir.
Bu dizinin bir sahnesini instagramda gördüm ve hoşuma gitti. Bir hareketin hayatı nasıl değiştirebileceğini anlatıyor gibi geldi ve konusuna bile bakmadan 2 gün sonra finallerim başlamasına rağmen açıp izlemeye başladım.
98 yapımı bir film, Gwyneth Paltrow inanılmaz genç, inanılmaz güzel. Eski filmler zaten bu dünyada en zevk aldığım şeyler o yüzden zevk alarak izlemeye başladığımı söyleyebilirim.
İlk sahnede başrolümüz Helen işinden kovuluyor ve apartopar çıktığı evine metro kullanarak geri dönüyor. Biz ise tam bu noktada, o metroya yetişen ve yetişemeyen iki Helen izliyoruz. (tam instagramda gördüğüm o sahne) Metroyu kaçırmak en fazla hayatınızın 10 dakikasını kaybettirir mesela. Fakat gerçekten kelebek etkisi denen şeye çok ama çok inanıyorum. Bunu izlemek inanılmaz olacak bence.
Birinci Helen, metroyu kaçıran Helen olsun. İkinci Helen ise kaçırmayan olsun. Bu şekilde yorumlayalım filmi.
Helen 1 metroyu kaçırdığı için mutsuz, taksi bulmak için çıkıyor ve bir de kapkaça uğrayıp kaşını filan yarıyor. Sonra hastaneye gidiyor. Hayatının çok kötü gittiğini düşünüyor büyük ihtimalle. Helen 2 ise o sırada metroda değişik adamlara uğraşıyor. James adındaki bir adam durmadan sohbet açmaya çalışarak onu rahatsız ediyor fakat fark ettirmeden de keyfini yerine getiriyor. Bunlar olurken Helen'in şu anki sevgilisi onu eski sevgilisiyle aldatıyor. Hangi Helen bunu görecek, hangisi yaşadıklarından dolayı eve yetişemeyecek diye bekliyorsunuz. Helen 2 adamı evde exiyle basarken, Helen 1 bu sahneyi kıl payıyla kaçırıyor. Helen 2, tek başına hem işten kovulmuş hem de aldatılmış şekilde bara gidip James ile karşılaşırken Helen 1 onu aldatan Gerry ile beraber aldatıldığını bilmeden ve James'e yabancı olarak aynı bara gidiyor. Helen 1 o günün sonrası garsonluk işi bulup çalışmaya başlarken Helen 2 ayrılık acısı çekerek evde oturuyor. Helen 1 bir süre sonra gerçekten hayatından zevk almamaya, başkaları tararından azarlanmaya ve ilişkisinde şüphelenip durmaya başlarken Helen 2 bir süre sonra James ile bağını güçlendirip kendi işini kuruyor. Sonrasında ikisinin de hayatları karışıyor. İki yolda da aldatan sevgili tıpış tıpış geri dönüyor. İkisinde de affedilmiyor. İkisinde de Helen hamile kalıyor. birinde Gerry'den birinde James'den ve ikisinde de kaza geçirip bebeği kaybediyor. Birinin sonunda James yanında kalırken, diğerinin sonunda yine Gerry şutlanıyor ve James ile tanışıyor.
Hayat bazen beklemediğimiz anda kötü şeyleri karşımıza yerimizden kalkıp harekete geçmemiz için çıkarıyor olabilir. Bu kötü şeyleri yaşamadığımız takdirde bir anda yaşayıp atlatabileceğimiz bir şeyin acısını yavaş ama uzun bir sürede çekmek zorunda kalabiliyoruz. Böyle olduğunda da o uzun sürede yapabileceğimiz çoğu şeyi yapamıyoruz. Hayat hangi noktada daha iyi bilemeyiz ama bir şekilde yaşıyoruz ve zamanı durduramıyoruz.
✔️6/10
'02.01.26
Spoiler içeriyor
Bir anda kdrama isteğim tuttu ve hemen ilk önerilene başladım. Yine küçük bir deniz kenarı kasabada, Jeju'da yaşayan bir aileyi görüyoruz. Aesoon ailenin en büyük kızı, babası ölmüş ve annesi başka bir adamla evlenmiş fakat bu adam iyi biri olsa…devamıBir anda kdrama isteğim tuttu ve hemen ilk önerilene başladım. Yine küçük bir deniz kenarı kasabada, Jeju'da yaşayan bir aileyi görüyoruz. Aesoon ailenin en büyük kızı, babası ölmüş ve annesi başka bir adamla evlenmiş fakat bu adam iyi biri olsa da işsiz, yan gelip yatan adamın teki. O yüzden annesi gece gündüz demeden dalarak para kazanmaya çalışıyor. Böyle kasabalarda para bu şekilde kazanılıyor. Sonrasında annesi akciğerleri artık iflas ettiği için ölüyor, kızına ölemden bu evi terk et, benim gibi hizmetçi olma, oku ve istediğin gibi şair ol dese de üvey babasının manipülasyonlarına gelen küçük kız, iki kardeşine bakmak için biraz daha, biraz daha derken liseye geçene kadar burada kalıyor. Ölmül annesinin üzerine üniversite parasını ödeyeceğine söz veriyor kalması için ama tabiki büyüdüğünde bu sözü tutmuyor ve başka bir kadınla da evlenince bizim kız ortada kalıyor.
"Jeju'da kadın olarak doğacağıma inek olsaydım..."
En güzel kısmı ise burada ona sahip çıkan bir çocuğun olması. İlk gördüğümüz yaşlarında da peşinde koşarken, beraber pazarda yan yana balık ve lahana satarlarken de kızın peşinden koşuyor. Çocuk için kız tam bir çocukluk aşkı yani. Kız şiir kitapları okurken çocuk hem onun lahanalarını pazarlıyor, hem kendi balıklarını satıyor. Bir yandan da ona hep en rahat oturağı vermesi inanılmaz tatlı ama kızda tık yok maalesef. Sonrasında aslında görüyoruz ki kız hep halinden çok utanarak büyümüş çünkü kız gerçekten çok fakir ve sonra da annesiz kalıyor. Bu yüzden hep üste çıkmaya çalışarak çocuğa kötü davranıyor fakat bu ikili bir noktada artık dayanamayıp birbirlerine kavuşuyor.
Bazı dizilerin kurgusu için ilk bölüm üzücü bir şey olabilir. Ama ben ilk defa her bölümde ağladığım bir dizi izliyorum sanırım. İkisinin hayatı beni o kadar üzüyor ki. İlk başta kızın annesini kaybetmesi klasik bir dram hikayesiydi. Ağlattı tabiki ama klasikti. Sonrasında kızın hizmetçi gibi 2 kardeşine bakmak zorunda kalışı, üvey annesi gelince evden kovuluşu, çocukla Busan'a kaçıp binbir türlü olay atlatışı, çocuğun ailesi tarafından hiç sevilmeyişi, çocuk hayallerinin peşinden gidebilsin diye ondan vazgeçmesi, kalacak tek bir yeri bile olmadığı için neredeyse zengin bir adamla evlenecek olması, bu yolda hayallerinden vazgeçmesi, sonra çocukla kavuşmaları ve bebeklerinin olması ama buna rağmen çocuğun ailesi tarafından nefret edilmesi...
Gwansik inanılmaz bir karakter. Çok küçükken kızın peşinde koşan ve annesi öldüğünde onun kadar ağlayan bir çocuktu, büyüdü ve kendi balıklarını satarken kızın da lahanalarını satmaya çalışan bir genç oldu, büyüdü ve kız kendisiyle evlensin diye her şeyden vazgeçti, büyüdü ve her yeri yara bere olana kadar eşi ve çocukları için çalışan bir adam oldu, büyüdü ve gerçekten para kazanmaya başladığında kıza ölen annesinin evini satın aldı. Büyüyüp durdu ama 7 yaşındayken de 17 yaşındayken de 27 yaşındayken de hep sevdiği kız için yaşadı. Onu üzen her şeyden vazgeçti ve onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
Her şey rayına oturdu, evleri ve tekneleri oldu derken bu sefer en küçük çocuklarını kaybediyorlar ve yine hayatları yıkılıyor. Burada mesela aşklarının sarsılacağına neredeyse emindim ama onlar o kadar güçlü ki. İnanılmazlar gerçekten.
Her bölüm her dakika ağlatıyor bu dizi beni. Kızın kaderine inanılmaz üzülüyorum ve bunun yanında birbirleri için vazgeçtikleri şeylere, yaptıkları fedakarlıklara deli gibi üzülüyorum. Gerçekten her zorluğa beraber katlanmaları ve birbirlerini inanılmaz derecede sevmeleri beni aşırı etkiliyor. Hayatımda hiç bu kadar hissettiğim ve bu kadra ağladığım bir senaryo olmamıştı herhalde. Uzun süredir böyle bir dizi izlememiştim.
✔️10/10
'16.09.25 ~ 24.09.25
Spoiler içeriyor
Bu filmi çok uzun süredir izlemek istiyorum ama hiç cesaret edemiyordum. Filmi bitirdim ve o kadar pişmanım ki... Filmde 20-30 yaş arasında bir bedene ama 2-3 yaşında bir beyine sahip Bella başrolümüz. Dr. Godwin adındaki manyak psikopat adam onu ölümünden…devamıBu filmi çok uzun süredir izlemek istiyorum ama hiç cesaret edemiyordum. Filmi bitirdim ve o kadar pişmanım ki...
Filmde 20-30 yaş arasında bir bedene ama 2-3 yaşında bir beyine sahip Bella başrolümüz. Dr. Godwin adındaki manyak psikopat adam onu ölümünden çok uzun zaman geçmemişken buluyor ve karnında yaşayan bir bebek olduğunu fark ediyor. Bunu kaderin ona bir hediyesi olarak görüp bebeğin beynini kadının vücuduna yerleştiriyor. Manyak olduğunu söylemiştim...Evin her yerinde kafası ve vücudu değiştirilmiş hayvanlar görüyoruz zaten o yüzden bu senaryoyu kadının hamile olduğunu gördüğümüz an anlıyoruz.
Bella'nın bir deneyden ibaret olduğunu söylediği sahnelere rağmen ona gösterdiği şefkat insanı baya şaşırtıyor açıkçası. Fakat bazen bu da mı deneyin bir parçası diye de düşündürtüyor insanı. Ama gerçekten manyak olmasının yanında bir baba gibi de hissediyor. Bunu özellikle Bella gittiğinde görüyoruz.
Annesinin bedeninde doğan bir bebekten bahsediyoruz. Film bir yandan da beden kavramının basitliğini gösteriyor. Sonrasında beden ve zihin yaşının uyuşmasının önemini de çok net bir şekilde izliyoruz. Olgunlaşmış bedenini 3 yaşındaki zihniyle keşfetmeye çalışması ciddi bir şok yaşatıyor ama böyle olay yaşansa aynen böyle olurdu da diyorsunuz.
İçkiyi, gezmeyi ve doğayı, zevk almayı, öpüşmeyi ve sevişmeyi keşfediyor. Duncan adındaki bir adamla Lizbon'a gidiyor. Lizbona gidince resmen bir görsel şölen izliyoruz. Renkler, yapılar, müzik ve dans... Biz de Bella ile bir keşife çıkıyoruz resmen.
Emma Stone ağzınızı açık bırakıyor. İnanamıyorsunuz. Bir insanın böyle aşırı zor, aşırı saçma ve aşırı uçlarda bir rolü bu kadar mükemmel oynaması inanılmaz. Duncan da Mark Ruffalo bu arada. Yani daha dün bambaşka bir filmini izledim. İnanılmaz bir oyuncu gerçekten her seferinde beni şok ediyor. Her şeyi inanılmaz oynuyor.
Dünyanın tüm iyilikleri ve kötülüklerini teker teker keşfettiğimiz bir yapım. Daha iyi ve hızlı anlayabilmemiz, keşfedebilmemiz için sıfır günlük bir beynin olgun bir bedene konulduğunu düşünün sadece. Çünkü olay buradaki bilimden, Bella'nın varoluşundan çok daha fazlası. Olayların yaşanışı zaten inanılmaz zekice kurgulanmış ama olayların bitişi daha da inanılmaz çünkü başka bir ülkeye gitmek için olayın zekice bitirilmesi lazım. Karakterin gelişimi inanılmaz etkileyici. Her şeyi doruklarda hisseden ve her şeyden zevk alan bir kızın nasıl da hiçbir şeyi hissetmeyen bir kadın dönüştüğünü görüyoruz. Büyüyor, hayatı kendi keşfediyor, bunu yaparken yanlışları ve doğruları görüyor. Sevmeyi, sevilmeyi ve sahteliği öğreniyor. Filmin sonu resmen adım adım işleniyor.
Ruh, beden, beyin, kader ve kan bağı. Hepsi bambaşka kelimeler ama hepsi o kadar aynı kelimeler ki bu filmde. Ve bir o kadar da farklı. Çok fazla sorguluyorsunuz. Sorgulanması gerekiyor, film size bunu sorgulatıyor.
Kamera açıları, renkler, mekanlar ve gerçekten eşsiz müziğiyle inanılmaz bir filmdi. Babylon beni aynı bu yönlerden etkileyen bir film olmuştu ve bu da konusunu bir kenara bırakıp izleme zevkinin sınırlarını zorlayan bir film oldu. Hem aşırı güldürüdü hem de aşırı etkiledi. Mükemmeldi.
✔️10/10
'2.9.25