Spoiler içeriyor
Birçok insanın hayatına dokunan mükemmel insan Simone Biles'ın olimpiyat hikayesi. Olimpiyatların artık sonuna geldik. Zaten çok uzun yıllardır çeşitli sproları takip eden biri olarak bu yıl spor ihtiyacımı bu olimpiyatların karşıladığını söyleyebilirim. Spor belgeselleri bu hayattaki en sevdiğim şey olabilir…devamıBirçok insanın hayatına dokunan mükemmel insan Simone Biles'ın olimpiyat hikayesi.
Olimpiyatların artık sonuna geldik. Zaten çok uzun yıllardır çeşitli sproları takip eden biri olarak bu yıl spor ihtiyacımı bu olimpiyatların karşıladığını söyleyebilirim. Spor belgeselleri bu hayattaki en sevdiğim şey olabilir belki de. Şimdi de tam bir kraliçe olan Simone Biles'ın mükemmel olimpiyat serüveninin belgeselini izleme zamanı. Aşırı heyecanlıyım açıkçası çünkü gerçekten bir kraliçe kendisi. Sporla içli dışlı olan ya da en azında olimpiyatları takip eden herkes biliyordur herhalde kendisini.
Belgesel Simone'un sezgilerinin çok kuvvetli olduğunu söylemesiyle başlıyor. Korkutucu çünkü kötü şeyleri hissetmenin yıkıcılığını düşünün. Hayatını mesleğine adamış bir sporcusun. Her sporcu gibi hayalin olimpiyatlara katılıp madalya alabilmek. ABD takımının en ama en başarılı ve tanınan kadın sporcularından birisin. Hatta takımının en iyi jimnastikçisisin. Bir sürü şampiyonluğun var. Üzerindeki yük ve içindeki istek hayal bile edilemez. Fakat huzursuzluk seni ele geçiriyor çünkü sezgilerine çok ama çok inanıyorsun. İğrenç bir olay gerçekten.
Artık o kadad üst düzeyde bir jimnastikçi ki Simone, ondan rekorlar kırması zaten bekleniyor fakat artık insanlar jimnastiği etkileyecek hareketler geliştirmesini de beklemeye başlamış durumda. Herkes altın madalya kazanacağından da emin. Akıllardaki tek soru kaç tane kazanacağı.
"Bedeniniz ancak zihniniz sağlamsa iş görebilir."
Sporcuların işleri o kadar ama o kadar zor ki hepsi inanılmaz işler başarıyorlar. Tokyo 2020 Simone için beklendiği gibi başlamıyor. Herkes madalya alacağından eminken ve kariyerinin zirvesine çıkacağını düşünürken onun zihni bedenini ele geçirmeye başlıyor.
2020 Tokyo Olimpiyatları pandemi nedeniyle zaten bir yıl ertelendi ve hatırlayanlar olur çok gerici geçti. Rusya'nın son katıldığı sportif etkinlik zaten biliyorsunuz. Bir özelliği de o. Onun dışında her sporcuya her gün covid testi yapıldı ve pozitif çıkanlar karantinaya alındı. Gerçekten bir sporcu için olimpiyatta yaşayacağı en ama en travmatik olay herhalde. O zamanlar milli voleybol takımımızdaki en önemki kozlardan biri olan Meryem Boz'un ilk testi pozitif çıkmıştı mesela. Korkunç zamanlar geçirdik gerçekten. Bunun psikolojik zorluğunu da düşünebilirsiniz tabiki her sporcu için.
"Şu an zirvede. Yanında başka hiç kimse yok. Va bazen de zirvede yalnız kalırsınız."
Aklı tamamen başka bir yerde olimpiyat turuna başlıyor Simone. Sadece sporcuların olduğu bir salonda. Sıfır seyirci ile. Bu da sporcular için bazen zor olabiliyor. Ama en zoru sevdiklerinin yanında olamaması herhalde o yıl için. Annesi ve babası her bu spora başladığından beri her gösterisine gitmişler. Tokyo dışında. Sonra bir anda ışıklardan rahatsız oluyor. Yıllardır yaptığı mesleğin olmazsa olmazı ışıklardan. Olay çok vahim yani. Baya vahim. Ve bu durum başka bir müsabakada değil de olimpiyatlarda gerçekleşiyor.
O zamanlara bu belgeselsiz izleyici gözünden baktığımızda herkesin ona "Takımı yarı yolda bıraktı." dediğini hatırlıyorum. Böyle tweetler dönüp duruyordu. Takım finallerinden en kötü dereceyle ayrılıp sonrasında federasyonu "Bireysel finallerine katılıp katılmayacağını belirleyeceğiz." açıklamasında bulunmuştu. Bu da tabiki takımını terk etmesi skandalına tuz biber oldu. Belgeselde görüyoruz ki annesini arayarak takımı bırakma konusunda çok üzüldüğünü ama cesareti olmadığını ve psikolojik olarak iyi hissetmediğini söylüyor. Herkes ne kadar da şok içindeydi o anlarda.
Sosyal medya berbat bir yer. Hele ünlü insanlar için. Hele sporcular için. Tek hatanı bile affetmeyecek onlarca insan çıkıyor. Geçen sene İtalya ligindeki bir takımda oynayan Julia Ituma adlı voleybolcu İstanbul'a deplasmana geldiğinde otelinin camından düşüp öldü. Hala intihar mı yoksa kaza mı olduğu bilinmiyor ve artık kapanmış bir olay. Sonrasında düşen performansından dolayı sosyal medyadan aldığı mesajlar teker teker ortaya çıkmaya başlıyor ve voleybol takipçileri olarak intihar olduğuna emin oluyoruz. Kendisi Ebrar ile o sene aynı takımdaydı. Her zaman beni çok derinden etkileyen bir olay bu. Çok gülen, sorunlarını paylaşmayan ve dışarodan mutlu görünen insanların içinde ne koptuğunu bilemeyiz. Sporcuların yaşadıkları şeylere dayanıklılık gücünü bilemeyiz ve biz insanoğlu hep çok acımasız davranıyoruz. Sosyal medyada en çok gelişen özelliğimiz acımasızlık kesinlikle.
Sosyal medyanın ırkçılığı desteklemeyişini çok takdir ediyorum ama bazen öyle kişiler geliyor ve öyle iğrenç şeyler söylüyor ki bu insanlık adam olmaz diyorsunuz. Jimnastik dış görünüşe eskiden de şu an da önem veren bir spor dalı. İşin içinde bir şov var sonuçta. Ama bu güzellik algısının sarı saçlar ve belirli bir vücut tipi olması kesinlikle normalleştirilemez ki şükürler olsun eskilerde kalmış. Burada Simone queen'in belgeselini izlerken bazı salaklar gibi saçına başına takılacak değiliz herhalde? Bu insanları çok cahil ve hayatsız buluyorum. Hani diyolar ya "Get a life bro!". Gerçekten get a life ya...
"Yeteneklerimi kaybediyorum."
O an 24 yaşındaydı. Şu an 27 yaşında. Hala dünyanın en iyisi. Hala bir çok kız çocuğunun idolü. Bence bazı sporcular gösterdiği olağanüstü mental sağlamlık ve inanılmaz yeteneklerinden dolayı, aynı dalda hayal kurmayan sporcu gençlerin bile idolü olabilirler. Kendime seçebileceğim böyle bir sürü idol var ve Simone kesinlikle onlardan biri. Mükemmel bir sporcu örneği.
"...and still i rise."
✔️10/10
'11.8.24~11.8.24